Çizgimiz ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ fedailiğidir

Dizi Haberleri —

1 Ekim 2020 Perşembe - 06:32

  • PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a ve Kürt Özgürlük Hareketine yönelik 9 Ekim Uluslararası Komplosunun yıldönümünde komplonun nasıl bir siyasal atmosferde ve hangi amaçlarla gündeme geldiğini, komploya karşı direnişin nasıl verildiğini ve komplonun bugünkü anlamını değerlendirdi.

 

Röportajımızın birinci bölümünde Kalkan, komplonun amacının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı ve Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye ederek uluslararası güçlerin bölgesel amaçları için uygun koşulların hazırlanması olduğunu belirtti ve ekledi: “Uluslararası komploya karşı mücadelenin çizgisi ve tarzı ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ çizgisi ve tarzıdır. Bu çizgi zindan direnişi çizgisidir. Bu çizgi, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu çizgisidir. Bu çizgi 15 Ağustos Gerilla Atılımı çizgisidir. Bu çizgi Agit ve Zilan direniş çizgisidir. İşin esası, özü budur.”

9 Ekim’de başlatılan uluslararası komplonun 22. yıl dönümüne giriliyor. Böyle bir komplo neden, nasıl gündeme geldi, hedefinde neler vardı?

Öncelikle tarihin en gerici saldırısı olan 9 Ekim 1998 uluslararası komplosunu ve bu komployu gerçekleştiren güçleri lanetliyorum. 22 yıldır uluslararası komplo saldırısına ve onun somut ifadesi olan İmralı işkence ve tecrit sistemine karşı gelişen tarihi özgür insanlık direnişini ve bu direnişin mimarı Önder Apo’yu saygıyla selamlıyorum.

Uluslararası komploya karşı Önder Apo etrafında ateşten çember oluşturarak direnen ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ fedai direniş şehitlerini saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Bu yıl dönümü vesilesiyle amaçlarını başarma ve anılarını yaşatma sözümüzü bir kere daha yineliyorum.

Evet, 9 Ekim 1998 uluslararası komplosunun 22. yılı tamamlanıyor. 23. komploya karşı mücadele yılına giriliyor. Bu nedenle herkes tarafından uluslararası komplo gerçeği 22. yılın ortaya çıkardığı gerçekler temelinde yeniden tartışılıp değerlendiriliyor. Daha doğru ve tam anlaşılmaya çalışılıyor. Kuşkusuz bunu herkes yapıyor. Komplocu güçler yaptığı gibi, Hareketimiz ve halkımız da yapıyor. Tüm devrimci-demokratik güçler, sol-sosyalist güçler de yapıyor. Herkes kendi bakış açısıyla ve çıkarları temelinde 22 yıllık Önder Apo’yu hedefleyen uluslararası komplo saldırısını ve bu saldırıya karşı yürütülen insanüstü direnişin ortaya çıkardığı sonuçların tarihi anlamını daha derinden bilince çıkarmaya ve buna göre yeni tutumlar geliştirmeye çalışıyor.

Elbette bunu Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı olarak en çok da bizim yapmamız gerekiyor. PKK’nin, KCK’nin, HPG’nin yapması gerekiyor. Kadın ve gençlik hareketlerinin yapması gerekiyor. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi yürüten herkesin böyle bir toplu değerlendirmeyi yeniden yaparak komploya karşı 23. yıl mücadelesinin çerçevesini, hedeflerini, tarzını ortaya çıkartıp planlamasını geliştirerek 23. yılda uluslararası komployu tümden yıkıp yok eden bir mücadeleyi geliştirmesi gerekiyor.

Bu temelde de böyle bir komplonun yıl dönümü sürecinde yeni bir değerlendirme ve tartışma süreci başlamış bulunuyor. Biz de bu tartışma ve değerlendirmelere katılmak üzere bazı sorular kapsamında uluslararası komplo gerçeğini, ona karşı yürütülen mücadelenin anlamını ve ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinde bazı görüşleri belirtmek istiyoruz.

Kuşkusuz böyle bir komplonun neden ve nasıl gündeme geldiğini ve neleri hedeflediğini değerlendirebilmek için 9 Ekim 1998 uluslararası komplosunu kim ya da kimlerin kararlaştırıp planladığı ve pratiğe geçirdiği sorusuna cevap vermemiz gerekiyor. Bu konuda bir yanılgı ya da muğlaklık olmamalıdır.

