
CHP yeni kongre yaptı. Kongre yine hizipler kavgası biçiminde geçti. Düşünce ve proje kavgası değil, kim partide hakim olacak kavgası yapıldı. Bu bir yönüyle de CHP’nin genlerinde var olan bürokratik zihniyetin dışa vurumudur. Kuruluşu asker ve sivil bürokrasi tarafından olduğu için partiyi de bir yönetim kurumlaşması ve sadece toplumun üzerinde hakimiyet kurma aracı olarak ele almışlardır. Bu nedenle CHP kurultayları politikalar ve proje tartışmalarına değil de yönetim kavgalarına sahne olmaktadır.
CHP şimdi kendine sosyal demokrat diyor. Ama şimdiye kadar gerçek anlamda sosyal demokrat olamamıştır. 1970’li yıllarda Bülent Ecevit bu konuda çaba göstermiş, ama başarılı olamamıştır. Çünkü kendisinde de CHP’nin kuruluşundaki bürokratik genler vardı. Demokratik anlayışı yetersizdi. Bu nedenle CHP’yi sosyal demokrat bir parti haline getiremedi. Zaten Ecevit de 1990’lı yıllarda devlette esen rüzgarlar temelinde kendisini milliyetçi solcu olarak tanımladı.
Dünyadaki sosyal demokratların kuruluş tarihi ve hikayesi CHP’den çok farklıdır. Batı’daki sosyal demokrat partiler komünist partilerin reformist kanadı olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Eskiden komünist ve sosyalist partilerin genel adı sosyal demokrattı. Bu partiler kapitalist sistem içi ve reformist hale gelince sosyalist ve komünist güçler partilerinin isimlerini değiştirmişler; komünist ve sosyalist parti adını almışlardır.
CHP ise komünist ve sosyalist partilerin reformist kanadı olarak tarih sahnesine çıkmamıştır. Dayandığı sosyal zemin işçiler ve emekçiler olmamıştır. Devletçi ve otoriter bir partinin 1960’lı yılların sonunda dünyadaki gelişmelerden ve kutuplaşmalardan da etkilenerek kendini sol tanımlamasıyla birlikte CHP yeni bir kimlik arayışına girmiştir. CHP bu yeni kimlik arayışıyla kuruluşundaki devletçi karakter arasında bir çatışma içinde olmuştur.
1970’li yıllarda bu devletçi karakterinden ve bürokratik geçmişten kopma çabası oldu. Ezilen toplumsal tabana yüzünü döndü. Özellikle Türkiye’de gelişen sol zihniyet ve bunun toplumsal taban bulması CHP’yi de etkiledi. CHP bu yıllarda işçilerin, emekçilerin ve demokrasi isteyen güçlerin oyunu aldı. Taban olarak tamamen sosyal demokrat partilerin dayandığı sosyal kesime oturdu. Bunun sonucu o yıllarda ordu ve bürokrasi CHP’den rahatsız bir konumda oldu. CHP hakim devlet bloklarıyla çatışır hale geldi. Kuşkusuz orduda ve bürokraside CHP taraftarları yine vardı. Ama bunlar da bir değişim sürecine girmişti. Türkiye’deki devrimci demokratik hareket tüm toplumsal kesimleri etkilediği gibi onları da etkiliyordu.
O dönemde devletin üst kademelerinin, derin devletin ve kontrgerillanın CHP karşıtı olması esas olarak Demirel’in milliyetçi cephe koalisyonun arkasında olması bu gerçeği açıklamaktadır. Dolayısıyla 1970-80 arasındaki CHP’yi ayrı ele alıp değerlendirmek gerekmektedir.
Ancak 12 Eylül askeri darbesi CHP’de tabanın zorlamasıyla yaşanan değişikliğe son vermiştir. CHP’nin sosyal demokrat tabana ve zihniyete kavuşması süreci böylece akamete uğramıştır. CHP’deki devletçi ve bürokratik damar gelişen sosyal demokrat eğilimi geriletmiştir. 1970’li yıllarda CHP’nin tabanı olan kesimler farklı partilere eğilim gösterdiler. Bu durum devletçi ve bürokratik olarak şekillenen bir partinin sosyal demokrat bir partiye evrilmesinin kolay olmadığını göstermiştir.
CHP 1990’lı yıllardan itibaren özellikle Deniz Baykal şahsında toplumun demokrasi ve özgürlük taleplerine cevap veren bir parti olmak yerine, devletin statükocu antidemokratik karakterinin savunucusu haline gelmiştir. Devletin demokratikleşmesini değil de devletin otoriter karakteriyle Kürtleri inkar ve kültürel soykırıma uğratmasının en temel savunucusu olmuştur.
Sosyal demokrat partiler sadece sosyal sorunlarla ilgili değil, etnik ve dinsel konularda da demokratik davranmaya yatkındır. Bunu dünya örneklerinden bilmekteyiz. Ama CHP Kürt sorununda tam milliyetçi, devletçi, hatta faşist karakterde bir tutum takınmıştır. Bu nedenle demokratik söylem hiç de hak etmedikleri halde milliyetçi ve muhafazakar kesimlere bırakılmıştır. Türkçü-İslamcı zihniyet kendisini demokrat göstermeye çalışmıştır.
Kürt özgürlük mücadelesi CHP’nin demokratik olmayan karakterini ortaya çıkardığı gibi, AKP’de temsil edilen yeşil Türkçü faşizmin karakterini de gözler önüne sermiştir.
AKP’nin bu gerçeğinin ortaya çıkması, Türkiye’de yeniden bir sosyal demokrat parti ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Çünkü şimdiye kadar AKP’yi iktidarda tutan esas olarak CHP’nin devletçi ve bürokratik zihniyeti olmuştur. CHP bir sosyal demokrat parti olamadığı gibi, Türkiye’de bir demokrasi hareketinin gelişmesinin de önüne geçme görevini üslenmiştir. Son kongre ortaya çıkarmıştır ki CHP’nin demokratik karakterde bir parti olmaya niyeti yoktur. Mevcut hakim klik rakibini susturmak için yine klasik söylemi aşmamıştır.
CHP’nin demokratik karakter kazanması için devletin kuruluşundaki antidemokratik zihniyet ve uygulamalardan kendisini arındırması gerekir. Eğer 1920 Meclisi ve 21 anayasası ruhuyla kendisini güncellerse o zaman CHP kendisini değiştirebilir. Yoksa devletçi ve bürokratik zihniyetle şekillenmiş CHP sosyal demokrat bir parti haline gelemez.
Günümüzde Türkiye’nin temel demokratikleşme sorunu Kürt sorunudur. Bu konuda demokratik özgürlükçü bir yaklaşım içine girmeden CHP’nin değiştiği ve dönüştüğü söylenemez. Çünkü CHP’nin gerici karakterde kalmasını sağlayan esas olarak Kürt sorununa bakışıdır.
CHP’nin durumu bir kez daha ortaya koymuştur ki, CHP’yi aşacak bir demokrasi hareketi geliştirilmeden AKP gibi kendine demokrat kendine Müslüman partiler iktidardan düşürülemez. Aslında AKP teşhir olup zayıflamıştır. Ancak alternatif olmadığı için hala iktidarını sürdürmektedir. Artık CHP den ve AKP’den demokratik adımlar bekleyen toplumsal ruh halini aştıracak geniş yelpazede bir demokrasi hareketine ihtiyaç vardır.