"Ne oldum değil, ne olacağım demek gerekir" diye bir söz vardır. 

Recep Erdoğan, daha dün denilecek bir yakın geçmişte, “Arap dünyasında bir vezir"di. “Ey" narasıyla Kuzey Afrika, Mağrip’de, Ortadoğu çöllerinde gürleyip esen, özgürlük fırtınasıydı. Tunus, Kahire mitinglerinde, zalimin tepesinde kanatlanmış şahin kesildikten sonra, doğan Arap bebeklere onun adı veriliyordu. Kız bebeklere ise Eminesinin ismi…

İçeride ise “ey kanlı geçmiş" deyip rejimin işkence tezgahlarında, idam sehpalarında, kurşun salvoları arasında can vermişleri, hapishane duvarları arasında kan kusmuş, sürgünlerde sürünmüşleri andığında, Aziz Nesin’in oğlu Ali Nesin gibi “liberaller" bile, ötede başlarını kaldırıp “yetmez ama evet" diye haykırıyorlardı.

Kürtler halk olarak, topluca zulmün zaman köprüleri mağdurlarıydı. İnsanlığa hasret yürekleri hüzünle dolu ve yufkacık…

O parlamento kürsüsünde, “Kürtler zulmettiler, Zilan’da, Dersim’de kırım yaptılar" diyerek zalimin gölgesine mızrak daldırdığında, kimi Kürtler “Türk diyarına da nihayet insanlık geldi" diye sevinmiş, sevinçten ağlamışlardı.

Oysa, burası Ortadoğu idi. O yalan kandırma, bu kelam dolandırıcılık içindi. Buna rağmen, yalan, dolan iklimi o kadar ılımandı ki… 

Yalnız Kürtler ve Araplar değil, Batı dünyası bile, ağız dolusu olarak havaya püskürtülen özgürlük balonlarına inanıyor "bravo" diyorlardı.

Ama, ne kapacaksınız ki, Ortadoğu iklimi lanetliydi. Hava yalan, dolanla zehirli, dün her zaman kirliydi…

Ve bugün, uluslararası haber ajansları, dünün özgürlük şahini Recep Erdoğan adının, Arap dünyasında artık, “terörist" diye çınladığını haber veriyorlardı. Türk mallarına da boykot çağrılarının tekrarlandığını.

Dünyanın sekiz ana merkezleri (New York, Washington, Berlin, Brüksel, Strasbourg, Brüksel, Cenevre, Lahey) aynı gün, ayrı ayrı ses vererek “Recep rejiminin insani değerleri katlettiğini" haber veriyorlardı.

Kürdistan’a gelince, o asker ve polisle çemberinde bir toplama kampı, eski çağlar zindanıydı. Kürt anneler, söz geçiremedikleri çocuklarını “seni o katile veririm" diye tehdit ediyorlardı.

Dün DİHA haber ajansı, bir yıl sonra Cizîra Botan’ın bodrumlar semtinde yeni bir insan cesedinin bulunduğunu haber veriyordu.

Cizîra Botan, Recep’in kendi şanına uygun Zilan yaylaları, Dersim dağlarıydı. Varto, Nusaybin, Şırnak, İdil, Silvan, Sur ve ötekiler…

Recep’ın orduları askerler, polis, korucu birlikleri, “içindekileri Allah yarattı" demeden şehirleri kuşatmış, karada tanklar, toplar, havada ise uçak ve helikopterlerle vur ha vur etmişlerdi. İnsaniyet deseniz, en az IŞİD (DAİŞ) kadar insandılar.

Varto’da katlettikleri kadını, çırılçıplak ederek yol kenarına attılar. Sur’da gencecik çocukları tanklarla ezerek, betonda suretlerini çıkardılar. Cizîra Botan ise vahşetin evrensel tarihinde IŞİD’le eşleşip bütünleştiler.

Şehir, 79 gün kuşatma altında kaldı. Bu süre içinde, kimsenin ateş hattından canlı çıkmasına izin vermediler. 23 Ocak 2016 tarihinde çoğu lise, üniversite öğrencisi 31 kişilik bir grup, kurtuluş umuduyla Cudi Mahallesinde bir bodruma sığındı. Bunların tümü silahsız, sivildi. Yiyecekleri yoktu. 10 gün boyunca kalorifer kazanının dibinde kalmış suyla yaşadılar. Sonra, irtibat kesildi. Topluca katledildikleri günler sonra anlaşıldı.

Bombardıman altında, onlar gibi bodrumlara sığınanların hepsi katledildi. Çoğu diri diri yakılarak.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisinin raporuna göre, katledilmişlerin sayısını 189 kişi olarak açıklandı.

Katledilenler, moloz yüklü kamyonlarla Dicle nehri yıkılarına atıldı. İnsanlar kayıp yakınlarının cesedini ya da onlardan bir parça bulma umuduyla moloz yığınlarına hücum ettiler. İnsan bedeninden kopup parçalar, yangın artıkları topladılar.

Türk devletinin savcıları, başlattıkları soruşturmanın dosyalarını, geçtiğimiz Mayıs ayında “her şey Türk hukukuna uygundur" hükmüyle kapattılar.

"Sonum ne olacak demek varken, ne oldum" delisi olmamak gerek. Çünkü, zamanın ruhu işliyor. Baksanıza, dün IŞİD ve Müslüman Kardeşleri besleyip öne sürenler özgürlük savaşçısıydı. Onlar bugün lanetli…

Zamanın ruhu Katar’da işliyor şimdi. Kürdistan’a, Cizîra Botan’a da uzanacaktır er ya da geç. Bütün hırsız, soyguncu ve katillere duyurulur…