Tayyip Erdoğan ve ekibi, Kürtleri katlederek iktidarını sürdüreceğini, Türk devletinin Kürdistan’ı yeniden sömürgeleştireceğini ve de bölgede önemli bir güç olarak yer tutarak tarihe geçeceğini düşünüyordu. Peki Tayyip Erdoğan ve suç şebekesinin bu planı tuttu mu, tutuyor mu, tutar mı?
Tayyip Erdoğan ve AKP’de kümelenmiş suç şebekesi, Ergenekoncularla askeri ittifak yapıp Kürtlere diz çöktürüp, devletlerinin bekaasını sürdürmeyi amaçlıyor. Bu ittifakı ayakta tutmak için de “Yeni Türkiye’nin kurtuluş savaşını veriyoruz!” teranesiyle Tayyip Erdoğan; Doğu Perinçek’ten Devlet Bahçeliye, ulusalcı ların her türünü, Doğan grubundan liberallerin milliyetçilerine kadar herkesi bir arada tuttuğunu düşünüyor.
AKP’liler, Cizre’de halkın direnişini kıramayınca yaralıları, çocukları, kadınları topluca katlederek Kürtlerin üzerine korku salarak sonuç aldığını düşünüyor. Evet bedeli ağır bir direniş var ortada. Ancak diz çökmeyen, direnişten vazgeçmeyen bir toplumsal gerçeklik kendisini bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor. 15 Şubat 1999 komplosunun yıldönümündeki serhildanlar da on binler “PKK Halktır Halk Burada, Cizre’ye Uzanan Elleri Kıracağız!” sloganlarını atarken tarihsel ve sosyolojik bir gerçekliğe işaret ediyorlar. Direnişin nasıl bir karakter kazanacağını gösteren bu eylemler, Türk devletinin AKP’nin klavuzluğunda yeniden nasıl bir bataklığa battığını gösteriyor.
Bunu en iyi görenler ise AKP’nin içindekiler. Tayyip Erdoğan ile AKP’yi birlikte kuranlar. Bülent Arınç, Hüseyin Çelik, Sadullah Ergin gibi isimler Tayyip Erdoğan’ın birçok konuda yalan söylediğini ima ederlerken; AKP’nin de DYP, ANAP vb partiler gibi eriyip gideceğini görüyorlar. DYP ve ANAP gibi özel savaş hükümetlerinin sorumluları Kürt meselesinde, askere dayanarak Güvenlikçi politikalarla Kürt sorununu çözmeye çalışırlarken kendileri çözülüp yok olmuşlardı. O dönemin suç işleyenlerinin akibetleri ise ortada. Kimi tutuklandı, kimi soruşturmalara uğradı, kimisi belirsizleşti. Sonuçta hem siyaset hem asker yanlış politikalarının kurbanları olup, Kürt direnişi karşısında yok oldular.
Ama AKP, asker ve polisi kendisine sopa olara kullanarak; asker ve polis de AKP’yi kendisine kalkan yaparak yeniden askeri zor ve katliam politikaları ile Kürtleri ezmeye çalıştılar. Ama Kürtler, önceki dönemden farklı olarak çok güçlüler. Türk devletinin stratejik bütün politikaları Kürt karşıtı olduğu için yenilgiyle karşılaşıyor. Suriye, Irak ve İran ile Türk devletinin çelişkisi de Kürt direnişinin ortaya çıkardığı sonuçlarla ilgilidir.
Türk devletinin ABD, Rusya ve Avrupa Birliği ülkeleri ile içine girdiği çelişki ve çatışmalar da Kürt direnişinin ortaya çıkardığı sonuçlarla ilgilidir. Türkiye’nin kendi içindeki siyasi kaos ve istikrarsızlığı da Kürt direnişi karşısında aldığı yenilgilerin sonucudur.
Yani demem o ki Tayyip Erdoğan ve şebekleşmiş danışmanlarının ortaya çıkardığı politikalarla Türk devleti başaşağı gitmeye devam etmektedir. Kürt direnişi ise katmerleşerek kendisini geliştirmekte ve Türk devletinin sömürgeci politikalarına karşı yeni bir direnişi dönemi ile kendisini büyütmektedir. Özcesi Kürt direnişini kıramayan Erdoğan ve çetesi kendi içerisinde bölünmeye, Ergenekonla çatışmaya, küresel güçlerle stratejik kriz yaşamaya, bölgesel güçlerle çatışmalı bir döneme doğru hızla yol almaktadır. Ki gerilla daha etkin bir eylemsellikle siyaset sahnesine tam girmemişken durum böyle.