- Türk tarafı adına yürütülen, bir devlet politikasıdır. MHP, durduğu yerde nispeten daha tutarlı; Erdoğan ise süreci kendi siyasal geleceği için heba etmek de dahil her yola tevessül eder.
HEVAL TAHA
Bir süredir Türk basınının birbirinden çok farklı mecralarında sistematik olarak bir “danışıklı dövüş” senaryosu dilendiriliyor. Söz konusu ısrarlı yayınlara göre; MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin partisinin grup toplantılarında yaptığı bazı ‘cesur’ açıklamalara karşın Cumhur İttifakı ortağı AKP Lideri Erdoğan, bir üçüncü taraf ciddiyetsizliğiyle dışarıdan izliyor. Dolayısıyla bu tavır da kamuoyu tarafından ikilinin “danışıklı dövüş”ü olarak yorumlanmalı. Buradan bizlerin de söz konusu sürecin aslında bir devlet politikası değil de bu iki siyasi partinin iç inisiyatifleri ile ortaya koydukları bir politika olduğuna ikna olmamız isteniyor.
Bahse konu yaklaşımlara bakacak olursak, yüzyılı aşkın bir süredir Türk devletinin temel paradigmasını oluşturan Kürt inkarı sıradan bir yasa değişikliğidir. Dolayısıyla ittifak ortağı iki partinin kamuoyunu tava getirmek için giriştikleri danışıklı dövüşüne indirgenebilecek bir mevzudur. Kendi parti programlarında bu tarihi problemin çözümüne ilişkin tek bir satır bulunmayan bu iki partinin “danışıklı dövüşüne” inanalım isteniyor. Parti programlarında olmadığı gibi girdikleri son seçimlerde de ilan ettikleri seçim beyannamesinde Kürt inkarının sonlandırılması, sorunun demokratik çözümü konusunda en ufak bir vaatleri yoktur. Bu iki parti nasıl oluyor da birden bire böyle bir süreç başlatıp bir de burada danışıklı dövüş madrabazlığına soyunuyorlar?
Kaynak olarak istisnasız bir biçimde kıymeti kendinden menkul “Ankara kulisleri”ne dayandırılan bu haber ve yazıların AKP mahvillerinden servis edildiği muhakkak. Hemen tüm iddialar, MHP Lideri Bahçeli’nin yükselttiği çıtanın Erdoğan tarafından “makule” indirildiğini savunuyor. Danışıklı dövüş vurgusu, Bahçeli’nin kendi mecrasında yer yer ezber bozduğu da söylenebilecek açıklamalarını da boşa çıkarmıyor mu? Açık ki AKP bu manipülasyonla Erdoğan’ın elini rahatlatmayı hedefliyor.
BBC Türkçe’nin 6 Mayıs tarihli haberinde Devlet Bahçeli’nin 5 Mayıs’taki konuşmasından “Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, Terörsüz Türkiye sürecine hizmet edecek şekilde bu açık ele alınmalıdır. Bunun adının barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü olmasını öneriyorum” alıntısı yapılıyor. Bahçeli’nin son derece açık bir biçimde dile getirdiği önerisi, 11 Mayıs’ta T24 isimli internet sitesindeki yine bir “Ankara kulisi” menşeli bir yazıda “Bahçeli’nin önerdiği formülü illaki bizzat Öcalan’a 'koordinatör' sıfatı verilmesi olarak yorumlamak kanımca hatalı olacaktır. MHP liderinin sözlerini, sürecin kurumsallaşmasını sağlayacak bir yapının tesis edilmesi ve Öcalan’ın 'muhataplık' durumunun bu yapının yapacağı çalışmalar çerçevesinde resmen teyit edilmesi olarak yorumlayabiliriz” şeklinde aktarılıyor.
Hiç olmadığı kadar net bir dille yapılan bu tarihi öneriyi neden önerildiği biçimde tartışmak yerine eğerek bükerek yorumlayalım ki? Görünen o ki Bahçeli’nin önerilerinin “gazetecilik yorumu” adı altında içinin boşaltılması bir AKP müdahalesidir. Israrla gözden kaçırılan bir başka husus da şudur; Türk devlet paradigmasının temelini oluşturan Kürt inkarı konusunda düzen partileri hiçbir dönem birer uygulayıcı olmanın ötesine geçememiştir. AKP ve MHP de bundan azade değildir. Hal böyleyken “danışıklı dövüş” haberleri/yazıları ile kamuoyu neye ikna edilmek isteniyor.
Sanki Kürt Özgürlük Hareketi ve Öcalan'ın gerçek muhataplarının devlet olduğunu perdelemek istiyorlar. Yarın bu süreç de devlet eliyle sabote edildiğinde sorumluluk bu iki siyasi partinin hanesinde kalsın istiyorlar. Devlette devamlılık esas ise devletin barış çabalarını sabote etmesi sonucu ortaya çıkacak vahim durumdan sorumlu tutulmaması isteniyor belki de. Yarın öbür gün siyaset sahnesinden silinmesi muhtemel siyasi partilerin söylemleri de onlarla beraber unutulsun, devlet adına hiçbir bağlayıcılığı olmasın. Devlet Kürt tarafı ile masaya hiç oturur mu? O halde TBMM heyetinin İmralı’da Öcalan ile yaptığı görüşme, tarihe bu iki partinin inisiyatifi olarak geçsin. Nitekim Meclis'te kurulan komisyonun bir yasa ile ihdas edilmesi yerine Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un “inisiyatifi” ile oluşturulması da sürecin devlet açısından bağlayıcılığını ortadan kaldırmak için yapılan bir hamle değil miydi?
Oysa Öcalan. İmralı adasında norm devlet olarak tanımladığı devlet yetkilileri ile bir dizi görüşme yürüttüğünü açıkladı. Buna rağmen sürecin belirleyici iradesi olarak AKP ve MHP’yi göstermek iyi niyetle izah edilebilir mi? Öcalan’ın muhatap olduğunu açıkça söylediği norm devlet orta yerde dururken, yasal düzenlemeleri yapmakla yükümlü yasama ve yürütmenin üzerine düşeni yapmaması “danışıklı dövüş” olabilir mi? Yok eğer böyle ise bu norm dışı gücün süreci sabote etmesinden başka bir anlam taşır mı? Danışıklı dövüş vurgusu, Bahçeli’nin kendi mecrasında yer yer ezber bozduğu da söylenebilecek açıklamalarını da boşa çıkarmıyor mu?
“Danışıklı dövüş” haber/yazılarında dikkat çeken bir başka unsur da böylesi bir madrabazlığın adeta siyasetin doğasından kaynaklanabileceği rahatlığı. Oysa ancak ikiyüzlü bir siyaset, barış talebini araçsallaştırmak gibi bir yola tevessül edebilir. Bu art niyetli bir siyaset etme biçimidir ki muhakkak mahkum edilmelidir.
Netice itibarıyla Türk tarafı adına yürütülen, bir devlet politikasıdır. Burada da MHP kendi durduğu yerde nispeten daha tutarlı bir siyaset izliyor. Erdoğan ise elinde bulunan yasal zemini kullanarak süreci kendi siyasal geleceği için heba etmek de dahil her yola tevessül etmekten imtina etmiyor.