Büyük hakikat arayışçısı Nesimi’nin derisi yüzüldükten sonra postunu giyinip aynı gece, dört kapısından Bağdat’ın aynı anda çıktığının görüldüğü rivayet edilir. Hallac-ı Mansur’un da derisi yüzülüp yakıldıktan sonra dökülen küllerinin Dicle Nehri'nin suları üstünde “Ene-l hak!” biçiminde yazıya dönüştüğü yüzyıllardır nesilden nesile aktarılır. Birçok hakikat arayışçı ve aşığının da benzer şekillerde cezalandırıldığının öyküsü anlatılır.
Hakikat bir sırdır. Hakikat aşıkları bu sırrı ifşa, hakikat düşmanları ise onu gizli tutmaya, arayışçılarını ifşa etmeye çalışırlar. Bütün hakikat rejimlerinin öncüleri gizli kalarak hakikati yüksek sesle seslendirmeye başlamışlardır Nesimi ve Mansurlardan sonra. Hepimizin kafasındaki ortak soru işareti, “Düşmanlarının hakikat arayışçılarının derisiyle, elbisesiyle derdi ne?” Neden derisizlik, çıplaklık.
Çünkü hakikat gönül gözüyle görülendir, bir atın gözünden dışa vuran anlama değin. Gönül tasavvufçulara göre “Allahın mekanı”, diğer rejimlere göre ise arınma mekanı. Her halükarda hakikat kapısı. O zaman hakikat derinin ve elbisenin altında işler. Hakikatin tahrip edilmesi ise her tür deri yüzme, soyma işlemi yapılmadan gerçekleştirilemez. Oysa farkında olmadıkları bir şey vardır: Hakikat kendine aşıktır. Bu nedenle insan hakikate dönüşmeye çalışır. Ve bundandır Nesimi halen tüm derisizliği ve çıplaklığıyla hakikatin bayraktarlığını yapar; Mansur “Ene-l Hak” demeye devam eder de derilerini yüzdürenlerin-yüzenlerin adı bile hatırlanmaz. Sahi hatırlayanınız var mı?
Bugün aşıklar gizlenmeme cesaretini ortaya koydular. Ekin bize öyle göründü, Erdal, Heja, Hello öyle seslendi hakikati. Ve özgürlük hakikatin en çıplak halidir demek istediler belki de. Belki de “Özgürlüğü tanımıyorsanız özgür olanları tanıyın. İşte o özgürler bizleriz, bizler ebedi özgürlükle özgürüz“ demeye çalıştılar. Oysa bize öncesinden gülerek parmağıyla işaret etmişti bir şeyleri. Belki de işaret ettiği yerlerde bizler vardık ve kendimizi çaresiz kılışımıza gülüyordu Ekin, duyarsızlığımıza...
Ama gerçekten çok güzel gülüyordu. Baştan ayağa duyarlılıktı o, oysa. Kadın bedeninde işleyen evrensel duyarlılıkla “Kadına kalkan el kırılmalı” derken, bedeni sonsuzluk eğilimini aşıp anlamın sınırsız özgürlük ve özgünlüğüne ulaşıyordu. Bizler pek anlamasak da tüm hakikat aşıkları gibi bir o biliyordu ne dediğini, bir de hakikat düşmanları. Ekin özgürlüğün saf halidir. Dahası Ekin’den yola çıkan hakikat arayışçıları kendine, kendinden yola çıkanlar, Ekin’e varacaklardır.
Ekin mi? Sonra kalkıp giysilerini giyinmiş, kuşağını sıkıca bağlamış, omuzunda silahıyla aynı gece, aynı anda Varto’nun tüm yollarından çıkmış, yoldaşlarının peşinden hakikatin zirvelerine yürümüş. Evet… Aynı gece… Gören olmadı mı yoksa? Öyleyse hakikate kör bakmaya mahkumuz demektir.
Adıyaman E Tipi Cezaevi