IŞİD İslamı’nın katliamlarını protesto ederken, IŞİD katliamlarının önünü kesmek için yüzlerce can bedeli veren PYD’nin, YPG’nin, YPJ’nin ve hala "terör listesinde" tutulan PKK’nin adını saygıyla selamlamamak iki yüzlülük olarak sergiliyor kendini ve midemi bulandırıyor. IŞİD’i büyütüp besleyen Türkiye ile birlikte iki yıl önce güpegündüz gerçekleştirilen ortak bir operasyonla katledilmiş olan Sakineler’in kanı üzerindeki politik ittifaklar örtüsüne dokunulmazken, dokunulamazken, IŞİD’e karşı mücadele sözü vermek ya da "Hepimiz Hebdo’yuz!" diye bağırmalardaki sahtelik midemi bulandırıyor.
Sadece fısıltıyla "IŞİD islam değildir" diyebilen, ama sokaklara taşarak bunu deklare etmeyen İslam’ın öteki versiyonlarının sahteciliği de midemi bulandırıyor. Öncelikle: İslam’ın hiçbir versiyonu IŞİD ya da El Kaida gibi bir İslam versiyonunu kökten reddederek gerçeğin üzerini örtmemelidir. Elleri kanlı da olsa, IŞİD de diğer İslami hareketler gibi İslam’ın bir versiyonudur. O halde, "IŞİD İslam değildir" diyerek İslamı kendine göre tarifleyip, "ötekiler" üzerinde tehdit oluşturmak, kendini tek doğru olarak gören, düşünceyi tekleştirmeyi hedefleyen, IŞİD’i reddederken IŞİD’leşen o geleneksel ben’ciliğin adıdır. Böyle bir sersemliğe düşmemek için, "ben o tür bir İslam tanımının dışındayım ve İslam’ın o yorumunu toplum için, insanlık için büyük bir tehlike ve tehdit olarak görüyorum" diyerek safını belirlemek gerekirdi. Ve elbette IŞİD’i besleyip büyüten, giydirip kuşandıran AKP ve Tayyip Erdoğan lanetlenmeden; bunlara karşı tavır alınmadan ben IŞİD’e karşıyım sözü de bir korkunun dışa vurumundan başka bir şey olamaz.
Batının İslam olmayan inanç sahipleri ise katliamların temelini sorgularken bütünüyle ve sadece Islamı yargılamak yerine, IŞİD’in yerel koşullardaki versiyonları olan PEGİDA ve NSU gibi ırkçı hareketlerle kesin bir yüzleşme yapmak zorundadırlar. Zira esas sorun İslam ya da Hıristiyanlık sorunu değil, özünde ezen-ezilen; sömüren-sömürülen sorunudur.
Öncelikle şunu saptamakta yarar var: Gelir dağılımının halklar arasında büyük bir adaletsizlik sergilediği günümüz dünyasında, yoksullarının oluşturduğu çoğunluk ve zenginlerin oluşturduğu küçücük azınlık arasındaki çatışma kısa süre içerisinde bitebileceğe benzememektedir. İki tarafın da şiddet temelinde ötekine saldırmayı çözüm bellemesi, sorunu sadece derinleştirir.
ABDEM’in yaptığı kamuoyu açıklaması da bu gerçeğin altını çizmişti: "Küresel boyutta Kapitalist sermayenin sahipleri daha fazla kar için halkların yaşam standartlarını açlık sınırları altına indirirken, zihinsel gericiliği açlığa tevekkül için büyütmeye ve yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. (İnsanlık bir yandan Avrupa’da olduğu gibi) PEGİDA zehriyle afyonlanmaya çalışılırken, Ortadoğu, Afrika ve İç Asya’da halkları parçalayıp karşı karşıya getiren anlayış, Avrupa emek cephesinde de aynı şeyi yapmaya çalışmaktadır."
Charlie Hebdo Katliamı’nı elbette yüreğimizle lanetlemeliyiz. Ama Sakine Cansız Katliamını da. Ve duygularımız hangi ağıtların peşine takılırsa takılsın, aklımızla değerlendirerek, bir daha bu tür sorunları yaşamamak için gerekli önlemleri de alabilmeliyiz.
Nijerya’da, son birkaç günde iki bini aşkın insan Boko Haram "İslami Örgütü" tarafından öldürüldü. Batıda ses yok. 14 yaşındaki Kürt çocuk, kalbine nişan alınarak güpegündüz vuruldu Kürdistan’da ve Batıda ses yok.
Ve diyorum ki, geçmişte olduğu gibi, gelecekte de "rüzgar eken fırtına biçecektir."