
Yeni Demokrat Kadın (YDK), cinsel şiddeti tanımlamak ve cinsel şiddete karşı mücadele yöntemlerini tartışmak amacıyla "Cinsel Şiddete Karşı Kadın Konferansı" düzenledi. İstanbul Taksim Hill Otel'de yapılan konferans iki gün sürdü. Konferans, İran'da tecavüzcüsünü öldürdüğü için idam edilen Reyhaneh Cabbari, Almanya'da taciz edilen iki genç kadını korumak isterken uğradığı saldırıda katledilen Tuğçe Albayrak, Mersin'de bindiği minibüsün şoförü tarafından yakılarak katledilen Özgecan Aslan, Şengal ve Kobane'de DAİŞ çetelerine karşı direnen kadınlara atfedildi.
Konferansın ilk oturumunda İstanbul Tabip Odası Kadın Komisyonu üyesi Lale Tırtıl ve YDK'den Aysel Kaya, cinsel şiddetin ne olduğunu tartıştı.
"Cinsiyetçi/Cinsel Şiddet" adlı sunumunu gerçekleştiren Lale Tırtıl, cinsel şiddeti tanımladı. Cinsel şiddetin mahremiyetin ihlali, utanma ve aşağılanmaya neden olarak doğrudan kişiliğe yönelik bir saldırı olduğunu ifade eden Tırtıl, 13 yaşındayken 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç ve Gezi direnişinde 7 kadının gözaltında çıplak aramaya maruz kaldığı örneğini verdi.
Kadının cinselliği tabulaştırılıyor
Tırtıl'ın ardından YDK'den Aysel Kaya söz alarak cinsel şiddet ve kadınlarda bıraktığı etkileri anlattı. Bir kadının cinsel şiddete maruz kalmasının "doğal" olarak görülebildiğini dile getiren Kaya, "Bunun temel nedeni cinselliğin tabu olma meselesinden kaynaklanıyor. Öncelikle kadınların cinsellikle ilgili tartışmalardan kaçması bunun nedenleri arasında. Biz kendi cinsiyet kimliğimiz karşısında birey olarak yaşadıklarımızı ortaya koyamıyoruz. Çünkü kadının misyonu erkeğin ihtiyaçlarını karşılayan bir misyona dönüşmüş durumda" diye belirtti. Kaya, Tayyip Erdoğan'ın özellikle söylediği her sözün, uyguladığı her politikanın kadının cinselliğini tabulaştıran sistematik politikalar olduğunu belirtti.
Cinsel şiddetin kadınların kimliğine yönelik bir saldırı olduğu için daha fazla etkilendiğine vurgu yapan Kaya, şunları söyledi: "Biz toplumsal değer yargılarımız içinde kadınlık rollerimize o kadar alışmışız ki, bununla hesaplaşırken kendi kimliğimize karşı yabancılığımız bu meselenin çok daha gizli kapılar arkasında kalmasına yol açıyor. Örneğin bir cinsel şiddet tarifinde kadınlar 'ben cinsel şiddete maruz kaldım mı?'yı tartışmıyor. Esasında 'bunu bir gören olursa ben ne yaparım?' oluyor. Bu da kadının çok daha güçsüz ve benliğinden uzak kalmasına yol açıyor." Kaya, kadınların kendi kimliklerini güçlendiren bir bakış açısını ortaya koymakla, kadın dayanışmasını güçlendirmekle bundan kurtulabileceklerini ifade etti.
En çok LGBTİ bireylerin cinsel şiddete maruz kaldığını belirten Kaya, tamamen 'hastalık' ve 'ahlak dışı' yaftalarla saldırıldığını dile getirdi. Bu tür politikalarla cinsel şiddetin meşrulaştırılmaya çalışıldığını belirten Kaya, LGBTİ bireylerin hayata katılmasının engellendiğine, yarattıkları yaşam alanlarının ortadan kaldırılmaya çalışıldığına dikkat çekti.
Konferansın ikinci oturumu "Cinsel şiddette devletin rolü ve devlet şiddeti" başlıklı bölümle devam etti. Açılım Hukuk Bürosu avukatlarından Kübra Gündüz ve Aylin Kırıkcu konuşmacı olarak katıldı. Oturumda ilk söz alan Gündüz, kadınlara yönelik cinsel şiddetin bir boyutunun da bizzat devletin uyguladığı cinsel şiddet olduğunu belirterek, özellikle 90'lı yıllarda kadın tutsaklara yönelik taciz ve tecavüzün yaygın olduğundan söz etti.