Evet, komploda en çok kullanılan güçlerden bir tanesi TC devleti ve onu yöneten hükümetlerdir. Fakat sanki uluslararası komployu TC devleti kararlaştırmış, planlamış, örgütleyip yürütmüş gibi bir sonuç da buradan çıkartılmamalıdır. Önder Apo uluslararası komploda TC’nin rolünün ‘gardiyanlık olduğunu’ ifade etti. Kuşkusuz bu tanımlama gerçeği en doğru bir biçimde ifade eden ve yansıtan tanımlamaydı. TC’nin komplodaki rolü gardiyanlık düzeyinde oldu. 22 yıldır da bu gardiyanlık görevini yapıyor ya da komplocu güçler ona yaptırıyorlar. Bu açık bir gerçek.

Demek ki Kürt Özgürlük Hareketi’ne, onun örgütlü gücü olan PKK’ye ve Önderliği olan Önder Apo’ya karşı mücadeleyi sadece TC devleti yürütmüyor. Onun dışında ve ondan daha fazla Önder Apo ve PKK’ye karşı düşman olan ve saldırı yürüten güçler var. İşte uluslararası komployu bu güçler kararlaştırıp planladı ve uygulamaya koydu.

Bu güçler kimdir?

Genel planda Kürt sorununu ortaya çıkartan güçler biçiminde tanımlayabiliriz.

Kürt sorununu kimler ortaya çıkardı?

Hiç kuşku yok ki; küresel-hegemonik bir güç haline gelmeye yönelen kapitalist modernite sistemi ve onun öncü güçleri Kürt sorununu ortaya çıkardı.

Bunun biraz daha detaylandırabilir misiniz?

Küresel sermaye sistemi, I. Dünya Savaşı’yla küresel-hegemonik bir güç haline geldi. Bunun da merkezinde Ortadoğu’nun ele geçirilmesi, enerji yataklarının ve yollarının sermaye güçleri tarafından yeniden paylaşılması mücadelesi vardı. Ortadoğu’da bugün de hala resmen kabul edilen siyasi sistem, mevcut ulus devlet statükoculuğu böyle bir savaş sonucunda şekillendi. Bu savaş, Arabistan’ı 22 parçaya böldü. Petrol kaynaklarını işbirlikçi Arap emirlerinin eline bıraktı. Yine bu savaş sonrası Kürdistan dört parçaya bölünerek yok sayılıp yok edilmek istendi.

I. Dünya Savaşı içerisinde Ermeniler üzerinde uygulanan jenosit, savaş sonrasında Asuri-Süryaniler üzerinde, Rumlar üzerinde uygulandığı gibi Kürt halkına karşı da çok örgütlü ve planlı bir şekilde sürece yayılmış olarak kararlaştırılıp uygulandı. Yani Kürt sorunu dediğimiz sorun bu biçimde ortaya çıkartıldı.

O halde Kürt sorununu da buna göre tarif etmek gerekiyor, nedir Kürt sorunu?

Kürdistan’ın bölünüp parçalanması ve paylaşılmasıdır; Kürdistan’ın yabancı egemenlerin eline bırakılmasıdır, Kürdistan’ın yok sayılıp yok edilmek istenmesidir. Her yöntemle pratikleştirilen bir soykırıma tabi tutulmasıdır. Kürt sorunu, böyle bir sorundur ve bu sorunu ortaya çıkartan güçler küresel-hegemonik sermaye sisteminin öncü, yönetici güçleridir. Esas olarak Alman-İngiliz savaşıyla bu başladı, böyle bir sistem ortaya çıktı. Daha sonra II. Dünya Savaşı’nda benzer çatışmalı durum devam etti. Sistem bu şekilde ABD öncülüğünde ayakta tutulmaya çalışıldı.

Asıl güç ABD midir?

Sermaye gücünü daha çok Yahudi sermayesi oluşturuyor. Siyasi öncülüğünü İngiliz siyaseti yapıyor. Pratik, örgütsel, askeri, vurucu, yönetici gücü ise II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD’dir. Kürt sorununu ortaya çıkartan sistem ve o sistemi ayakta tutan güçler esas olarak bunlardır.

Dolayısıyla uluslararası komplo Kürt sorununun çözümünü engelleme, sorunun varlığını devam ettirme saldırısıdır. Kürt sorunu denen sorunun içerdiği Kürt soykırımını yürütme saldırısıdır. Uluslararası komplo etle-tırnak gibi Kürt sorununa, Kürt halkının jenoside tabi tutulmasına bağlı bir saldırıdır. Böyle bir komployu kararlaştırıp örgütleyen, yürüten güçler de Kürt sorununu ortaya çıkartan ve Kürt soykırımının gerçekleşmesini sağlamaya çalışan güçlerdir.

Bunlar kimdir?

İşte en genel planda küresel kapitalist modernite sistemidir, sermaye sistemi olarak da ifade edilebilir. Siyasi-örgütsel bakımdan bu sistemin öncülüğünü yapan güçlerdir.

