ABD merkezli İnsan Hakları İçin Hekimler Örgütü (PHR), 79 gün boyunca sokağa çıkma yasağının uygulandığı Şırnak'ın Cizre ilçesi başta olmak üzere soykırım saldırılarının yaşandığı Kürdistan’ın birçok kentinde incelemelerde bulundu. Kuruluş, geçtiğimiz ay inceleme sonuçlarıyla ilgili detaylı bir rapor yayınladı. Raporda özellikle Cizre'de meydana gelen yaşam ve hak ihlallerine dikkat çeken PHR, uygulamaların uluslararası ve insancıl hukuka aykırı olduğunun altını çizdi. Kürdistan’a giden PHR heyeti içinde yer alan Adli Tıp Uzmanı Dr. Önder Özkalıpçı ve raportör Christine Mehta, gözlemlerini ve hazırladıkları raporu Dicle Haber Ajansı'ndan Rüştü Demirkaya'ya anlattı. 


Cizre’ye sokulmadılar

Uzmanların Cizre’ye girişlerine izin verilmemiş onlar da birçok insanı kent dışına davet ederek orada görüşmüşlerdi. Bunlardan biri de cenazesinin günlerce sokaktan alınmasına izin verilmeyen Taybet Ana'nın yakınlarıydı. 


Ah Taybet Ana!

Keskin nişancılar tarafından vurulan Taybet Ana'nın hikayesinin unutulmayacak bir dehşet öyküsü olduğunu vurgulayan Önder Özkalıpçı, "Taybet Ana'nın hali onlarca yıl sonra bile unutulmayacak bir dehşet öyküsü. Hem insancıl hukuka hem de insan hakları hukukuna aykırı bir cinayet var ortada" ifadelerini kullandı. 


Devletin araştırma niyeti yok

Christine Mehta ise 'terörle mücadele ediyoruz' yalanına sarılan devlet yetkililerinin Cizre'de olanlara dair herhangi araştırma yapmadığını belirtti. 


Savcılar inceleme yapmadı

Türkiye'de yargı bağımsız olmadığı için savcıların Cizre'de olan biteni araştırmadığına dikkat çeken Önder Özkalıpçı, "Bodrumlarda kaç kişi öldü belli değil. Televizyonlarda naklen yayında bu insanlar ‘Kurtarın yaralılarımızı’, 'Kurtarın bizi’ diye haykırdılar. Sonra bunların kurşunlanmış, parçalanmış, kor haline gelmiş cenazeleri bulundu. Cumhuriyet savcılarının bunları araştırmaları lazım“ dedi.


Olay yeri incelemesi yapılmadı

 Cizre’de olay yeri incelemesi de yapılmadığını da ekleyen Adli tıp uzmanı,  "Dosya üzerinde olay yeri inceleme raporları var ama bunlar hastanelerde yazılmış raporlar. Ehil olmayan kişilerce ve alelacele toplanan cenazeler bodrumlardan alınmış hastaneye getirilmiş, hekim, savcı ve polis huzurunda olay yeri inceleme zaptı tutulmuş“ bilgisini verdi


Savcı bodrumlara girmedi

Cumhuriyet savcılarının bodrumlara ‘güvenlik’ gerekçesiyle girmediğini hatırlatan Özkalıpçı,  "Peki, cenazeleri oradan çıkaran polis memuru ya da savcılık adına çalışan başka uzmanlar için de ‘can güvenliği’ yok mu?" diye sordu. 

Özkalıpçı, ablukanın kalkması ardından insanların vahşet bodrumlarına akın ettiğini hatırlatarak bunun da delillerin sağlıklı bir şekilde korunmasını engellediğine vurgu yaptı: "Delillerin korunması için; çok detaylı bir olay yeri incelemesi yapılmadan girilmemesi lazımdı aslında. Ama savcı girmeyince insan hakları örgütleri, barolar girdi."


Devlet delilleri yok etti

Adli Tıp Uzmanı, insanları çoluk çocuk demeden bodrumlarda diri diri yakan Türk devletinin suç işlediğini ispat edecek delilleri yok etmek için bodrumları boldezerlerle dümdüz ettiğini vurgulayarak, "Deliller moloz halinde oradan gönderildi" dedi. 


Soruşturma eksikliklerle dolu

Habur Gümrük Kapısı’ndaki otopsi merkezindeki otopsilere de katılan Adli Tıp Uzmanı Özkalıpçı orada gördüğü soruşturma eksikliklerini ve hukuksuzlukları şöyle sıraladı:

* Otopsiler sırasında yargısız infaz iddialarıyla ilgili Minnesota Protokolü uygulanmadı.  

* Minnesota Protokolü ölenlerin yakınlarının kendi uzmanını otopsi sırasında bulundurma imkanı tanıyor. İlk gün benim otopsiye girmeme izin verdiler. Fakat ertesi gün bizi içeri almadılar. Savcıya ulaşmak istedik ama ulaşamadık. 

* Doğru dürüst bir tane olay yeri incelemesi raporu yok.

* 6 aydan fazla zaman geçmiş hala cenazelere ait elbiselerin fizik incelemesine ait hiçbir rapor yok. 55 dosyadan sadece bir tanesinde elbise inceleme raporu gördüm. O da polis tarafından yapılmıştı. 

* İçişleri Bakanlığı mensuplarının işlediği iddia edilen suçları araştırmak için yine İçişleri Bakanlığı’nın inceleme laboratuvar ve uzmanları kullanılmış. Bu soruşturmaya gölge düşürür. 


