
HDP’ye karşı başlatılan “kaçırma” iddialı provokasyon, önce bir bakanın, ardından da bizzat İçişleri Bakanı Soylu’nun HDP kapısına dayanmasıyla yeni bir aşamaya yükseldi. Soylu’nun HDP’yi ve HDP’li belediyeleri açık bir şekilde gençleri dağa “kaçırmakla” suçlaması amacın HDP’yi kapatma, üç Büyükşehir Belediyesinden sonra diğer belediyeleri gasp etme olduğunu kesin bir şekilde ortaya koydu.
Bu durum devlet başkanı Erdoğan’ın HDP kapısındaki kalabalığın “daha da artacağını” söylemesiyle birlikte provokasyonun bir “devlet provokasyonu” olduğunu da kanıtladı.
Bu kirli oyuna gelen aileler şunu bilmeli: Faşist rejim sizin çocuklarınızın geleceği ile zırnık kadar ilgili değildir. Bunu anlamak çok kolay. Erdoğan aileleri HDP önünde örgütler ve “çocuklarınıza sahip çıkın” derken, bir yandan da İHA’ları, SİHA’ları ile alanda farkettiği her canlıyı tonlarca bombayla, “akıllı füzeyle” yok etmekte.
Şu anda HDP kapısında bekleşen ailelerden birinin, eğer gerillaya katılmışsa, oğlu ya da kızı belki de şehit düşmek üzeredir, belki de şehit düşmüştür.
Ama daha önemlisi HDP binasının az ötesinde kimisi HDP çalışmalarına katılmaktan, kimisi ise “tweet” atmaktan dolayı “Diyarbakır Cezaevinde” yatmakta. Türkiye zindanlarında 70 bin üniversite öğrencisi, binlerce Harbiye öğrencisi ve genç subay erkek ve kadın da ha keza. Çocukların annelerine kavuşmasını bu kadar “isteyen” Erdoğan ve Soylu’ya sorsanıza: “Kandil uzak, aha şuracıkta mapushane, açın kapıları çocuklar annelerine kavuşsun.”
Erdoğan kurnaz tilki gibi “çocuklarınız dağdan insin onları bağrımıza basalım” derken, dağdan inecek olanı işkence, tutuklama ve hapis beklediğini her anne ve baba çok iyi biliyor. Hatta öyle aileler var ki, çocuklarının daha ilk okul yaşlarında bizzat polis gözetiminde uyuşturucu kurbanı olmaktan ve yolda yürürken bir zırhlı askeri araç altında ölmektense, “şüphe” üzerine vurulmaktan ve en ahlaksız işkencelerle sakatlanmaktansa, dağa gitmesini “kurtuluş” olarak görmekte.
Şu fıkra bizi uyandırabilir: Vaktiyle köylünün biri yol kenarına oturmuş ağlıyormuş. Tilki bir süre adamı izlemiş. Sonra yanına yanaşıp sormuş: Beybaba neden ağlıyorsun? Adam “horozum öldü, tavuklarım sahipsiz kaldı” demiş. Tilki de başlamış numaradan ağlamaya. Zavallı köylü bakmış tilki “samimi”, “ben bugün şehre inip bir horoz alacağım, dönene kadar kümese sen göz kulak olabilir misin?” Tilki bu kadarını beklemiyormuş. Biraz tereddütten sonra başlamış iki elini dizlerine vurmaya ve şöyle demiş: “Muhterem beybabacığım, sen ne dedin de ben yapmadım.” Sonuç malum köylü döndüğünde ortada ne tilki varmış ne de tek bir tavuk.
“Çocuklarımızı dağdan indir” diye Erdoğan’ın ve Soylu’nun ayaklarını öpen aileler, tavuklarını tilkiye teslim eden fıkradaki köylüye ne kadar da benziyor.
Hatırlayalım: Bu “kurnaz tilki” vaktiyle Habur’da sınırı açmış, dağdan inen ve Maxmur’dan gelen “Barış” gruplarının ülkeye girişine izin vermiş, ardından tümünü tutuklamış, aralarından bir barışçı zindanda hayatını kaybetmişti.
Kürt anne ve babalar elbette çocuklarına hasret kalmıştır. Ama “tilkinin” kurnazlıklarını ise çok iyi bilmektedirler. Bu annelerin ve babaların yüzde doksanı, 1990‘larda köyleri yakılan, işkenceden geçirilen ve hapsedilen, göç ettirilen anne babalardır. Erdoğan HDP’nin önünü elbette “kalabalıklaştırır”, ama bu kalabalık tıpkı fıkradaki gibi, “tırşikçi” bir “kalabalık” olur. Tıpkı fıkradaki gibi:
Padişah günlerden bir gün bakmış ki, düşkünler, cüzzamlılar, tembeller için yapılan “miskinler tekkesi” denilen barınaklar binlerce tembel ile dolup taşıyor. Sadrazama “bunların gerçekten miskin olup olmadığını nasıl anlarız, ekmek elden su gölden yaşamak için numara yapıyor olamazlar mı?” Sadrazam “kolayı var Sultanım” demiş. Ertesi gün en büyük miskinler tekkesini bir ucundan ateşe verdirmiş. Daha ilk yanık kokusunun duyulmasıyla, o güne kadar yerinden kımıldamayan miskinlerin yarısı tabana kuvvet tekkeden kaçmış. İlk alevler göründüğünde miskinlerin diğer yarısı da yüz metre yarışçısı gibi ortadan kaybolmuş. Sonunda geriye yalnızca iki miskin kalmış. Bunlar öylece dururlarmış. Derken alevler yanıbaşlarına varınca, miskinin biri diğerine, “ateş yakınındadır, sana zahmet şu cigaramı bir yakıver” diye mırıldanmış. Sadrazam bu iki miskini huzura çıkarmış ve “işte Sultanım bin miskin içinde yalnızca bunlar hakiki miskindir” demiş.
Ben size diyeyim: Sezai Temelli bunların yanına gidip, “haydin HPG izin verdi, Kandil’e gidiyoruz, çocuklarınız eğer gerçekten kaçırılmış ise sizinle birlikte dönerler, gönüllü gitmiş iseler, siz dönersiniz?” dediği dakikada, HDP kapısı önünde yemin billah iki anneden başka tek bir anne kalmayacaktır. Tecrübeyle sabittir.