Umulan; CHP’nin darbe karşısında net tutum alıp milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ‘hayır’ demesiydi. Olmadı, CHP’yi bilenler hayal kırıklığı yaşamadı. CHP her zamanki gibi tarihsel misyonuna uygun davrandı, Kürtlere karşı devletin yanında yer aldı. AKP ve MHP ile el ele verip HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırdı. 

Sonra da Kılıçdaroğlu, "bu yasa terörle mücadele için çıktı. Buyurun terörü bitirin" dedi. Demek ki daha önce açıkladığı gibi, "iş referanduma gidecek, partili cumhurbaşkanını da oylatacaklar" meselesi değilmiş. Bu sadece gerçeği örtmek için kullanılan bir perdeymiş. 

İşe bakın, Kılıçdaroğlu bir taraftan, "Kürt sorunu parlamentoda çözülür" diyor bir taraftan da parlamentoda bulunan Kürt, Alevi, Sosyalist, Ermeni, Süryani, kadın milletvekillerinin parlamentodan atılmasına cömertçe destek sunuyor. "Nasıl olacak bu iş?" sorusuna ise tabii ki yanıt veremiyor. 

CHP bizi şaşırttı mı? En azından ben hiç şaşırmadım. Hiçbir Kürt’ün de şaşırmaması lazım. CHP’ye bir soru sorulmuştu, "Devlet mi, Kürtler mi" diye. CHP de her zamanki gibi "devlet" diyerek mevcut suça ortak oldu. 

Bu soru vakti zamanında hep CHP’ye soruldu ve CHP hep aynı cevabı verdi, "Devlet" Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana da bu hep böyle değil miydi? Kürtlere, Alevilere yönelik tüm katliamlarda CHP’nin parmağı yok mu?

CHP seçimlerden önce, "HDP barajı aşarsa, AKP ile başkanlık için anlaşacak" derken, bugün kendisi AKP ile başkanlık için anlaştı. MHP ile birlikte tek adam rejimine teslim oldu. 

Aynı CHP,  zamanında Deniz Gezmiş’lerin idamına "evet" diyen milletvekillerinin de ruhlarına Fatiha okudu. 

Bu oylamaya katılanlar, Ankara katliamını, Suruç katliamını, Cizre, Sur, Nusaybin katliamlarını da meşru göstererek, ‘devlettir, ne yapsa yeridir’ cevabını hep birlikte verdi. 

Oysa 7 Haziran’da farklı bir Türkiye yaratılabileceğini HDP bize göstermişti ve 8 Haziran sabahı uyandığımızda umutlarımız yeniden canlanmıştı. İşte bugün farklı bir Türkiye yaratmanın kabusunu yaşayanlar HDP tasfiyesi için birlik oldular. O kabustu bugün onları bir araya getirip birleştiren.

Anayasanın her gün Cumhurbaşkanı tarafından açıkça ihlal edildiği, fiili başkanlık rejimi altında darbe politikasının uygulandığı bir ortamda anayasanın ihlal edilmesi suçunun bir ortağı da CHP’dir.

Velhasıl saray istedi, CHP de omuz verdi.

CHP sanmasın ki dokunulmazlık meselesi yarın kendilerinin de kapısını çalmayacak, işte o zaman çıkacak faturaya da hazır olmalı.  

Dünya deneyimleri de bunu göstermiştir. 1933 yılında Hitler, Komünist Parti milletvekillerini parlamentodan atıp bir kısmını hapse yolladığında, Sosyal Demokrat Parti kendisine bir şey yapılmayacağını düşünüyordu. Komünist Parti’nin ortak mücadele önerilerine hep mesafeli kaldı ve Alman burjuvasının yanında yer aldı. Nihayetinde Sosyal Demokrat Parti de  faşizmden nasibini aldı ve 17 Haziran 1933 tarihinde yasaklandı. CHP’nin başına bunların gelmeyeceğinin hiç bir garantisi yoktur.

Sorun bundan sonrasıdır. CHP kurumsal olarak devletin yanında yer almıştır. Biliyoruz ki ‘değişir, sosyal demokrat bir çizgiye gelebilir’ inancıyla birçok isim CHP içinde siyaset yapmaktadır. Keşke bu arkadaşlar haklı çıksaydı ve CHP sosyal demokrat bir parti olsaydı. Son yaşananlar göstermiştir ki CHP yönetimi sosyal demokrat bir parti olmayı ret etmiştir.

AKP’nin getirdiği darbe teklifine "hayır" diyen CHP milletvekillerine çok iş düşüyor. Beklemeden, tereddüt etmeden HDP ile birlikte ortak bir cephe kurmalılar. Bu faşizme karşı mücadelede yepyeni bir dönemin ve umudun kapısını açacaktır. Demokrasi ve özgürlük mücadelesi zordur, ancak "zor" diye vazgeçmek boynunu giyotine uzatmaktır.

Gün; onurlu, cesaretli, vicdanlı ve elini taşın altına koyma günüdür. Tarih hainleri değil, kahramanları yazar.