Daha somut olarak ifade edebilir misiniz?

Şöyle ifade edebiliriz; uluslararası komployu ya da küresel sermaye sistemini 1990’lı yıllarda yöneten İsrail-İngiltere-ABD ittifakı, 9 Ekim 1998 uluslararası komplosuna karar vermiş, planlayıp uygulamaya koydu. Bu ittifak adına komployu doğrudan kararlaştıran, planlayan ve uygulamaya koyan ABD başkanlığıdır. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’dur. Nitekim Clinton’un yardımcıları bütün bunları açık bir biçimde basın yoluyla kamuoyuna ifade etti. Bunlar gizli, saklı olan bir durum değildir.

Sonuç olarak 22 yıldır yürürlükte olan uluslararası komplo, onun somut ifadesi olan İmralı işkence ve tecrit sistemi, küresel kapitalist modernite sisteminin yarattığı, yürüttüğü bir sistemdir. Sistem adına da bundan birinci derecede Amerika Birleşik Devletleri sorumludur. ABD başkanlığı tarafından kararlaştırılmış, planlanmış, Dışişleri Bakanlığı ve istihbaratı tarafından da pratikte yürütülmüştür. Komplodan sorumlu olan ABD’dir.

Devamında da ABD mi sorumludur?

22 yıl önce de sorumluydu, şimdi de sorumludur. Her ne kadar kendisini Kürt dostuymuş gibi göstermeye çalışsa da alnında hala 9 Ekim 1998 uluslararası komplosunun lekesi vardır. Özgür Kürt Önderliğine karşı böyle bir komplocu saldırıyı gerçekleştirerek Kürt soykırımını esas yürüten güç olduğunu ortaya koymuştur. Yine bu temelde Kürdistan üzerinde egemenlik sürdüren güçlere -başta TC devleti olmak üzere- en büyük desteği vermiştir. Aslında 22 yıldır da komployu çeşitli biçimlerde sürdürmeye çalışarak TC devletine ve diğer soykırımcı güçlere benzer desteği vermektedir.

Bütün bunların sonucunda şu soruyu sorabiliriz; o halde uluslararası komplo nedir ve neyi amaçladı?

Uluslararası komplo, küresel sermaye sisteminin, yani Kürt soykırım sisteminin, Kürt sorununu çözmek isteyen Kürt Özgürlük Önderliğine yönelttiği bir imha ve tasfiye saldırısıdır. Uluslararası komplo, Kürt sorununun çözümünü engellemek ve devamını sağlamak için yöneltilmiş bir saldırıdır. O halde Kürt sorununu çözmek isteyen güçleri imha ve tasfiye etmeyi hedefleyen bir saldırıdır. Kürt sorununu çözmek isteyen güçler de Kürdistan Özgürlük Hareketi’dir, PKK ve Kürt halkıdır. Onlara Önderlik eden Önder Abdullah Öcalan’dır. Dolayısıyla uluslararası komplo Kürt sorunun çözümünü engelleme, çözmek isteyen gücü yok etme, Kürt sorununu devam ettirme saldırısı olmaktadır. Bunun için de Kürt sorununu çözüme götürmek isteyen Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni, yani PKK’yi imha ve tasfiye etmeyi hedefleyen bir saldırıdır. PKK’yi imha ve tasfiye edebilmek için de doğrudan Önder Apo’nun imhasını ve tasfiyesini öngörmüştür.

9 Ekim uluslararası komplosunun stratejisi şöyledir: Önder Apo’nun imhası temelinde PKK’nin tasfiye edilmesi, PKK’nin tasfiyesine dayanılarak da Kürt soykırımının başarıya götürülmesidir.

Kürt soykırımını engelleyen, ona karşı Kürt özgürlüğünü geliştiren PKK’dir. Dolayısıyla PKK yok edilmeden Kürt özgürlüğünü engellemek, Kürt soykırımını sürdürüp başarıya götürmek mümkün olmamaktadır. Bunu yapabilmek için PKK’nin imha ve tasfiyesi gerekli ve şarttır. PKK’yi imha ve tasfiye edebilmek için de uluslararası komplocu güçler onun önderliğine saldırmayı, önderliğini imha etmeyi en kolay ve başarı getirir yol olarak görmüşlerdir.

Neden?

