Ancak savaşta elde edilen ganimetin birey veya dar bir kesimin çıkarlarına hizmet etmesi durumunda, bunun ne Allah yolunda mücadele etmesiyle bağı kurulabilir ne de toplumsal yarara dayalı ütopya ile bağı kurulabilir. Ancak, bir avuç elitin kurgularla sistemleştirdiği ve korkulu tabularla parçaladığı ve karşıtlaştırarak birbirine düşman kıldığı ve gütmeye çalıştığı toplumun maneviyatına, canına, malına göz dikmekten öteye bir anlam taşımamaktadır. Bugün Suriye’de yaşanan savaşın temel argümanı; Cihad, ganimet ve Allah Allah nidalarıyla ulaşılmaya çalışılan cennet kavramlarıdır.
Toplum yarına verilen tüm mücadelelerde “amaçların, araçlar kadar temiz olması gereği vardır”. İslam inancının ilk çıkış yıllarına-özüne-bakıldığında ve dönemin koşullarına uyarlandığında toplumun maddi ve manevi ihtiyaçlarına cevap olacak bir niteliğe sahipti. Ancak iktidar tutkunları henüz Hz. Muhammed’in naaşı yerdeyken iktidar kavgasına tutuşmaları iktidarın nemenem bir hastalık olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte İslamın güncelleştirilmemesi, ortaya çıkan inanç akımları ve tarikatlar giderek yozlaşarak İslam ideolojisini özünden boşaltmış ve topluma yalnızca posasını bırakmıştır. Toplumun en yalın olan manevi dünyasına el atılarak iktidarlarının hizmetine koşulmuşlardır. Bu anlamda tarihsel süreç içerisinde, süzülerek günümüze kadar gelen ve bir yaşam biçimine dönüştürülen ve toplumsal değerlerle yüklü kültürel islam ile, bilimsellikten ve maneviyatan uzak elit bir kesimin çıkarına koşulan siyasal İslamın birbirinden ayrıştırılması gereği vardır.
Bu gün Suriye’de, Mısır’da, Libya’da, Tunus ve Yemen’de yaşananlar ve “Halkların bahar bayramı” olarak nitelendirilen devrimsel süreç, toplumu ortak paydalarda buluşturma yerine birbirinden uzaklaştıran, kamplaştıran ve bundan nemalanan iktidarın, siyasallaştırılmış İslamına hizmet ettiğini görmekteyiz. Günümüzün yaşam gerçekliğinden uzak ve bir dönemin efsanevi bireyleri şahsında putlaştırılarak bir sistemteme dönüştürülen ve kullanım değeri sona erdirilen iktidar molozlarının gidişi acaba, sorunların çözümüne çare olabilecek mi? Elbetteki hayır.
Günümüzde dördüncü güç olarak tabir edilen ve holdinleşmiş Medya kuruluşları her ne kadar gerçekleri saptırmaya, veya çarpıtmaya çalışsalar da yaşananların çok farklı olduğuduğu gerçeği bilinmektedir. Yaşananların ne halkların demokratik devrimiyle ne de çokça dillendirilen baharıyla bir ilgisi vardır. Bugün hiçbir sistem ve zihniyet değişikliğine gitmeden eski iktidar molozunun üzerine oturma arzusunu taşıyanlar yarın, etan gazıyla sıkışmış ve her an patlamaya hazır bir bombanın üzerinde oturduklarını unutmamalıdırlar.
Cihad, ganimet ve cennet