AKP ve Saray’ın sergerdeleri iç savaş provası yaptı.

Onlar aslında bunu “prova”olarak değil, Batı’da yaşayan Kürt halkına ve demokrat insanlara karşı “iç savaş”ı başlatmak için yaptılar.

Eğer, HDP binalarına yapılan saldırılar sırasında, örneğin bir “mevsimlik Kürt işçiyi” diz çöktürüp, Atatürk büstünü zorla öptürdükleri sırada, ya da bir Diyarbakır otobüsünü taşladıkları, Kürt yolcuları aşağıladıkları ve tartakladıkları sırada, polisle kolkala tepinen güruha karşı, halk, “nefsi müdafaa” için elini silaha atsaydı…

400 saldırı noktasının 100’ünde kan dökülseydi, saldırganlardan 100, saldırıya uğrayanlardan da 100 insan can verseydi…

Aklını yitirmiş AKP ve Saray’ın ne idüğü belirsizler ve onlara destek veren polisler vasıtasıyla yaptığı “prova” o anda “prova” olmaktan çıkardı.

İç savaş anında başlardı.

Birkaç hafta içinde, metropollerdeki düşman mahalleler birer silah ve patlayıcı deposu haline gelirdi. Kimisi kendi imkanlarıyla, kimisi bu iç savaştan kazanç sağlamak isteyen devletlerin “silah kaçakçısı” unsurlarının yardımlarıyla silahlanırdı…

Nasıl AKP’nin MİT TIR’ları DAİŞ’i silahlandırdıysa, aynen öyle, bu defa İran’ın SAVAMA TIR’ları, İsrail’in MOSSAD TIR’ları, Suriye’nin Muhabarat TIR’ları, belki CİA’nin TIR’ları, belki Almanya’nın BND TIR’ları çarpışan halklarımızın evlatlarını en mükemmel silahlarla silahlandırırdı.

Siz şimdi “havai fişeklerden” mi şikayet ediyorsunuz? Edin bakalım. Eğer dün ve evvelsi gün, Kürt gençliği metropollerde birkaç bomba patlatsaydı, bir ay sonra, Gazi mahallesinden, Kasımpaşa’ya, Kasımpaşa’dan Gazi’ye “katyuşa” rampalarından atılan füzelerin sesleriyle imamenizi şaşırmış olacaktınız.

Şimdi pısmış olan sermayeye de hatırlatmak gerekir.

Burası Ortadoğu. Türk sermayesi Ortadoğu pazarında rakip ülkelerin sermayesiyle amansız bir yarış içinde. Bu yarışın imanı, insafı, vicdanı yoktur. Bu yarışta “Kurt kanunu” geçerlidir. Düşeni parçalarlar. Türk kapitalizmi Ortadoğu’da Pazar kavgasına gırtlağına kadar girdi. Savaşlar, ittifaklar bu nedenle.

Irak ve Suriye kapitalizmi yıkılıp gitti.  Türkler, İranlılar, Suudiler, onların zenginliklerini talan etmek için kavga ediyor.

İç savaş felaketine uğrayan Irak’ın ve Suriye’nin kaderini Türkiye paylaşabilir. Bu felaketin eşiğine hızla sürükleniyor.

Türkiye iç savaşa sürüklendikten birkaç gün sonra, onun dış pazarlardaki bütün varlığı sıfırlanacak. Kendi iç pazarı tarumar olacak.

Ve bu ülke, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin Sovyetlere karşı desteğine benzer bir “Marshall yardımı“na ve “Truman Doktrini” gereği desteğe sahip olamayacak. Dünya o dünya değil çünkü. Ve Türkiye örneğin İran ya da Rusya gibi düştüğü yerden topraklarındaki stratejik hammaddelere dayanarak kalkma imkanına da kavuşamayacak. Çünkü Türklerin petrolü yok. Petrol Kürtte ve Türkiye Kürtlere düşman olunca bu imkanı da kaybedecek.

İç savaş Türkiye’nin mahvı olur.

“İç savaş provası” yaparak, “iç savaşla oyun” olmayacağını o küçücük kafacığınıza sokuşturun, Aklınızı başınıza toplayın.

Şimdi Cizre’de altı gündür bir kuşatma sürüyor. Bu kuşatmanın sonunda eğer orada bir katliam olursa, bilinmeli ki, binlerce ve binlerce Cizreli’nin yaşadığı metropol kentlerde iç savaşın fitili de ateşlenmiş olacaktır.

Selahattin Demirtaş ve arkadaşları, bu muazzam tehlikenin üstüne, canlarını hiçe sayarak yürüyorlar. Bu yazı yazılırken, Demirtaş, “sağlık durumu elvermeyen” yürüyüşçüleri geri dönmeye çağırdı ve kendisi yanındakilerle, Türkiye’nin iç savaşa sürüklenmesini önlemek için yürümeye başladı…

Evvelsi gece, dişlerini sıkan, elleri silahlı, sopalı kudurmuş güruha karşı silah ve şiddet kullanmayan Kürt ve Alevi gençler, Türkiye’yi şimdilik de olsa iç savaştan korudu. Şimdi, eğer Selahattin Demirtaş ve arkadaşları, bu yazı yazılırken Cizre’ye girebilir, sokağa çıkma yasağının kaldırılmasını sağlayabilir ve hükümet kuvvetlerinin saldırısını savuşturabilirse, iç savaşın eşiğinden dönmemize katkıda bulunmuş olur.

AKP iç savaş partisi haline gelmiş bulunuyor.

HDP ise iç barış partisi…