10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları HDP açısından 15 Ağustos'la başlayan siyaset yapma biçiminin geldiği noktadır. 10 Ağustos 2014, 15 Ağustos 1984’ün yarattığı haklı, meşru ve dirayetli yürüyüşten gelir. Böyle deyince kimi dostlar haklı olarak “Öncesi yok mu?” diyecekler. Olmaz mı? HDK’nın ilk genel kurulundan hemen sonra 19 Ekim 2011 tarihli “Yüz Yıl Geciken Yüzyılın Kongresi” başlıklı yazımızda; “Ankara’da bir salonda toplanan hakikat aşığı 825 delege… Çoğu “Feleğin çemberinden” geçmiş ve adeta Türkiye’nin devrimci, demokratik mücadelesinin canlı tarihi… Salonun kapısında birikmiş kongrenin başlamasını bekleyen delegelerin yüzündeki heyecan ve sevinç bir ışık olup hasret dolu kucaklaşmalarla sarıldıkları dostlarının yüreğine akıyor.

Herkesin birbirine soracağı, anlatacağı o kadar çok anı ve birikim var ki ama dostlar sevecen bir bakışla gülümsemek ve sıcacık bir sarılma ile yetinmek zorunda. Çünkü “Zaman kısa, biz yorgunuz, yol uzun!” Ve yola çıkma vaktidir artık. Bu güne ulaşmak, çoklukta birlik olmak için ne çok acı çektik. Ne çok zulüm ve katliam yaşadık. Ne çok öldürüldük…
Zindanın ve yaşamın kahredici karanlığını Üç kibrit çöpü ile aydınlatanlarımızdan, Kızıldere’de gencecik öpülesi yüzleri kana boyananlarımız, işkencelerde ser verip sır vermeyenlerimiz, gecenin zifiri karanlığında yıldızlara “Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini, emperyalizmim sömürgeciliğini” haykıranlara kadar ne onurlu bir mirasın sahipleriyiz…” diye yazmışız!
Şimdi, ” Uzmanlar, “Uzmanlık” vehmedilenler, yetkililer, görevliler, politikadan hiç anlamadığı halde “Politik yorumu” geçim kapısı yapanlar… Velhasıl bil cümle politika müptelası adeta nefes almadan, gece gündüz demeden Tv ekranlarında tartışıyor, yorum yapıyor, saptama yapıyorlar! Politika salt politikacılara bırakılamayacak kadar ciddi bir iş… Biz de gittik, gördük, dinledik, konuştuk, söyleştik ve sonucu gördük. Kimileri “Aaa HDP çok büyük bir başarı gösterdi!” dese de ortada “Sürpriz” sayılabilecek bir durum yok, geç kalınmış durumun tezahürü vardır.
HEP’ten beri “Baraj” engeli çok defa yıkılmış olsa da 25 yıla erişen siyasal parti mücadelesinde yüzde 10 barajını aşmak çok gecikmiş bir durum. Zaten yüzde 10 barajı da bu amaçla konulmuştu. Başlangıçtan beri bir “Türkiyelileşme” tartışmasıdır gidiyor. Oysa Kürt Siyasal Hareketi ilk oluşumundan bu yana bırakın Türkiyeli olmayı dünyalıdır. Nitekim Kemal Pir’in 12 Eylül Diyarbakır mahkemesinde hâkimin “Sen Karadenizlisin, ne işin var bu Kürtlerle?” sorusuna “Ben Ortadoğu’nun geleceğini bu harekette görüyorum!” cevabı 34 yıl önceden bu günü görmek değil midir? Bu sözü Pir Kemal’e söyleten hakikat harekete önderlik etme biçimi, oluşumu, bileşeni, siyaset yapma biçimi, halklarla ilişkisi vb. vb. değil midir? Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde yüzde 10 barajını aşmayı oluşturan koşullar 2014’te oluşmadı ki. Selahattin Demirtaş’ın ve HDP kadrolarının geç kalmış başarısı siyaset yapma biçimini günün, toplumun ve ihtiyacın realitesine göre revize etmek, uyarlamaktır. Sayın Demirtaş siyasetin dilini, yöntemini güncellemiş, HDP sadece Kürtlerin değil Türkiye halklarının, emekçilerin, ezilenlerin, inkâr edilen, yok sayılan inanç gruplarının partisidir gerçeğini güzel ifade etmiştir. Şimdi yapılması gereken “Nasıl oldu da bu sonuç alındı?” demek yerine “Nasıl yapmalıyız ki bu birikimi artıralım? Ne yapalım da acil çözüm bekleyen devasa sorunlara çözüm bulalım?” sorusuna cevap bulmaktır. Zira gezip gördüğümüz yerellerin il ve ilçe yönetimlerinde çok ciddi boşlukların yanında merkezi yapıda yetersizlikler var.
Asıl önemli olan siyasetin monolog değil, karşılıklı diyalog olduğunu anlamak ve hep anlatmak, dikte etmek yerine dinlemenin de önemini kavramaktır. Toplumsal kesimlerle dolaylı ilişki yerine direk temas etmek, gidilmeyen yerlere gitmek gerek. Bu dediğimiz içinde bir risk taşımıyor değil! Ancak sistematik bir program çerçevesinde yereldeki il ve ilçe yönetimlerini güçlendirerek aşılabilecek bir durumdur.  
HDP siyasetini besleyen miras çınar gibidir. Güçlendikçe kök salar, kök saldıkça güçlenir. Çınar niye bu kadar uzun ömürlüdür? Kökü derinde olduğu için. Tohum ve fidan aşaması geçildi. Kökü derinde olan HDP’yi politik, kültürel bir değer olarak çınar ağacına dönüştürmenin iklimsel, coğrafi, insani tüm koşulları var. Gayret, azim, kararlılık, sabır, tevazu ve sevgi de eklenince…!