Bir yıl içinde Çipras’ın liderliğindeki SYRIZA partisi üst üste üç zafer kazandı. Bazı analistler, kazanılan her seçimle birlikte SYRIZA’nın biraz daha hedeflerinden uzaklaştığını, artık radikal bir sol parti olmadığını, tamamen sosyal-demokrat bir yapıya dönüştüğünü söyleyerek iddalarını şöyle sürdürüyorlar: “Düne kadar Avrupa demokrasisi için tehlikeli olan bu parti ve onu temsil eden lideri bugün tam tersine istikrarın garantisi ve umudu gibi gösteriliyor.” 

Diğer bir eleştiri de Çipras’ın şimdiye kadar yolsuzluklarla mücadele etmediği yönünde. Yolsuzluklarla mücadele SYRIZA’nın önemli seçim vaatlerinden biriydi. Çipras meydanlarda halka seslenirken bunu sık sık dile getirdi. 

Araştırmacı gazeteci Nikolas Leontopoulos’a göre, SYRIZA şimdiye kadar bütün enerjisini finans kaynakları için Euro Bölgesi’yle yaptığı görüşmelere harcadı ve ülke içindeki yolsuzluk gibi can alıcı sorunlara el atma fırsatı bulamadı.

Leontopoulos basına verdiği bir röpörtajında, Yunanistan’da yıllardır oligarşik bir sistemin varlığının söz konusu olduğunu, bu sistemi ortadan kaldırmanın fazla kolay olmayacağını iddia ederek şöyle diyordu: “Tarihte Yunanistan hiçbir zaman güçlü bir merkezi hükümete sahip olmadı. Bu durum, bir anlamda vatandaşlar devlete güvenmiyor anlamına da gelebilir. Ayrıca bazı tarihi ve coğrafi nedenlerden dolayı da ademi merkezyetçilik sistemi uygulanıyordu. Ülkenin dağlarında, adalarında farklı farklı topluluklar yaşıyordu ve bunlar kendi içlerinde otonomlardı. Ne zaman merkezi sistem gelişti, işte sorunlar o zaman ortaya çıktı. Elit bir tabaka çevresinde oligarşik bir yapı oluştu. Bu yapı, ülkenin bütün zenginliklerini elinde tutup, geri kalan her şeyi yok saydı.”

Aslında Nikolas Leontopoulos’un bu önemli tespitleri, Yunanistan’ın da içinde bulunduğu koca bir coğrafya için geçerlidir. Leontopoulos’a göre Yunanistan bir “dörtgen” tarafından kontrol ediliyor. Bu “dortgen”in birinci köşesini zengin elitler tutuyor, ikinci köşesini bankalar, üçüncü köşesini medya kontrol ederken ancak dördüncü köşesi politikacılara düşüyor. Birinci köşeyi tutan elitler aynı zamanda medya ve bankaları da kontrol ediyorlar. Ayrıca politikacılar üzerinde de inanılmaz derecede etkileri var. 

Leontopoulos, Yunanistan’da herkesin bildiği, fakat yüksek sesle kimsenin pek söylemeye cesaret etmediği bazı isimleri işaret ederek, iddalarını şöyle sürdürüyordu: “Bu oligarşik sistemi oluşturan beş ailedir. Bunu genişletirsek sayıları en fazla yermiye çıkar. Bunların içinde iki aile neredeyse ekonominin tümünü kontrol ediyor durumdalar. Bunlar petrol endüstrisini elinde tutan Vardinoyannis ailesi ile deniz taşımacılığı ve gayri menküllerin sahibi Latsis ailesidir. Bu ailelerle birlikte birçok Fransız ve Alman şirket de işin içindedir. Bu da şu anlama geliyor; Yunanistan’daki oligarşik sistem aslında uluslar arasıdır. Buna en iyi örnek olarak 2004 olimpiyatlarını verebiliriz. Bu dönemde Yunanistan’ın borcu inanılmaz derecede arttı. Ülkedeki bu ailelerin yönetiği şirketler üzerinden Fransa’nın Bouygues ve Vinci, Almanya’nın Hochtief, İspanya’nın ACS şirketleri büyük karlar elde edip, devleti ödenmesi neredeyse imkansız bir borcun altına soktular ve bu çark otuz yıldır böyle işliyor.”  

Öyle anlaşılıyor ki Çipras’ı ülke içinde de en az dışarısı kadar çetin bir mücadele bekliyor. İşin biraz kafa karıştırıcı tarafı bu mücadelenin henüz başlanmamış olması. Yunan halkının son umudu olan bu iktidarın başarmaktan başka şansı bulunmuyor.