Çünkü 90’yıllar boyunca PKK’ye, onun gerillasına yöneltilen saldırılar sonucunda böyle bir noktaya ulaşamamışlardır. Yani PKK’ye ve onun gerillasına saldırarak PKK’yi tasfiye etme, gerillayı yenme başarısını gösterememişlerdir. 9 Ekim 1998 komplosuyla birlikte saldırı stratejisinde bir değişiklik yapmışlardır. PKK’ye ve gerillaya değil de öncelikle Önder Apo’ya saldırıyı başa almışlardır. Önder Apo’nun imhasına dayanarak PKK’yi tasfiye edeceklerine inanmışlardır. Böylece uluslararası komplo küresel sermaye sisteminin doğrudan Önder Apo’ya yönelttiği tarihin en vahşi, azgın saldırısı olmaktadır.

Uluslararası komplonun bu biçimde Önder Apo’yu hedefleyen bir saldırı olarak 9 Ekim 1998’de gündeme gelmesi 1980’li ve 1990’lı yıllarda NATO düzeyinde PKK ve onun gerillasına karşı yöneltilen saldırıların sonuç vermemesi, başarı elde edilmemesi sonucunda gündeme gelmiştir. PKK’nin tasfiyesinin en kolay ve kestirme yolu olarak Önder Apo’nun imhası görülerek, doğrudan Önder Apo’yu hedefleyen bir saldırı olarak gündemleştirilmiştir.

Küresel kapitalist modernite sistemi, neden 1990’lı yılların sonunda Kürt Özgürlük Hareketi’ni imha ve tasfiye etme ihtiyacını bu kadar çok duydu?

Çünkü böyle bir hareket varken Ortadoğu’ya yeni müdahalelerde bulunamamaktadır. Kürdistan Özgürlük Hareketi yürüttüğü mücadeleyle bir yandan Kürdistan’ı özgürleştirirken, onun doğal bir sonucu olarak da başta Türkiye-Irak olmak üzere bütün Ortadoğu’yu demokratikleştirmektedir. Küresel sermaye sisteminin en çok korktuğu ve karşı çıktığı husus da Ortadoğu’nun demokratikleşmesi ve demokratik birliğe ulaşmasıdır. Böyle bir demokratik birlikten vebadan korkar gibi korkmaktadır.

Ortadoğu’nun demokratikleşmesini engellemek için öncelikle Kürdistan’ın özgürlüğünün engellenmesi kendisi için gerekli olmuştur. Kürdistan’ın özgürlüğünü engelleyebilmek için de Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesi, onun için de Önderliğinin imhası öngörülmüştür. Ancak böyle bir sonucu elde ederse Ortadoğu’nun demokratikleşmesini engelleyebileceğine, Ortadoğu’ya yeni müdahalelerde bulunabileceğine, Ortadoğu’yu küresel sermayenin çıkarları temelinde daha fazla sömürüp kâr elde edebilmek için uygun değişim-dönüşüm ve yeni egemenlik sistemine almada başarılı olacağına inanmıştır.

Daha somut olarak Kürdistan’ı soykırım altında tutarak gericiliğin bir ocağı yapıp bu temelde Irak’a, Suriye’ye ve bütün Arap sahasına; Ortadoğu’ya dönük yeni küresel müdahalelerde bulunma imkânı elde etmek istemiştir. Örneğin PKK’nin ve onun Önderliğinin varlığı ortamında Irak’a, Saddam Hüseyin yönetimine yıkıcı bir müdahalede bulunamamıştır. Ortadoğu’nun diğer alanlarına müdahale etmekten korkmuştur.

Niye böyle bir müdahaleden korktu?

Müdahale edip de var olan çelişkili durumu çatışmaya dönüştürürse bundan Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin yararlanacağından, dolayısıyla Özgür Kürdistan’ı ve Demokratik Ortadoğu’yu yaratacağından korkmuştur. Bu korku nedeniyledir ki Ortadoğu’ya küresel sermaye çıkarları doğrultusunda yeniden müdahalede bulunabilmek için öncelikle Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni, onun Önderliğini imha ve tasfiye etmeyi, Kürdistan’ı yüz yıllık soykırım sistemi altında tutmayı gerekli görmüştür. Ancak böyle bir Kürdistan’ın varlığında Ortadoğu’ya yeni müdahalelerde bulunabileceğini değerlendirmiştir. Kürdistan özgürlüğe yürüdükçe, I. Dünya Savaşı’nın ortaya çıkardığı ulus devlet statükosunu kırdıkça bunun Ortadoğu’ya etkisinin demokratik devrimlerin gelişmesi, Demokratik Ortadoğu Birliğinin şekillenmesi olarak görmüş, böyle bir bölgesel gelişme ortamında da Ortadoğu’ya yeni, gerici müdahalelerde bulunma imkânı ve şansı elde edemeyeceğini değerlendirmiştir. İşte bütün bunları engelleyebilmek, Ortadoğu’yu küresel sermayenin azami kâr yasası temelinde daha derinden ve kapsamlı sömürebilmek için yeni müdahalelerde bulunabilmek amacıyla öncelikle Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni ve onun Önderliğini tasfiye etmeyi gerekli görmüş, 9 Ekim 1998 komplosunu da böyle bir imha ve tasfiye saldırısı olarak planlayıp yürütmüştür.

