Evet. Erkekler Ocak'ta 19 kadını öldürdü… Asiye, Kader, Ebru, Hatice, Fahriye, Şengül ve diğerleri… Ayrılmak istemesi nedeniyle ya da "namus" gerekçesiyle kimi bıçaklanarak, kimi av tüfeği, kimi tabancayla kimi de boğazlanarak katledildi. "Kadın cinayetleri” demek bu vahşete az geliyor artık. Neredeyse bir cins kırımı yaşanıyor.
Kadın kurumlarınca konferanslar veriliyor, çalıştaylar yapılıyor, farkındalık yaratılmaya çalışılıyor ama kadın kırımı devam ediyor. Sadece katliam değil, kadına karşı cinsiyetçi bakış açısı eşliğinde şiddet, taciz ve tecavüzler de hız kesmiyor… Bu konuda resmi rakamlar ve kayıtlar dışında birçok kadın da erkek şiddeti ve baskısıyla karşı karşıya.
***
Kadın katliamı erkeğin ve erkek devletinin izleriyle dolu. Bölge ya da şehir çok fark etmiyor. Her yerde ve her birimde erkek erki ve vahşeti aynı. Devlet de bütün kurumlarıyla kadın bedenine saldırma kozunu oynamaktan geri durmuyor. Dolaylı da olsa katiller korunuyor, kadın katili erkeklere uygulanan "tahrik indirimi”, "iyi hal indirimi” gibi gerekçeler erkeği cesaretlendiren en önemli etkenler. Ayrıca devletten istenen koruma desteğinin ya zamanında verilmemesi ya da etkin bir şekilde uygulanmaması da kadınların erkekler tarafından göz göre göre katledilmelerine neden oluyor. Cezaları hafifletilen erkekler ve şiddetin mağduru olmaktan kurtulamayan kadınlar toplumun değişmeyen portresi haline geldi.
Her bir haberin ayrıntısında, öldürülen kadınların yıllarca eş, sevgili, baba, abi başta gelmek üzere en yakınlarındaki erkeklerin şiddetine maruz kaldıkları bir gerçek.
Bunun sorumlusu sadece cinayetleri görmezden gelen devlet değil herhalde. Olayı konuşurken asıl erkeği konuşuyor olmamız gerekmez mi? Bunun sorumlusu sadece cinayetleri görmezden gelen devlet değil herhalde. Kadın cinayetlerini, kadına şiddeti, kadına tecavüzü, kadını tacizi, kadına baskıyı önlemek için kadından çok erkeği konuşuyor olmamız gerekmez mi?
Erkek egosu o denli şişiriliyor ki ona ‘hayır’ diyen kişi, onu yetersiz görmüş olarak kabul ediliyor. Erkek, yetersizliğini azaltma yolları aramak yerine suçu karşı tarafta arayınca böyle bir sonuca gidiyor.
***
Bir oyun sahneleniyor sanki. Bu önce kadına rolünü yazıyor, Devlet gibi toplum da kadına kutsal anne rolü biçiyor ve eline metni tutuşturuyor. Kutsalsın sen, izleyicilere bu duyguyu yaşat diyor. Sıran gelmeden konuşma, biat et diyor, ucuz bir piyesi sahneliyor. Kadın kendine biçilen bu rolün dışına çıkınca da olmuyor diye kızıyor, yapamıyorsun diyor, doğaçlama yok, ne dediysek o diyor. Sözünü dinletemezse, kadın role yakışmazsa, karakteri öldürüyor.
Kimse kendini ayırmaya çalışmasın. Hepimiz aynı vahşetin failleriyiz bir bakıma... Eşinin yüzüne kezzap döken kim? Eşini sokak ortasında bıçaklayan kim? Eski kocam beni öldürecek dediğinde izleyen kim? Bu katliama dur diyemeyen, kadına el kiri diyen, erkek yaparsa çapkın kadın yaparsa orospu diyen kim? Sen, ben, o… Biziz işte. Sorun biraz da aynada, aynaya bakabilmekte.
Belli ki bu toplum, erkeği yetiştirirken nerede hata yaptığını bulamadıkça kadınların yazgısı değişmeyecek.
Cins kırımı sürüyor
Bugün yine ajanslara düşen bir haberde; "Türkiye’de öldürülen kadınların sayısı yılın ilk ayında yine artış gösterdi. Ocak ayı boyunca en az 19 kadın, eş, sevgili veya ağabeyleri tarafından katledildi" diyordu. Bu sayı sadece basına yansıyanlardan derlenmiş, aslında bu sayının çok daha kabarık olduğunu düşünmek -ne yazık ki - hiç yanlış olmaz.