Cizre'de 20 gün içerisinde 5'i çocuk olmak üzere 6 kişi katledildi. Şimdiye kadar katledilenlerin faillerinin tespitine dönük bir adım atılmadığı gibi; ana akım medya organları ya katledilenleri suçluyor ya da 'provokasyon' diyerek gerekçelendirmeye çalışıyor. 
AKP yetkilileri de sürekli provokasyonlar olduğunu söylüyor. Nitekim 12 yaşındaki Nihat Kazanhan'ın katledilmesinden sonra İçişleri Bakanı Efkan Ala, olayın bir provokasyon olduğunu söyledi. Cizreliler ise ısrarla polisin katliamlar yaptığını söylüyor.
Velev ki Cizre'de yaşanan katliamlar provokasyon olsun.
O halde;
AKP Hükümeti bu provokasyonu neden önlemiyor?
AKP'ye dönük olduğu iddia edilen bütün yapılara, kurumlara, kişilere dönük yargı, polis devreye girerken, Cizre'deki 'paralel’ veya ‘derin' diye tabir edilen yapılara karşı neden hiçbir hareket yok?
Türkiye'nin bu 'derin’ ve ‘paralel' yapıları sadece Kuzey Kürdistan'da mı üsleniyor?
Kazara veya şakacıktan birileri AKP yetkililerine, cumhurbaşkanına 'gözünün üstünde kaş var' dese bütün devlet kurumları harekete geçerken, 20 günde 6 kişinin katledilmesi karşısında neden çıt yok?
Görgü tanıkları 12 yaşındaki Nihat Kazanhan'ın polis tarafından vurulduğunu söylüyor. Eğer kullanılan silah TSK'ye ait değilse; polis kıyafeti içerisindeki Nihat'ı katleden şahıs kim?
Neden Cizre sokaklarında askeri araçlar plakasız dolaşıyor?
Acaba bu araçlar içerisinde polis veya asker kıyafetli başka kişiler var da onun için mi plakasız araçlar dolaşıyor?
Peki bu kişiler devletin araçlarını nasıl böyle kullanabiliyor?
Görüldüğü gibi cevap bekleyen birçok soru var. Ve kanımca bu soruların cevabı, yaşananların AKP Hükümetinden bağımsız, TSK'den de gizli olmadığını gösteriyor. Yani yaşanan katliamların provokasyon olma ihtimali var ve adım atılmıyorsa, bizzat hükümet ve devletin içinde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Artık şunu çok iyi biliyoruz ki; gizlilik kararı alınan olayların hükümet ve devlet organları ile bağlantısı var. Bunu birçok farklı olayda gördük.
Bu olaylar ne zaman başlamıştı? 27 Aralık'ta. Yani Kürt gençlik hareketinin molotof, maske gibi şeylerin eylemlerde kullanılmaması kararı alındıktan bir gün sonra.
Yine 12 yaşındaki Nihat Kazanhan, sayın Öcalan'ın Cizre halkına gönderdiği mesajın iletildiği gün katledildi. Bu katliamlar sayın Öcalan'a ve Kürt gençlerine verilen cevap değil de nedir?
Söz konusu Kürtler olduğunda, mesajlar katliamlar üzerinden veriliyor. Oysa bu olayların aydınlatılması, yürütülen ateşkes ve diyalog süreci için oldukça önemli. Bu halk yirmi gündür sessizce yaşadığı acıları bağrına basıyorsa süreç konusundaki hassasiyetinden, demokrasi ve barışa olan inancındandır. AKP Hükümeti bu metanetli duruşu görmezse ve halkın direnç noktalarını kırdığını düşünürse büyük yanılgı yaşar.
Sadece Cizre halkı açısından değil, Kürdistan ve Türkiye illerindeki derin sessizliği AKP'nin doğru okuması gerekiyor. Zira Cizre, sadece Cizre değildir. Cizre; Gever'dir, Wan'dır, Amed'dir, İstanbul'dur, İzmir'dir.     
AKP uyguladığı politikalarla başta Kürtler olmak üzere Türkiye halklarını hızla taraflaştırıyor ve bölüyor. Artık Türkiye'de tek sorun kimlikler sorunu değil. Neredeyse her iki kişiden biri; sosyal, ekonomik, kültürel yaşamlarına ilişkin kaygı içerisinde. Gelecek kaygısı her geçen gün derinleşiyor. Ve dipteki dalga her gün biraz daha büyüyor. Bu dipteki dalga büyük bir tufana dönüşebilir.
Efsaneye göre insanlık Nuh tufanından sonra Cudi'de yeniden yaşam buldu. Ortadoğu'da yaşanan tufan dikkate alındığında Cudi'nin önemi görülecektir. Israrla Cudi'deki gemiyi yıkmaya, parçalamaya çalışmanın Türkiye'ye faydası yok.
Bu gemi demokrasiye ve barışa yol alırsa tufandan kurtuluş olur. Aksi halde Cudi başka türlü bir gemiyi kabul etmez. Ataerkil zihniyetin bağrında doğurup büyüttüğü, insanlık düşmanı bu tufan karşısındaki tek sığınak, demokrasi ve barıştır. Dolayısıyla Cudi, demokrasi ve insanlık için doğru bir sığınaktır. Buna öncelikle Türkiyeli halkların sahip çıkmak gerekiyor.