22 yıldır komploya karşı nasıl bir mücadele verildi, komplonun sınırlandırılmasındaki etkisi, önemi nedir?

Kuşkusuz 22 yıldır ABD tarafından Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı planlı ve örgütlü bir imha saldırısı yürütülüyor. Bu gerçeği artık herkes biliyor. Her ne kadar ABD yönetimi çeşitli biçimlerde gizlemeye çalışsa, gündemden uzak tutmak istese de artık mızrak çuvala sığmıyor, gerçekler maskelenemiyor. ABD’nin özgür Kürt varlığına düşman olduğu ve özgür Kürtlüğü yok edebilmek için planlı ve örgütlü bir saldırı yürüttüğü artık herkes tarafından açık bir biçimde görülüyor.

Kuşkusuz ABD saldırısı sıradan bir saldırı değildir. Dünyanın en büyük devletinin saldırısıdır. Diğer yandan sadece bir devletin, yani ABD’nin saldırısı da değildir. ABD bugün küresel kapitalist modernite sisteminin önderliği konumundadır. Dolayısıyla öncünün saldırısı bütün sistemin saldırısı anlamına gelmektedir. Yani Kürt özgürlüğüne karşı ABD saldırısı, bütün küresel kapitalist modernite sisteminin saldırısı olarak yaşanmaktadır.

Kısaca özgür Kürt varlığı, Kürdistan Özgürlük Hareketi, 22 yıldır ABD öncülüğündeki küresel kapitalist modernite sisteminin imha ve tasfiye amaçlı planlı, örgütlü saldırısına maruz kalmakta. Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı işte böyle bir amansız küresel saldırıya karşı yiğitçe ve kahramanca direnmektedir. Uluslararası komploya karşı direnişin anlamı, önemi, derinliği, yüceliği, büyüklüğü komplocu saldırının küresel düzeyi kapsaması, vahşiliği ve barbarlığı ile belirlenmektedir. Bu kadar amansız ve küresel düzeydeki saldırıya karşı yürütülen direnişin ne kadar derin bir önem ve anlam ifade ettiği ortadadır. Saldırı küresel olduğuna göre söz konusu saldırıya karşı direnişin sonuçlarının da küresel düzeyde olacağı açıktır.

Bu bakımdan komploya karşı direniş her ne kadar Kürdistan’da Kürt halkının öz gücüne dayalı olarak yürütülse de giderek bütün halkları, kadınları, gençleri, işçi ve emekçileri, tüm insanlığı içine alan bir mücadele haline gelmiş durumdadır. Yine uluslararası komploya karşı direniş her ne kadar Kürdistan Özgürlük Direnişi olarak somutta şekillense de aslında bölge halklarının demokratik devrim mücadelesi, insanlığın ise faşizme karşı özgürlük mücadelesi olarak şekil almaktadır.

Öncelikle uluslararası komplonun küresel çerçevesini ve ona karşı direnişin bölgesel ve küresel etkilerini, anlam ve önemini bu şekilde belirlemek gerekir. Çünkü nasıl bir mücadelenin yürütüldüğü ya da komploya karşı direnişin nasıl bir direniş olduğunun anlaşılması için nasıl bir saldırganlık olduğunun iyi bilinmesi gerekir. İkinci olarak direnişin sonuçlarının hangi düzeyde etkiler ortaya çıkarttığının iyi bilinmesi gerekir.

Dikkat edilirse komplocu saldırı küresel düzeydedir, imha ve tasfiye amaçlıdır, dolayısıyla vahşidir, bir soykırım saldırısıdır, insanlık suçu konumundadır. Bu temelde azgın, vahşi yöntemlerle yürütülmektedir. Saldırı böyle ise o halde buna karşı direnişin de ne kadar zorlu, amansız, cesaret ve fedakârlık gerektiren bir direniş olduğu açıktır. Yine direnişin sonuçları sadece Kürdistan’la sınırlı olmayıp tüm Ortadoğu’yu ve insanlığı içine aldığına göre o halde söz konusu direniş öyle basit, yüzeysel, dar yaklaşımlarla yürütülemez. Ancak çok derin bir tarih bilincini, özgürlük anlayışını ve tutkusunu, buna dayalı yüksek bir iradeyi, iddiayı, sorumluluğu, yaratıcılığı, kısaca fedai çizgisinde bir duruşu ve mücadeleyi gerektirir.

