Dikkatle izleyiniz. Ordu yanlısı kim varsa, o kimse, AKP’yi "neden masayı devirdin" diye eleştirmiyor. "Neden Dolmabahçe Mutabakatına onay verdin" diye suçluyor.
Bu suçlamalar "darbe hazırlığıdır".
Geçtiğimiz gün, kulağı kesik, burnu iyi koku alır, gözü keskin görür Zaman yazarı Mümtazer Türköne, Bülent Arınç’ın konuşmasını iki yazıda yorumladı, okuyalım:
"Unutmayın ki bugün Sur'da Cizre'de karşımıza çıkan ve giderek yayılma istidadı taşıyan felaket tablosu bir sonuç; ve bu sonuç Çözüm Süreci boyunca PKK'yı silah ve mühimmatıyla şehirlere yerleştiren, ihanet ölçüsündeki aymazlığın ve bilinçli hataların eseri."Türköne "ihanet" sözcüğünü bilerek kullanıyor. Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanı yalnızca "vatana ihanet" ettiği durumda yargılanabiliyor. Okuyalım:
"Şimdi bu hataların hesabı sorulacak, ve işler yeniden yoluna sokulacak. Ergenekon veya Balyoz gibi geniş sanık kadrosu olan uzun soluklu bir dava, muhtemelen "Dolmabahçe davası" adıyla gündemdeki yerini alacak. Bugünün güvenlik bürokrasisi ve silah yığınağı yapan PKK'ya "dokunmayın" diyen valiler, yan yana sanık sandalyesinde oturacak. Devlet başka türlü düzen tutmaz.Devlet Güneydoğu'da köşeye sıkışmış vaziyette. Sorumlusu "Dolmabahçe Mutabakatı"nda kendini ele veren Saray iktidarı. Türkiye'nin bu badireden en az zararla çıkabilmesi için, idam cezasının geri gelmesi, Dolmabahçe'de noktalanan Çözüm Süreci'nin sahiplerinin ipe dizilmesi lâzım.
Devlet aklının bu durumlarda bulduğu çözüm standart: O hendekleri hatası olanlarla doldurup kapatmak."Şu ana kadar yapılmış, en keskin, en "cesur", en dehşetengiz öngörüdur bu.
Yerlerde sürüklenen Cemaatçiler böyle bir gelecek öngörüsünü neye dayanarak yapıyorlar?
"Devletin içinden aldıkları istihbarata" dayanarak yapıyorlar. Onların ordu içinde elleri, gözleri, kulakları var."Hendek", egemenlerin iç çelişkisini derinleştirmiş. Artık bu çok belli. Belli ki, Dolmabahçe Mutabakatına "ordu" başkaldırmış. Erdoğan "başkan" olursam, "yeniçeriyi" tekrar durdururum diye düşünürken, Demirtaş "seni başkan yaptırmayacağız" deyince yıkılmış. Başkan olamazsa, ordunun dönüp kendisini vuracağını hemen anlamış. "Dolmabahçe’den haberim yok" demesi bundanmış.
Bütün belirtiler bize bu sonucu veriyor.
Bir süredir Kandil "hükümet ordunun emrinde" demekte. Demirtaş Mardin’de "darbe olmuş, hükümetin haberi yok" derken bu gerçeği tekrarladı.
Türköne’nin "idam cezası", "ipe dizme", "hendeğe gömme, üstünü örtme" lafları, belli ki, Sur, Cizre "seferlerinin" ardından, eğer "zafer" kazanılırsa, bu "zaferin", Kürdün değil, Hükümet ve Saray’ın "sonu" olacağını gösteriyor.
Türkiye Suriye’de stratejik bir yenilgiye uğradı. Ordunun Cizre’yi yakıp, yıkması bu yenilgiyi gizleme çabasından başka hiçbir askeri anlam ve önem taşımıyor. Kürdistan semalarında fır dolanan, Irak hava sahasını ihlal üstüne ihlal eden ordunun uçakları, Suriye sınırının bir santim ötesine burnunu çıkaramıyor. Halep yolu kesildi. Cerablus’taki DAİŞ’in işi bitik. Durumu Kürdün kanını akıtarak idare etmeye çalışıyorlar. Ama "Ergenekoncuların, darbecilerin" Cizre ve Sur’dan "zaferle" çıktığı durumda, "bu iş Dolmabahçe'yle olmaz, işte böyle vahşetle olur" demeye hazırlandığını da hiç kimse unutmasın.Şunu diyorum: AKP ve Saray, ordunun "darbesinden" kurtulmak için "masayı yıktı", Kürdistan’da yüzlerce insanın ölümüne, yüzbin insanın göç etmesine ve şehirlerin yakılıp yıkılmasına yol açan "savaş yoluna" girdi.
Kürdistan, bugüne kadar çok darbe gördü, hepsinden daha da güçlenerek çıktı; ama AKP ve Saray, eğer Türköne’nin dediği olursa, gerçekten de, Kürt halkı ile Türk halkı arasına açmış olduğu "düşmanlık hendeğine" bir gömülür, bir daha da çıkamaz.Cizre’yi Erdoğan’ın "ecdadı" kurmadı; Öcalan’ın ecdadı kurdu. Yine kurar. Siz Saray’ı nasıl kurtaracağınızı düşünmeye başlayın…