Cizre’de Bodrumdakiler!

Gerilla da olsalar, Türkiye’deki aydınlar ve akademisyenler, Jean-Paul Sartre’nin deyimiyle, "diyalektiğin son momenti"ni yakalamalılar.

"Onlar savaşı yargılıyorlar, ancak hala kendilerinin Cezayir savaşçılarıyla (Kürdistan’daki Gerilla’larla, b.n.) dayanışma içinde oldularını açıklamıyorlar". (Sartre, Yeryüzünün Lanetlileri’nin Almanca baskısının önsüzünden).

Franz Fanon’un camekanda gördüğüm kitapçığının adı "Kolonileştirilen 'Şey' İnsan Olacak!". Heyecanlanıyorum, çünkü tümünü okuduğumu zannettiğim yapıtlarında bu kitabını tanımıyordum.

Hemen gidip kitabı satın alıyorum. Birinci basım: 1986. Ancak kitabın içeriğini, "Siyah Deri, Beyaz Maskeler (1952), Yeryüzünün Lanetlileri (1961) ve Bir Afrika Devrimi İçin"i de kapsayan seçilmiş yazılardan oluşuyor. Kitabın başlığı, "Yeryüzünün Lanetlileri’nin ikinci sayfasından alınmış.

Bu başlığın bende oluşturduğu ilk düşünce, Cizre, Sur ve Kürdistan’ın diğer kentlerinde, kolonileştirilen "şey"lerin direnerek insan oldukları bir direnişe öcülük ettikleri.

Bordumdakiler, Kolonyal sınırlar dışında, insanı abideleştiriyorlar.

Buna bağlı olarak iki hipotezimi formüle ediyorum:

BİR: HDP Türkiye Parlamentosunda, Gerilla Hareketini siyasi olarak temsil eden bir Parti olarak kabul görmediği müddetçe, Türkiye’de düşünce özgür olmaz, demokrasi "namlu"ya endeksli kalır.

İKİ: Sorun dekolonizasyondur. Kürdistan Jandarma ve Asker’lerden arındırılmadığı müddetçe, Kürdistan'daki nüfusun kurtuluş ve o tabiatda insan olarak yaşamak mümkün olmayacaktır. 

Kürdistan’daki mücadele, etnik bir mücadele değildir.

Kürdistan’daki direniş, orada yaşayanların diline beynine, kültürlerine silah zoruyla yön vermek isteyen zorba kolonyal sisteme karşı direniştir.

Mutlak kopmak için bir mücadeledir.

Bu mücadelenin şansı, Türk ve diğer halklarla kader bağını koparmamasıdır. Erdoğan uçurumu ne kadar derinleştirmek istiyorsa, Kürdistan ve Türkiye halkları arasında kaliteli ve kalıcı kader birliği o kadar pekişiyor.

Savaşı başlatan Kürt hareketi olmadı. Kürt Hareketi, Kolonyal Parlamento’ya girerek, Türkiye’deki egemen devlet aygıtı AKP’nin de içinde olduğu güçlerle bir anlaşma zemini yakalamak istedi.

Dolmabahçe’ye asgari taleplerle gitti, olmadı…

Erdoğan rejimi azmettirdi. Adana ve Mersin’de HDP binalarında katliam provaları yapıldı. HDP ve Kürt Hareketi silah kullanmadı. Diyarbekir ve Suruç'ta kitle katliamı yapıldı. Kürt Hareketi seçimlere ikinci kez, savunmasız girdi.

Lenin’in görüşüne, uyarlayarak başvuruyorum: Haydut HDP’yi soymak istedi. HDP parasını pulunu verdi; kurtulamadı. Haydut, Kürtler’in canını istedi. Ve Lenin’e göre bu durumda, tek yol, yaşamak için direnmek oldu.

Ve ondan sonra başladı, bu sessiz ve aktif direniş, direnen her birey her ev her mahalle, yerleşim yerinin kaderi, kudurtulan askere, polise, ya da jandarmaya teslim edildi. 

Öyle ya "Kolonileştirilen dünya ikiye ayrılmış bir dünyadır. Sınırlar, kışlalar ve polis karakollarıyla işaretlenmiştir… Kolonyal gücün ve sömüren rejimin söz sahibi, jandarma ya da askerdir." (F.Fanon)

Kürdistan’da Erdoğan yok; Davutuğlu hiç yok, Kürdistan’dakilere muhatap olanlar, askerler, polisler ve jandarmalar. 

Erdoğan adına "temizlik" yapılıyor. Temizlenince ortalık arda kalanlar: "Beyaz maskeli siyahlar" (Fanon) mı olacak.

Bu kez değil. Cizre’deki bodrumdakiler, "siyahların beyaz maske takamayacakları" bir "virus" yaydılar, çünkü: "Bağımsızlık, sadece kişinin hiçe sayacağı bir kelime değil,… toplumda radikal bir değişimi mümkün hale getiren, gerçekten özgürleşen erkek ve kadınların kaçınılmaz yaşam zeminidir". 

Cizre bodrumundakilerin sığınacakları/barınacakları evler, kentler var; ya Erdoğan’ı temsil eden asker polis ve baldırı çıplak jandarmaların korkusuzca geceleyecekleri bir baraka bile kalacak mı?