Devlet, kadının bedeni üzerinden düşüncesine saldırıyor
Gündüz'ün ardından Açılım Hukuk Bürosu avukatlarından Aylin Kırıkcu konuştu. Devletin kadına yönelik cinsel şiddet politikalarının devam ettiğini söyleyen Kırıkcu, erkeklerin de kadınlara yönelik gerçekleştirdiği cinsel şiddetin devlet eliyle olduğuna dikkat çekti. Kırıkcu, " Nasıl ki bir devlet, toprağa hakimiyet kurmak isteyip işgal ediyorsa, erkekler de kadınlara tecavüz ederek aslında kadının bedenine egemen olmak istiyor" dedi. Erk ve devletin kadın bedenine saldırısının aslında düşüncelerine saldırı olduğunu dile getiren Kırıkcu, kadın katliamlarından çıkan cezasızlıkla, yurttaşları katleden polislere verilen cezasızlığın aynı politikanın ürünü olduğunu söyledi. "Siyasi davalarda iyi hal indirimi görmedik neden kadın katliamları davalarında iyi hal indirimi yapılıyor?" diye soran Kırıkcu, özellikle Özgecan Aslan cinayeti sonrasında tartışılmaya başlayan idam cezasının sorunu çözmeyeceğini dile getirdi. Kırıkcu, idam cezaları ya da hadım etme tartışmalarından ziyade erkekliği tartışmak gerektiğine vurgu yaptı.
Kadının beyanı esas alınmalı
Ertesi gün ise, "Kadın beyanı esastır, aksini ispatlama yükümlülüğü erkeğe aittir" ilkesi tartışıldı. Sözkonusu oturumda Filmmor'dan Melek Özman, YDK'dan Rahime Karvar ve İstanbul Feminist Kolektif (İFK) avukatlarından Deniz Bayram sunumlarını gerçekleştirdi.
Cinsel şiddet ve cinsel saldırı arasındaki farkı anlatan İFK avukatlarından Deniz Bayram, Türk Ceza Kanunu'nun bu suçlara nasıl baktığını değerlendirdi. Tüm dünyada yapılan araştırmalara göre, cinsel saldırı suçunda ağırlıklı olarak etkilenenlerin kadın ve çocuklar olduğunu söyleyen Bayram, bu tür saldırıların 'kapalı alan suçlar' kapsamında yer aldığını ve bu yüzden de çok az delillerin olduğu suçlar olduğunu söyledi. Bu gibi durumlarda kadının beyanının esas alınması konusunun devreye girdiğini belirten Bayram, "Örneğin, kadın asansörde tacize maruz kaldığında nasıl bir delil gösterecek? Bunu delillerle kanıtlamak zor. İşte o zaman kadının beyanı esas alınmalı" dedi.
Tecavüzün sadece bir birleşme olmadığını, kadının bedenine yönelik erkeğin bir güç oluşturmasının da tecavüz kapsamına girdiğini dile getiren Bayram, Özgecan Aslan cinayetinden sonra tartışılan idam ve kimyasal hadım cezalarının kadına yönelik şiddet olaylarını münferitleştirmesi anlamına geldiğini söyledi. "İdam tartışması devletin sorumluluğunu üzerinden atması ve olayı bireyselleştirmesidir" diyen Bayram, kimyasal hadım cezalarının da amacının erkeklerin cinsel isteklerinin azalması anlamına geldiğini ve bunun da yanlış bir politika olduğunu belirterek, "Cinsel şiddet eşitsizlikten doğuyor. Dolayısıyla hormonal ilaç yöntemleriyle yok edilecek politika değildir" diye belirtti.
Neden?
"Kadına yönelik cinsel şiddet eylemlerinde şunu söylüyoruz;, kadın beyanı esastır, aksini ispatlama yükümlülüğü erkeğe aittir" diyen Bayram, şunları aktardı: "Çünkü bu ülkede erkekler daha iyi bir şekilde inandırabiliyorlar. Ama kadınların bu suçları rapor ettirmesi bile zorken bunu rapor ettiğinde polis, savcının çeşitli raporlarına maruz kalıyor ve özensiz bir araştırma söz konusu oluyor. Bu yüzden kadının beyanının esas alınıp, etkili bir soruşturma yürütülmelidir."
Oturumda konuşan YDK'den Rahime Karvar da "Kadının beyanı esastır" ilkesinin cinsel şiddetle mücadele etmenin en önemli ayaklarından bir tanesi olduğunu söyledi. "Özgecan Aslan'ın vahşi bir şekilde öldürülmeseydi Özgecan bugün yaşıyor olsaydı, toplumun yüzde kaçı ona inanacaktı?" diye soran Karvar, kadınlar olarak bu sözü hayata geçirmeleri gerektiğinin altını çizdi.
Konferansın gazetemizin yayına hazırlandığı saatlerde sona ermesi bekleniyordu.
DİHA/İSTANBUL