27 Aralık 2014 tarihinde Cizre’de halka yönelik başlatılan saldırılarda altı çocuk katledildi. Sonrasında tartışmalarda, saldırılar da durmadı.
Hükümet sorumluluklarının gereğini yerine getireceğine gerçekleri tersyüz ediyor. Buradan da siyasi kazanç elde etmek istiyor. Her şey ayan beyan ortadayken, sorumluluk üstlenmeyen bir hükümetle karşı karşıya oluşumuz, zaten durumun vahametini açıklamamıza yetiyor.
Vatan Gazetesinden Hüseyin Yayman, bir süre önce Cizre’de yaşananları yazdı. Yayman, özet olarak hükümetin kusuru olmadığını, sorunun Kürt Özgürlük Hareketi’nden kaynaklandığını anlatmaya çalışıyor.
Bazı Kürt şahsiyetler de Cizre’de olup bitenin devlet içinde yuvalanmış karanlık güçlerin işi olduğunu söylüyorlar.
Her iki görüş de yanlış ve sorun üreten açıklamalar.
"Karanlık güçler” dediğiniz zaman niyetten bağımsız hükümeti aklamış olursunuz. Bir bakıma hükümetin de duymak istediği açıklamalardır bunlar.
Ahmet Davutoğlu ve Efkan Ala’nın ‘provokasyon var ama polis ateş etmedi’ açıklamaları da hükümetin sorumluluk üstlenmekten çok, sorumluluktan kaçtığını gösteriyor.
Bir defa şunu kabul etmemiz sorunun tespiti ve çözümü için önemlidir. Cizre’de son bir aydır altı çocuğun hayatına mal olan saldırıların sorumlusu, iddia edildiği gibi ne karanlık güçlerdir ne de paralel yapıdır. AKP Hükümeti’nin ta kendisidir.
AKP Hükümeti, 6-8 Ekim Kobanê serhildanlarından bu yana Cizre meselesinde başarılı bir algı operasyonu yürütüyor.
Kobane’de nasıl ki vekaleten DAİŞ’i sahaya süren AKP, Cizre’de ise Hizbul-Kontra’yı öne sürdü.
Cizre halkı son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde doksan beş oranında Selahattin Demirtaş’a oy verdi. Böyle bir yerde Kürt Özgürlük Hareketi’nin muhatabı Hüda-Par değil, AKP devletidir.
Elbette Hükümetin Cizre’de saldırılarını tırmandırmasının birden fazla sebebi var. Bir bakıma Cizre’de çıkarttığı karışıklıkla ‘kamu düzeni’ adını verdiği projesini hayata geçirmek istiyor. Cizre üzerinden kendisinin ihtiyaç duyduğu savaş yasaları ve güvenlik yasalarını çıkarmak temel hedeflerinden bir diğerini oluşturuyor.
‘Kamu düzeni’ projesi, özünde Kürt halkının imhasını amaçlıyor. Hükümetin hedef seçtiği ilk grubun Kürt gençleri ve çocukları olması da tesadüf değil. Çünkü en örgütlü ve dinamik güç gençler ve çocuklardır. Saldırıların bir diğer önemli nedeninin de çözüm süreci olduğunu düşünüyorum.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, yeni yıl öncesi KCK ve AKP Hükümetine ‘Çözüm Süreci Taslağı’ sunmuş ve tarafların görüşünü istemişti. Öcalan HDP heyeti aracılığıyla zamana dikkat çekmiş ve seçim öncesi yol almak istediğini söylemişti. Sayın Öcalan’ın seçim öncesini işaret etmesi haklı bir kaygıya işaret ediyor. Çünkü AKP Hükümeti Kürt sorununun çözümünü bir bakıma seçimden seçime ertelemeyi bir yöntem haline getirdi. AKP’nin bundan da siyasi kazanç elde ettiğini biliyoruz. Böyle olunca da sorun çözülmüyor, çözümsüz kalıyor. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın hazırladığı taslağa KCK anında yanıt verirken, hükümet bugüne kadar görüşünü açıklamış değil. Oysa zamanla yarışıyoruz. Hükümetin zaman zaman en üst düzeyde ‘Çözüm süreci kararlılıkla devam ediyor’ açıklamalarıyla Kürt sorunu çözülmüyor.
Sonuç olarak, Cizre’de ortaya çıkan tablo hükümetin planlı, programlı bir strateji izlediğini gösteriyor. Bir bakıma Sayın Öcalan’ın taslağına yanıt vermek yerine, Cizre üzerinde oyalamak, Kürt Özgürlük Hareketi’ni meşgul etmek, dikkatleri başka yere çekmek için Cizre’de halka yönelik saldırılar yapıyor. Bir algı operasyonuyla şunu demeye çalışıyor; "görüyorsunuz kamu güvenliği açığı var. Kamu Güvenliği adı altında cinayetler işleniyor, tutuklamalar yapılıyor ve halkın üzerinde baskı kuruluyor. Buradan çözüm çıkmaz. Hükümetin topu sağa sola atmaktan vazgeçip, bir an önce Cizre’deki saldırılara son vermesi gerekiyor.
Bu da yetmez; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Çözüm Taslağı’nın hayata geçirilmesi için adım atması herkesin yararına olandır.