TC’nin Başûr’a yönelik hava ve işgal saldırıları, Hewlêr ile Bağdat arasındaki anlaşmazlıklar, önü bir türlü alınamayan Covid-19 salgını sürerken ekonomi durumunun toplum üzerindeki etkileri gözden kaçırılabiliyor. Oysa DAİŞ saldırıları dönemindeki mali krizden de ağır bir durumla karşı karşıyayız.

Hükümetten maaş alan yaklaşık 1.4 milyon insana (bölge nüfusunun neredeyse bir çeyreği) 6 aydır doğru dürüst ödeme yapılmıyor. İnsanlar bu durumu son 3 aydır protesto ediyor. Covid-19 nedeniyle zorlu koşullarda çalışan devlet hastanesi personeli kısmi grev eylemleri yaptı. Süleymaniye’deki trafik polisleri 20 gündür grevde. Bazı insanlar ciddi geçim sıkıntısını yaşıyor. Geçtiğimiz hafta Süleymaniye pazarının yanındaki Baxê Giştî parkında 55 yaşındaki bir TIR şoförü borç nedeniyle kendini yakarak yaşamına son verdi. Birkaç gün sonra, bu kez 16 yaşındaki bir genç aynı şehirde maddi sıkıntılar nedeniyle intihar etti.

Önceki gün çok sayıda çiftçi Hewlêr-Duhok yolunu kapatarak hükümetin tarım ve pazar politikalarını protesto etti. Çiftçiler Hewlêr’de kapattıkları yola ürettikleri sebzeyi döktü. Bundan kısa bir süre önce Êzîdî bir çiftçi salatalıklarını yola döküp yerli üretimi teşvik yerine cezalandıran hükümet politikalarına dikkat çekti.

Sorun şu ki yerli üreticiler meyve ve sebzelerine alıcı bulamıyor. Zira Türkiye ve İran’dan ithal edilen ürünler çok daha ucuz. Böyle olunca yerli mal üreticinin elinde kalıyor. Bu durum yılladır devam ediyor, ancak Türkiye ve İran’da mali kriz derinleştikçe ve döviz düştükçe Başûrlu çiftçi için rekabet zorlaşıyor. Geçen yıl bu duruma karşı gerçekleştirilen protestolar nedeniyle kısa bir süreliğine İran’dan meyve-sebze ithaline sınırlama getirilmişti, ancak hükümet politikalarında değişikliğe gidilmedi. Zira Başûr bir nevi Türkiye ve İran ekonomileri için pazar olarak tasarlanmıştır ve bu durumu değiştirmek üzere atılan her adıma iki devlet tarafından baskı ile cevap veriliyor.

Örneğin Kürdistan Bölgesi Tarım Bakanı, Türkiye’den yumurta ithalini yasakladıklarında Ankara’dan baskı içeren bir telefon aldıklarını açıkladı. Yine Covid-19’un yayılmasını önlemek amacıyla Mart ortasında bütün sınır kapıları ve gümrükleri kapatılırken, İran Başûr üzerinde baskı kurarak bir kapıyı açtırdı. Covid-19 virüsünün birden Başûr’da artmasının bir nedeninin söz konusu kapı olduğu tahmin ediliyor zira normalde günde 300 TIRın geçtiği bu gümrükten Mayıs ayı itibariyle 900’den fazla araç geçmeye başladı.

Başûr’un maliyesi aylık girişlere bağlıdır. Şimdiye kadar ağırlıkta petrol ticaretinden sağlanan gelir ve Bağdat’tan transfer edilen bütçeye ile hem memur maaşları hem de yabancı petrol şirketlerinin giderleri ödeniyordu. Ama Ocak’tan itibaren adım adım bu gelirler kesilince kasa boşaldı. Daha sonra Bağdat’tan gönderilen bütçe ile maaşlar ödenmesi gerekirken paranın çoğu yabancı şirketlere olan borçlara yatırıldı. İş öyle bir noktaya geldi ki insanlar artık maaşlarının Kürdistan Bölge Hükümeti değil doğrudan Bağdat tarafından ödenmesini talep eder oldular. Bu ise Bağdat’ın Başûr’daki gümrük kapıları ve petrol ticareti üzerindeki kontrolü tamamen ele geçirmeye çalıştığı bu süreçte federal statü ve yetkiler açısından risk oluşturan bir durumdur.

Bütün bu sorunların arkasında yatan temel sebep, Başûr’un bir ekonomiye sahip olmayışıdır. Ekonomi, ticaretten ibaret olmayıp ağırlıkta üretime dayanır. Ancak mevcut durumda var olan sınırlı üretim de yok olma tehdidi ile karşı karşıya. Bunun bir nedeni, ithal ürünlerle rekabet edememe durumu iken, diğer yandan TC’nin Başûr’a yönelik hava saldırıları nedeniyle kırsal alanda yaşayan çiftçiler tarlalarını sulayamıyor, ekinlerini toplayamıyorlar.

Zayıf ekonominin bir diğer adı politik bağımlılıktır. O nedenle çok acil bir şekilde Başûr’da bir ekonomi planının oluşturulması ve uygulanması gerekiyor. Bununla birlikte çiftçiler, ürünlerini yola dökmek veya tarlalarında ağlamak yerine örgütlenmeli. Çözüm dayanışma ve komünalite ile illa ki bulunur. Protesto bir yere kadar. Eğer hiçbir şey değişmezse o zaman değişimin kendisi olunmalı.