Nitekim komploya karşı mücadelenin de tamamen bu özellikler kapsamında geliştiği bilinmektedir. Böyle bir mücadeleyi öncelikle yürüten bizzat Önder Apo’dur. Önder Apo’nun bilinci, mücadele tarzı, sabrı yaratıcılığı böyle vahşi bir imha saldırısını zamanında doğru çözümlemeyi ve adım adım boşa çıkartarak başarısız kılmayı sağlamıştır. Uluslararası komploya karşı mücadeleyi değerlendirirken en başta Önder Apo’nun duruşunu, mücadele tarzını, üslubunu, temposunu, uluslararası komployu anlama ve ona karşı mücadelenin yol ve yöntemlerini geliştirme durumunu değerlendirmek, çözümlemek, doğru ve yeterli bir biçimde anlamak gerekir. Çünkü uluslararası komplo doğrudan Önder Apo’yu hedefleyen bir saldırıdır. Dolayısıyla uluslararası komploya karşı mücadele esas olarak Önder Apo’nun yürüttüğü bir mücadeledir. Doğrudan, başat olarak her yönüyle Önder Apo’nun geliştirdiği, yürüttüğü ve başarıya götürdüğü bir mücadele olmaktadır. Herkesin bu gerçeği iyi bilmesi gerekir. Bu bakımdan da uluslararası komplo karşısında Önder Apo’nun duruşunun, tutumunun, geliştirdiği bilincin ve tarzın çözümlenmesi, anlaşılması çok önemlidir.

İçinde bulunduğumuz süreçte uluslararası komployu ortaya çıkartan küresel kapitalist modernite sistemine karşı her türlü özgürlükçü ve demokratik mücadelenin çizgisini ve tarzını ifade etmekte ve açığa çıkartmaktadır. Günümüzde küresel kapitalist modernite sistemine karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesinin tarzı Önder Apo’nun uluslararası komploya karşı yürüttüğü mücadelenin tarzıdır. Ancak Önder Apo’nun komploya karşı yürüttüğü mücadele tarzını doğru anlayıp başarıyla uygulamaya koyanlar, küresel kapitalist modernite sistemine karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürütebilirler. Başka türlü kapitalist modernite sistemini doğru anlamak ve ona karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesinin çizgisini ve tarzını doğru geliştirip başarıyla hayata geçirmek mümkün olmaz. Bu da Önder Apo’nun bilincini, duruşunu, çizgisini, tarzını gerçekten de her yönüyle irdelemeyi, değerlendirmeyi, anlamayı, özümsemeyi gerektirir. Tüm devrimci-demokratik-sosyalist güçler açısından böyle bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Savunmalarda Önder Apo bu gerçekleri kapsamlı bir biçimde değerlendirmiştir.

O halde ‘anlamak ve öğrenmek istiyoruz’ diyen herkes savunmaları yeniden yeniden okuyabilir, inceleyebilir. Dolayısıyla Önder Apo’nun düşüncesinde ve tarzında somutlaşmış olan küresel kapitalist modernite sistemine karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesinin doğru çizgisini ve tarzını anlayıp uygulamaya koyabilir. Başka türlüsü de mümkün olmaz.

Böyle bir Önderlik mücadelesinin pratik somutlaşması nasıl olmuştur?

Bu konuda da öncelikle ifade edilmesi gereken hiç kuşkusuz ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ fedai direnişidir. Daha 9 Ekim 1998 komplosu başladığı andan itibaren PKK fedai militanlığı ve Önder Apo’nun geliştirdiği Kürdistan yurtseverliği, Önder Apo’ya yöneltilen tehlikeyi sezmiş ve buna karşı ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ şiarıyla dört parça Kürdistan’da ve yurt dışında, zindanda, kentte ve dağda fedai çizgisinde bir direniş geliştirmiştir.

Bu noktada birinci planda Önder Apo’nun mücadele çizgisi ve tarzını incelemek, anlamak gerekirken, onunla ikinci planda da ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ fedai direniş çizgisini, onun tarzını, anlamını bilince çıkartmak gerekir. Uluslararası komploya karşı mücadelenin çizgisi ve tarzı ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ çizgisi ve tarzıdır. Bu çizgi, zindan direniş çizgisidir. Bu çizgi, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu çizgisidir. Bu çizgi, 15 Ağustos Atılımı çizgisidir. Bu çizgi, Agit ve Zilan direniş çizgisidir.

Dolayısıyla 22 yıldır ABD öncülüğündeki uluslararası komplo saldırısına karşı Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ve Kürt halkının gelişme yaratan ve başarı kazandıran direniş çizgisi esas olarak bu çizgi olmaktadır. Yani ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ fedai direniş çizgisi olmaktadır. İşin esası, özü budur. Diğer yanlar buna güç, destek veren yanlardır.