Hastaneler karakol yapıldı

* Uluslararası Cenevre Sözleşmesi’ne aykırı olarak Cizre'de hastanelerin askerler tarafından abluka süresince operasyon koordinasyon merkezi olarak kullanıldı. 

* Cenevre Sözleşmesi’ne göre hastanelerde cephane stoklayamazsın, savaşma kabiliyeti olan savaşçıları barındıramazsın, buraları askeri üs olarak kullanamazsın, hastane bahçesinde zırhlı araç tank konuşlandıramazsın ve bu uygulamaları yaparak hastaneleri korumasız hale getiremezsin. Maalesef bunların hepsi Cizre'de yaşandı. 

* Cizre Devlet Hastanesi’nin bazı katları boşaltılıp her kata kum torbaları yerleştiriliyor. Aynı işlem birçok hastanede yapıldı aslında. Askerler üst katları yatakhane olarak kullandı. Keskin nişancılar ise hastanelerin çatılarından insanlara ateş etti.


Tıbbi müdahaleye izin verilmedi

* Hastaneler bu şekilde kullandığı ve tıbbi müdahaleye izin verilmediği için birçok insan yaşamını yitirdi. 


Psikolojik mesaj verildi

Adli tıp uzmanı, "Otopsilere katıldınız, cinsel saldırı iddiaları vardı ve tamamen yakılmış cesetler vardı adli tıp bunu tespit etti mi?" sorusuna ise "PHR olarak bizim elimizde bulunan 55 civarında otopsi raporuna dayanarak konuşabilirim. Bunlarda böyle bir şey saptanmamış. Oldu mu olmadı mı şu an bilmiyoruz. Ama sadece prezervatiflerin bulunması bile çok çok vahim. Burada politik psikolojik mesaj net: 'Bize karşı çıkanlara karşı tecavüz de dahil her şey de olur' denildi" yanıtını verdi. 


Kent dümdüz edildi

Özkalıpçı Cizre'de gördüğü korkunç manzarayı ise şöyle aktardı: "Ben giderken Cizre yanıyordu, dönerken de yanıyordu. 4 gün boyunca binalardan sürekli dumanlar çıkıyordu. Cizre’nin çok önemli bir kesimi içindeki insanlarla birlikte dümdüz edildi. İnsanlar naklen yayın halinde 'bizi kurtarın' diye haykırırken öldürüldü. Sokağa çıkma yasağı en temel insan hakkı ihlali. Ben başka bir yerde insanların 90-100 gün evlerine kilitlendiğini görmedim. Evinden çıkanlar ise keskin nişancılar ile vuruldu. Cizre’de tanklar kendi vatandaşlarını öldürdü ki tank normalde düşman ordusuyla savaşmak için bir askeri unsurdur. Cizre'de büyük bir felaket yaşandı. Ve ne olursa olsun insanlık vicdanında yerini aldı Cizre."


Cizre'nin Bosna'dan farkı yok

Adli tıp uzmanı, "Bosna süreci ile Cizre'de olanları yan yana getirince nasıl bir tablo çıkıyor?" sorusunu da  "1996 ve 1997’de 5’er hafta çalıştım Bosna’da. Savaş boyunca çatışma altında kalmış köyleri, yıkılmış evleri, kurşun, bomba izlerini gördüm. Çok ağır bir tablo. Ama Cizre’den, Nusaybin’den ve Silopi’den gelen fotoğraflar bundan farklı değil. Üstelik benim bilgim dahilinde Bosna’da böyle dümdüz edilmiş, bütün izlerin kaldırıldığı Cizre veya Sur örneği yok. Cizre’de olanlar insanlık suçudur" yanıtını verdi.


Eninde sonunda yargılanacaklar

Önder Özkalıpçı, Türk devleti ile dönemin yetkillerinin Cizre'de yaptıklarından dolayı yargılanabileceğini de ekledi: "Cizre ile ilgili başları çok ağrıyacak. Dünyada hiçbir devlet yöneticisi artık erişilmez değil. Türkiye insan hakları ile ilgili birçok sözleşmeyi imzalamış ve dolayısıyla sorumluluk almıştır. Hem yerel hukuk hem de uluslararası hukuk yavaş işler, ama sonunda bir biçimde işler. 96-97 Bosna’daki mezar açma işlemlerine katıldım. Sırp birliklerinin katliamlarını uluslararası mahkemeler için belgeledim. Sırp Devlet Başkanı ve önde gelen katliam sorumlularının yakalanıp hapse girmesi 10 seneyi aldı ama sonuçta cezalandırıldılar."


Bu yöntemlerle çözemezsiniz

Önder Özkalıpçı'nın çözüm önerileri ise şöyle: "Sokağa çıkma yasağı uygulamaları durdurulmalı. Sağlık çalışanlarının sudan bahanelerle cezalandırılması ve hastanelerin askeri amaçlı kullanımı engellenmelidir. İnsan hakları ihlallerinin ulusal ve uluslararası bağımsız heyetler tarafından incelenmesi engellenmemelidir. Bir an önce hukuk devleti kuralları işletilmeye başlanmalıdır. Türkiye’de de insan hakları hukuku ya da insancıl hukuk uygulanılmalı. Cizre'de yapılanların sorumluları yargılanmalı, hukukun üstünlüğü sağlanmalı ve adalet karşısında cevap vermeli. Başka türlü huzurlu bir ülkeye kavuşma şansımız yok. Sadece silahla çözemezsiniz." 


 HABER MERKEZİ