
İlk söylenmesi gereken “Bizi affedin yoldaşlar, biz sizinle gurur duyuyoruz ama biz size yetişemedik, çok çabaladık, çok zorladık ama size ulaşamadık, sesimizi yükselttik ama...”
Sokağa çıkma yasağı kalkar kalkmaz aylardır gitmek için çabaladığımız Cizre’ye gittik... Silopi’den Şırnak’a halkın Cizîra Botan’a ulaşmak için bekleyişini gördük. Zorla evlerinden göç ettirilen, toplarla evleri yerle bir edilen, evleri başlarına yıkılan Cizre halkının bekleyişi… Sabahın erken saatlerinde halk Cizre’ye gitmek için uzun kuyruklar oluşturmuştu, zalimin zulmünden kurtarabildikleri birkaç parça eşyalarını küçük arabaların arkasına koyup evlerine geri dönmek isteyen insanlar...
Cizre’ye girdikten sonra 5 katlı evi dümdüz edilen, tabiri caiz değil 5 katlı evi yerle yeksan edilen Cizre halkının evini arayışı...
Sadece biri hala bodrum gibiydi
Hemen günlerce yaralıları çıkarttırmak için çabaladığımız, çığlıkları sadece Kürdistan değil, taaa AİHM’e kadar ulaşan yoldaşlarımızın katledildiği vahşet bodrumlarına gittik... Dümdüz edilmiş binalardan kalan molozlar vardı... Bu bodrumlardan sadece biri hala bodrum gibiydi, aşağı indik, yanık kokusu vardı... Karanlık bir bodrum yine bir apartmandan kalan sadece üstü molozlarla kaplı zar zor geçilen bir bodrum...
Kim bilir hangi yoldaşımıza aitti
Yerde o molozların üstünde yanık kemikler vardı, kim bilir hangi yoldaşımıza aitti... Kırılmış parçalanmış bir telefon, gümüş renkli bir kol saati... Yanmış yorganlar... Günlerce o karanlık vahşet bodrumundan seslenmişlerdi tüm dünyaya. Cizre’nin her köşesinde zulüm izleri vardı ama Mehmet Tunç’un sesi çığlık gibi bütün Cizre’ye sinmişti...
Her evden aynı ses yükseliyor
Aylarca bütün dünyadan izole edilen, tanklarla, toplarla her türlü saldırıya maruz kalan, aç, susuz ama gururlu Cizre halkını ziyaret ettik... Birçok insan evini arıyordu, dakikalarca dolaşıp evini bulmaya çalışıyordu ama gördükleri manzara dehşet vericiydi. Evleri yoktu. Evlerinin önünde bekleyen bir nebze olsun evi iyi durumda olup temizlemeye çalışan insanları gördükçe konuşuyorduk... İsyan ediyorlardı, lanet okuyorlardı, hesabını soracaklarının sözü veriyorlardı. Her evde aynı şey söyleniyordu: “Keşke bütün evler yıkılsaydı ama güzel gözlü çocuklarımız, yoldaşlarımız yaşasaydı…”
Evler karargah olarak kullanılmış
Cudi Mahallesi’nin üst kısmında bir evi ziyaretimizde, amca “kızım eve bak” dedi ısrarla, beni 5 katlı evini incelemem için gönderdi. Ev karargah olarak kullanılmıştı. Evin her tarafında izleri duruyordu. Yemek artıkları, su şişeleri binanın şehre bakan kısımlarındaki duvarlar parçalanmış mevzi haline getirilmişti. Evin terasında değişik silahlara ait onlarca kapsül vardı.
Fetih mantığıyla her yer bayrak
Fetih mantığıyla evin terasına astıkları bayrak... Cudi Mahallesi’nin yüksek olan evlerinin birçoğu karargah gibi kullanılmış, evler harap edilmiş, evin duvarlarına ırkçı faşist yazılar yazılmıştı. Karargah olarak kullanmadıkları daireler ise kinle, öfkeyle yerle bir edilmişti. Ziyaret ettiğimiz hemen hemen bütün evlerdeki tv’ler parçalanmıştı, çocukların kumbaraları kırılarak biriktirdikleri bozuk paraları da çalmışlardı. Daha önceki abluka döneminde evlerinde kaldığım ailenin çocuğu Hasip de kumbarası parçalanan ve parası çalınanlardandı.
Devlet kafası değişmiş!
Bir vatandaşın anlattıkları devletin yeni savaş mantığını; vahşetin gerekçesini teyit eder nitelikteydi... Bir polis vatandaşa aynen şunları söylemiş: “O yaralıları alacaz, götürecez, tedavi edecez, cezaevine götürecez sonra çıkacak yine devlete isyan edecek. Devletin kafası eski devlet değil. Buna izin vermeyecez!”
Çökertme Planı tutmadı
Cizre Katliamı ortaya çıkan Çökertme Planı’nın bir parçası. Cizre özelinde bütün Kürt ve Kürdistan halkına diz çöktürme hedefleniyor ama tutmadı. Kent yıkıldı ama Cizre diz çökmedi. Bunu her gittiğimiz evde gördük. Çocuk, kadın, genç, yaşlı herkes aynı şeyi söylüyordu. İradesini kırmaya çalıştıkları halkın amaçlarına bir yenisi daha eklendi: “Vahşet bodrumlarında aç, susuz, yaralı olarak olarak katledilen çocuklarının hesabını sormak.”
En kirli savaş teknikleri
Hiçbir kural, ahlak tanımayan bir savaşın yürütüldüğü açık ve net. Cizre’ye bu sefer gönderilenlerin bir kısmını emniyetin bahçesinde gördüm, kırklı yaşlarda beyaz sakallı kişiler orada bulunuyordu. Silopi’ye geçiş yapacağımız gün Cizre’nin girişinde bununan zırhlı araçlardan yüksek sesle marşlar çalınıyordu. Cizre’ye girdiğimizde birçok evin tepesinde bayraklar asılmıştı. En kirli psikolojik savaş teknikleri uygulanmıştı. İnsanların katletmek yetmemiş onurları kırılmaya çalışılmıştı.
Cizre’de dörtler isim değiştirdi
Şu anda Cizre’de her sokakta bir taziye var ama bu taziyelerde öfke sesleri yükseliyor. Cizre’de büyük bir insanlık suçu işlendi, bir halkın iradesine saldırıldı. Diyarbakır Cezaevi’nde yapılanın aynısı yapıldı ama Cizre’de Dörtler bu sefer isim değiştirdi…
AYŞE ACAR BAŞARAN / HDP Batman Milletvekili