‘Güneşimizi Karartamazsınız’ fedai direnişi temelinde onlarca devrimci militan zindanlarda şehit düşmüştür. Yüzlerce kahraman gerilla faşist Türk ordusuna karşı savaşarak şehit düşmüştür. Dört parça Kürdistan ve yurt dışında onlarca devrimci ve yurtsever protesto eylemlerine kalkarak, komploculara saldırarak, kendini ateşe vererek şehit düşmüştür.

Yani uluslararası komploya karşı 22 yıldır ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ şiarı temelinde yürütülen direniş, bir fedai direnişidir. Şahadet çizgisinde süren bir direniştir. Bir kahramanlık direnişidir. Nitekim geçen 22 yıllık süre içerisinde on binlerce kahraman şehit ortaya çıkmıştır. Yine binlerce yaralı, on binlerce tutuklu, esir durumu gündeme gelmiştir. Parti öncülüğümüz, kahraman gerilla güçlerimiz, kadın ve gençlik hareketlerimiz, bunlar öncülüğünde dört parça Kürdistan ve yurt dışındaki halkımız ve dostlarımız ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ fedai çizgisinde 22 yıl boyunca kahramanca direnmişler, uluslararası komplo gerçeğini açığa çıkararak darbelemişler, Önder Apo etrafında ateşten çember oluşturmuşlardır. Önder Apo gerçeğini kilitlenme düzeyinde sahiplenmişler ve 22 yıllık mücadele boyunca uluslararası komployu ve onun somut ifadesi İmralı işkence ve tecrit sistemini kalbura çevirmiş, delik deşik etmişlerdir. Darbeler vurarak maskesini düşürmüş, planlarını bozmuş, başarısını önlemişlerdir. Bu 22 yıllık büyük mücadele sonucunda uluslararası komplonun paramparça olduğu, delik deşik hale getirildiği, birliğini-bütünlüğünü kaybettiği, büyük yaralar aldığı, bir günde hedeflediği başarıyı 22 yıldır gerçekleştiremeyerek tam bir başarısızlık içerisine düşmüş olduğu ortadadır.

Kuşkusuz İmralı işkence ve tecrit sistemi hala devam ediyor. ABD ve uluslararası komplocu güçler, PKK’yi imha ve tasfiye etmek için yeni saldırı planları geliştirmeye çalışıyor. Uluslararası komplo kendini sürdürmek istiyor ama 22 yıl öncesine göre çok daha zayıf, parçalı, delik deşik olmuş, başarısızlığa uğramış bir durumu yaşadığı da açıktır. Tümden yenilgiye uğratılıp tarihin çöp sepetine atılamamıştır ama bir günde gerçekleştireceğini umut ettiği başarıyı 22 yıldır yaşayamaz duruma da düşürmüştür. Böylece tümden yenilip tarihin çöp sepetine atılamamış olsa da komplonun paramparça edildiği ve başarısız kılınmış olduğu açıktır.

Uluslararası komplonun III. Dünya Savaşı içindeki yeri nedir?

III. Dünya savaşı, 1990-91 yıllarındaki Körfez krizi ve savaşıyla başlayan yeni bir küresel çatışma durumudur. Bu da esas olarak Sovyetler Birliği’nin çözülüşüyle ve çöküşüyle gündeme gelmiştir. Körfez krizi ve savaşıyla küresel sermaye öncülüğü olarak ABD, Ortadoğu’ya ciddi bir politik-askeri müdahalede bulunmuştur. Saddam Hüseyin yönetimini Bağdat etrafında kuşatarak Irak’ı denetim altına almış, böylece Ortadoğu’yu merkezden denetleyerek dünyanın diğer alanlarında Ekim Devrimi temelinde ortaya çıkan devrimci-demokratik gelişmeleri tasfiye etmeyi hedefleyen bir saldırı süreci geliştirmiştir. Bunun Filistin’e düşen boyutunun Oslo Barış Süreci denen yaklaşım olduğu, Kürdistan Devrimi’ni sınırlandırmayı hedefleyen boyutunun da Çekiç Güç operasyonu temelinde PKK’nin Güney Kürdistan’a sokulmaması kararı olduğu bilinmektedir.

Körfez krizi ve savaşıyla gündeme gelen ABD müdahalesi Ortadoğu’da bir yandan Saddam Hüseyin yönetimini Bağdat etrafında kuşatırken, diğer yandan Filistin ve Kürdistan devrimlerini belli alanlarda sınırlandırmayı ve kuşatmayı, böylece Ortadoğu’da kısmi bir denetim sağlamayı hedeflemiştir. Dünyanın diğer alanlarına; Balkanlar, Kafkaslar, Asya, Afrika ve Latin Amerika gibi değişik alanlardaki devrimci-demokratik gelişmelere dönük saldırılar yaparken böyle bir askeri müdahaleyle Ortadoğu’yu denetim altında tutmayı öngörmüştür. Bunu III. Dünya Savaşı’nın ilk dönemi ya da aşaması olarak tanımlayabiliriz.

