Taksim'gerçekleştirilen toplantıda DSİP üyesi Meltem Oral ve Avukat Eren Keskin konuştu. Meltem Oral, devlet sayesinde bir koruma kalkanına sahip olan şiddetin doğrudan gündelik hayatta kadınların karşısına çıktığını ifade etti. "Devlet cinsiyete dayalı iş bölümünü, cinsel yönelimlerinin kamusal alana ne kadar sahip olup olamayacağını düzenleyen bir mekanizma. Kadının sadece anne olabileceğini anlatan anlayıştan bahsediyoruz" diyen Oral, tüm bunların sistematik olarak devlet tarafından üretildiğini ifade etti.
Sermaye-devlet çıkar ilişkisi
"Devletin yapmaya çalıştığı aileyi yıkılmaz ve demirden bir kale haline getirmek. Şiddet gören bir kadının hesap sorma sürecinde yaşadıklarında bunu görüyoruz. Her şey kadını eve dönmeye mecbur bırakacak şekilde ayarlanmış durumda" diyen Oral, sermaye ile devlet arasındaki çıkar ilişkisinin de en çok kürtaj tartışmasında karşımıza çıktığını hatırlattı. Oral, İngiltere, İspanya ve Portekiz gibi krizin yaşandığı ülkelerde kürtaj tartışmalarının ortaya çıktığını ve bunun tesadüf olmadığını ifade ederek, "Kriz, krizi atlatmak, genç nüfus ve yeni nesil işçi sınıfının üretilmesi açısından kürtajın yasaklanması bir kazanım" diye konuştu.
Çok kötü şeyler yaptılar!
Av. Eren Keskin ise, 1997 yılından beri cinsel şiddete uğrayan trans, travesti ve kadınlara ücretsiz hukuki hizmet verdiklerini belirterek, bu süreçteki gözlemlerini aktardı. Keskin, "O dönemde işkence yöntemleri birbirlerine benzerdi ve çok ağırdı. Kadınlara sorduğumuzda elektrik, askı hep anlatılırdı; ama cinsel şiddetten bahsedilmezdi ve bu bir tabuydu" dedi. "O dönem istisnasız herkes cinsel tacize uğruyordu. Çünkü sorgulamalar çırılçıplak yapılıyordu ve bir kısmı tecavüze de uğruyordu. Kürdistan'da cinsel şiddet bir savaş yöntemi olarak kullanılıyordu. Gittiğimizde Kürt kadınlar 'kocalarımız duymasın ama bize çok kötü şeyler yapıyorlar' diyordu ve bu çok kötü şeylerin ne olduğunu biz biliyorduk" diyen Keskin, o dönemde yazılı kanunda çok büyük engeller bulunduğuna dikkat çekti. Keskin, 1990'larda 'cinsel taciz' diye bir tanımın yasalarda bulunmadığını, tecavüzün de tanımının dar olduğunu belirterek, bekaret kontrolünün devlet tarafından şiddet yöntemi olarak kullanıldığını da kaydetti. Cinsel işkencenin ispatının çok zor olduğunu söyleyen Keskin, 2005'ten sonra tacizin tanımlandığını, tecavüzün tanımının genişlediğini söyledi. Ancak mantıkta bir değişme olmadığına işaret eden Keskin, "Sadece gözaltında olması gerekmiyor, toplu eylemlerde sokak ortasında da taciz olabiliyor. Kadınlar hala zor açıklıyorlar cinsel işkenceyi" dedi.
Militarizme karşı mücadele
Keskin, cinsel işkencenin belgelenmesinde yaşanan zorluklardan ise, "Biz bağımsız hekimlerin, hastanelerin, raporların yeterli olması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye'de hala Adli Tıp Kurumu'nun, yani resmi bilirkişinin raporu gerekli" diye konuştu. Keskin, Adli Tıp Kurumu'nun rapor için bir buçuk yıl sonrasına bile gün verebildiğini dile getirerek, bu sürenin çok geç olduğunu vurguladı. Keskin konuşmasında şunları kaydetti: "AKP'nin Türk-İslam sentezini son derece erkek egemen bir bakış açısıyla uyguladığını düşünüyorum. Uluslararası hukukun da son derece erkek egemen olduğunu söylemek gerekiyor. AİHM de tecavüzün belgelenmesinde hala çok sorunlu. Kadınların mücadelesi son derece önemli işler başardı. Militarizme karşı en büyük mücadeleyi ancak kadınlar, eşcinseller verebilir."
DİHA/İSTANBUL
Yüzde 55’i şiddet görüyor
Milletler (BM) Nüfus Fonu ve Harran Üniversitesi, tarım işçilerinde doğurganlık hızının Türkiye ortalamasından iki kat daha fazla ve ölü bebek doğumlarının da 5 kat daha fazla olduğu ortaya koydu.
Mevsimlik Tarım İşçilerinin ve Ailelerinin İhtiyaçlarının Belirlenmesi Araştırması yapıldı. Araştırma mevsimlik tarım işçilerinin nüfus, işgücü göçü, yaşam koşulları ve üreme sağlığına ilişkin sorunlarını tespit ve çözüm önerileri oluşturmak amacıyla 15-49 yaş arası kadınlar ve 15-60 yaş arası erkekleri kapsayan bin 200 hane ve yaklaşık 3 milyon kişi üzerinde yürütüldü. Araştırma verilerine göre, mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocuklarında ilköğretim net okullaşma oranı kız çocuklarında yüzde 74, erkeklerde yüzde 78 iken, lisedeki okullaşma oranının kız çocuklarında yüzde 23’e erkeklerde yüzde 33’e düştü. Araştırmaya katılan kadınların yaklaşık yüzde 55’i, hayatlarının herhangi bir döneminde fiziksel, duygusal, ekonomik ya da cinsel şiddete uğradığını kaydetti. Mevsimlik tarım işçileri yüzde 36,1’lık oranla en çok solunum sistemi hastalıklarına, yüzde 12,3’lık oranla da kas-iskelet sistemi hastalıklarına yakalanıyor.
UÇAN SÜPÜRGE