
Cizre direnişi ve Türk devletinin saldırıları neyi ortaya çıkardı, bunun kapsamlı biçimde tartışılması gerekiyor. Cizre ilk defa saldırılara maruz kalmıyor. İlk defa direnmiyor. Kürdistan’da ilk serhildanların başladığı bir direniş bölgesidir. Şimdi de devlete bu kadar hedef olmasının altında yatan, Cizre’nin direniş geleneğini sahiplenmesi ve öz yönetimini ilan edip kendisini yönetmeye yönelmesidir. AKP hükümeti ve Ankara, Cizre’nin iradesini kırmaya ve Kürtlere boyun eğdirmeye çalışmaktadır.
Birçok çevre olan bitene tam anlam veremiyor. AKP ve onun emrindeki basın Cizre’deki tüm katliam ve yıkımları olağanlaştırmaya ve provokasyon olarak yansıtmaya çalışmaktadır. Bir şehir düşünün ki, bir haftayı aşan süre içinde sokağa çıkma yasağı içinde tutuluyor. Ağır silahlarla, özel savaş birlikleri tarafından saldırıya uğruyor. İçinde kadın ve çocukların da bulunduğu yirmiden fazla insan katlediliyor. Yaralıların hastahanelere götürülmesi engelleniyor ve cenazelerin kaldırılmasına izin verilmiyor. Temel insani ihtiyaçların karşılanması tamamen engelleniyor.
Filistin’de, Gazze’de yapılanlar bundan farklı mıydı? Türkiye’yi yönetenler sadece yalanlar ve psikolojik savaş yöntemleriyle gerçekleri karartacaklarını ve insanlığın yargısından olan bitenleri kaçıracaklarını mı sanıyorlar? Bunlar artık mümkün değildir. Ağrı ve Dersim’de katlimlar yaptılar ve bunu dünyadan bir biçimde gizlediler. Tüm suçlarının ve katliamların üzerine oturdular. Ama gelinen aşamada artık bu mümkün değildir. Ne dünya eski dünyadır ne de Kürtler eski Kürtlerdir.
Cizre’de ortaya çıkanlar Türk devletinin gerçek yüzünü açığa çıkarmıştır. Ankara’da oturanların halka ne kadar uzak ve düşman olduklarını bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Halk saldırı altındayken Türkiye’de iki gecede dört yüzden fazla HDP parti binası, Kürtlerin işyerleri vb. saldırıya uğramıştır. Bu Nazilerin Yahudilere karşı düzenlediği saldırıların, Kristal Gece’nin bir benzeridir. Bunlara Ankara yabancı değildir. 1955’te İstanbul’da Rumlara karşı da aynısını yaptılar.
Cizere’de şu net olarak görülmüştür; devlet orada sadece asker ve polis olarak kalmıştır. Devletin başka bir işlevi ve fonksiyonu kalmamıştır. Ankara’dan gönderilen bürokratlar ve silahlı güçler yüzde yüz halkın karşında yer almış ve halktan tamamen kopmuşlardır. O halktan değillerdir. O halktan olan HDP’li milletvekilleri, parti yöneticileri ve bölgeden destek amaçlı yola çıkanları Cizre’ye sokmamaya çalıştılar. Bunu sadece çıplak zor ve sömürgeci, ırkçı hukuklarına dayandırmışlardır. İnsani, demokratik ve uluslararası hukukla tüm bağlarını koparmışlardır. Bunu gizleme olanakları kalmamıştır.
Ankaralı bürokratlar ve sömürgeci yöneticiler, o toprakların çocuklarının Cizre’ye gitmelerini açık bir zorbalıkla önlemişlerdir. Bu yasakçı, egemen ve halka yabancı pozisyonlarına dayanarak Kürtleri nasıl yönetecekler? Kürtleri yönetmeleri artık olası değildir, meşruiyetleri hiç kalmamıştır. Halkın kendilerini yönetme taleplerinden daha olağan bir şey olmaz. Bir halk kendi iradesini tanımayan, kendisine düşmanlık eden, tanklar, özel birliklerle iradesini kırmaya ve onu teslim almaya çalışan bir devlete ve yönetime nasıl güvenecek, can ve mal güvenliğini nasıl ona teslim edecek?
Cizre büyük bedeller ödüyor. Ama Kürdistan’a öncülük ederek sömürgecilerin maskesini bir kez daha düşürmüş, çok değerli bir deneyim ortaya çıkarmıştır. Kürdistan’ın diğer bölgeleri de bundan aldığı güç ve çıkardığı derslerle daha etkili ve güçlü örgütlenecek ve kaderini eline alacaktır.
Hain ve kokuşmuş ruhlara da birkaç söz söylemek gerekecektir. Kürdistan halkı ve Türkiye’li devrimci güçler faşizme karşı direnirken, Kürtlerin içinden çıkan hainler ise AKP’yi savunmaya, bu halkın kanına eli bulanmışları savunmaya çalışıyorlar. Bu tipler Kürtlerle yollarını ayırmışlardır. Zaten çoğu artık Kürdistan’da da yaşamıyor. Kürtlere karşı kullanılmak dışında devletin ve AKP’nin hiç mi hiç yüzlerine bakmayacakları bu tipleri bu kritik tarihi süreçte hafızalara kazımak ve unutmamak gerekiyor.
Bunlardan birisi şimdi AKP’nin gülü olmuş, bir koltuk ve basit yaşam kırıntıları karşısında sömürgeci efendilerinin kucağına oturmuş ve onlardan aldıkları güçle özgürlük hareketine ve Kürt halkına saldırılarını sürdürmektedir. Her sıkışık dönemde AKP’nin kullanacağı bazı tipleri buluyor.
İlginç bir ruh haliyle şimdiki TV gülü Önder Apo’dan alıntılar yapıyor. PKK’nin onu dinlemediğini vb. de iddia ediyor. “Mutlaka Ankara bizi yönetmelidir” diyor ve yırtınıyor. “PKK Kürdistan’ı yönetmesin, Kürdistan Kuzey Kore olacak” vb. diyor. Aynı sahtekar ve ruhu kokmuş tip Önder Apo’nun ulus devlet esaslı çözümü aştığını, demokratik ulus paradigmasını geliştirdiğini de çok iyi biliyor. Devlet esaslı çözümü aşan bir hareket nasıl Kuzey Kore modelini uygulayacak?
Kürt halkının biraz özgürlük soluması, hasretini çektiği düşmanlarının elinden birazcık olsun kurtulmasını ve kendisini yönetmesini niye bu kadar kötülemeye ve gözden düşürmeye çalışıyorsunuz? Sömürgecileri, Kürt halkının düşmanlarını, katillerini şirin göstermeye çalışmanız sizi tarihe nasıl geçirecek? Cizre’de o kadar çocuk ve kadın öldürüldü, dönüp AKP’yi kınama ve eleştirme gücün var mı? Olmadığını biz biliyoruz. Ama Kandil’e ve Kürt halkının öncülerine her türlü kara çalmayı yapabiliyorsunuz. Faşizme ruhlarınızı teslim edip vicdanlarınızı çürümeye terk edebilirsiniz ama bu halka fedaice bağlılığımızı sorgulayamazsınız. Üstümüze sömürgecilerin uçakları tonluk bombalar boca etse de, orada burada cenazelerimiz toplansa da asla hainlerin bu halkı peşkeş çekmelerine izin vermeyeceğiz. Cizre direnişin yaşam olduğunu gösterdi ve Mazlum Doğanların yolunda özgürlüğe yürüdüğünü kahrolarak seyretmeye devam edeceksiniz.