1990’lı yıllar boyunca bu temelde dünyanın değişik alanlarında ABD’nin ekonomik-siyasi-askeri müdahaleler geliştirdiği ve kendi etkinliğini kurmaya çalıştığı bilinmektedir. Böyle bir küresel saldırı temelinde bazı sonuçlara ulaştıktan sonra 1990’ların sonuna doğru Ortadoğu’ya yeni bir müdahalede bulunma, mevcut denetimi tam bir siyasi-askeri hâkimiyete dönüştürme hedefini Yeni Dünya Düzeni (YDD) stratejisi temelinde gündeme getirmiştir. Bunun da en başta Saddam Hüseyin yönetiminden geriye kalanları tasfiye ederek Irak’ı ele geçirme temelinde gelişmesi gerektiği açıktır. İşte böyle bir süreçte Irak’a yeni bir müdahalede bulunabilmek, Saddam Hüseyin yönetimini tümden yıkabilmek için öncelikle PKK’yi imha ve tasfiye etmeyi, Kürdistan’dan gelişen özgürlük ve demokrasi hareketini durdurup yok etmeyi gerekli ve zorunlu görmüştür.

Kürdistan’da Demokratik Ortadoğu’yu adım adım geliştiren bir özgürlük mücadelesi güçlü bir biçimde var olup sürdükçe, ABD öncülüğü Irak’a ya da bölgenin başka bir yerine müdahalede bulunmayı kendi çıkarları açısından tehlikeli görmüştür. Bu çerçevede de söz konusu tehlikeyi aşabilmek için Ortadoğu’ya III. Dünya Savaşı kapsamında yeni ve daha kapsamlı, bölgeyi tümden hâkimiyet altına almayı hedefleyen bir müdahalede bulunabilmek için Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni imha ve tasfiye etmeyi öncelikli olarak gerekli görmüştür. Bu gerekliliği de 9 Ekim 1998’de başlattığı uluslararası komplo olarak planlamış ve uygulamaya koymuştur.

Önder Apo’yu ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni imha ve tasfiye etmeyi hedefleyen uluslararası komplonun III. Dünya Savaşı içindeki yeri ve konumu böyledir.

Esasında III. Dünya Savaşı, esas olarak Ortadoğu’ya dönük bir küresel sermaye müdahalesi ve saldırısı olmaktadır. Küresel sermaye sistemiyle ulus devlet statükoculuğu arasındaki çatışma ve savaş durumudur. Burada müdahaleci olan, saldıran küresel sermaye sistemidir. Bu da esas olarak 1990-91’deki Körfez krizi ve savaşıyla fiili başlangıcını yapmıştır. Bu temelde Ortadoğu’da ve dünyanın değişik alanlarında küresel sermaye müdahalesi, yani ABD öncülüğü kendi çıkarları doğrultusunda belli bir gelişme yarattıktan sonra çıkarlarını daha çok hâkim kılabilmek için ikinci ve daha kapsamlı bir planlı müdahaleyi gerekli görmüş ve gündeme getirmiştir.

O halde ikinci aşamaya mı geçti?

Evet. İşte III. Dünya Savaşı’nın bu ikinci aşamasının, yani Ortadoğu’ya dönük ABD müdahalesinin en başta geleni Önder Apo’yu ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni imha ve tasfiye etmeyi hedefleyen uluslararası komplo saldırısı olmaktadır. Nasıl ki birinci aşama Körfez krizi ve savaşıyla başlamışsa ikinci aşama uluslararası komployla başlamıştır.

Küresel sermaye sistemi, Ortadoğu’ya daha derin bir müdahalede bulunabilmek için öncelikle Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni ve onun Önderliğini imha ve tasfiye etmeyi, etkisiz hale getirerek önünde engel olmayı çıkartmayı gerekli görmüştür. Ancak uluslararası komplo saldırısıyla Önder Apo imha edilemese de 15 Şubat’taki komplo temelinde İmralı işkence ve tecrit sistemine alındıktan sonra ABD, Afganistan ve Irak savaşlarını gündeme getirmiş, Taliban ve Saddam Hüseyin yönetimlerini yıkarak Güney Asya’da ve Ortadoğu’da daha güçlü bir siyasi-askeri adım atabilmiştir.

Devam edecek

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.