
Rakamların çarpıcılığı aslında sorunun boyutunu göstermeye yetiyor. Selen Doğan, kendi araştırmalarında elde ettikleri rakamların daha büyük olduğunu söylüyor. Selen Doğan, 1996 yılından bu yana kadın sorunlarına çözümler üretmek, sorunlar hakkında farkındalıklar yaratmak, kadınların sesi olmak için birçok projeyi hayata geçiren Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği'nden. Son zamanlarda Sabancı Vakfı Toplumsal Gelişme Hibe Projesi kapsamında yürütülen Çocuk Gelinler Projesi'nin koordinatörü. Uçan Süpürge, toplumsal yara halinde olan bu soruna uzun süredir el atmış. Sonuçları Ekim ayında açıklanacak olan bu konuyu Doğan'a sorduk.
Uçan Süpürge olarak son derece hassas ve önemli bir projeye el attınız. Çalışmanızda bir yöntem izlediniz?
Toplumsal cinsiyete ilişkin sorun alanlarına bulunduğumuz yerden bakmak çoğunlukla bizi bir yere götürmez. Bunu çok iyi bildiğimiz için sahaya çıktık ve 54 ili tek tek dolaşarak, hem kadınların kendi hikayelerini ilk ağızdan dinledik hem de kurum ve kuruluşların konuya bakış açılarını kavramaya çalıştık. Çözümü üretmenin ilk basamağı yerinde teşhisti çünkü. Kadınlar kendi sorunlarını paylaşarak teşhis ediyor.
Bir ilde çocuk evliliklerine dair harekete geçmeye hazır ve ikna olmuş bir yönetim yapısı varsa, o ilde etkin ve kalıcı politikalar yeşerebilir, kararlılıkla uygulanabilir. Kadınların bu meseleye dair taleplerini ve sorunlarını kamunun gündemine taşıyarak, yetkisi olan kurumların bu yetkiyi bu yönde kullanmalarını teşvik etmek de çok zordur. Ama sanırım biz bu kapıyı araladık.
İllerde bir araya geldiğimiz kadınlarla bizi çoğunlukla valilik ve belediyeler buluşturdu, onların desteğini almak istedik çünkü bu ortaklığın bizce bir anlamı vardı, işbirliği yapmaları çözüm ortağı olma heveslerinin bir ifadesiydi. Kadın örgütleri, yerel medya, üniversitelerle de işbirliklerimiz oldu.
Mevcut veri, o karnenin kırıklarla dolu olduğunu gösteriyor. Ancak, araştırma sonuçları veya kurum istatistikleri yalnızca kayda geçmiş vakaları içerdiğinden, gerçek rakamlara erişmek oldukça güç. Bu güçlüğü pekiştiren ise, kurum ve kuruluşların kendi yerellerine ait verilerinin bulunmaması. Kimsenin aklına gelmemiş o ildeki çocuk evliliklerinin çetelesini tutmak, bu veriyi görünür kılmak ve buradan yola çıkarak önlemler almak. Tali bir konu olarak kalmış. Cinsiyete dayalı sorunların hemen hepsinde olduğu gibi çocuk evlilikleri de öncelikli ve acil konulardan biri olarak görülmemiş pek. Çeşitli istatistikler var ama kapsayıcılığını sorguladığımız vakit, onların gerçek rakamları yansıtmadığı gibi bir kuşkuya kapılıyoruz artık. Zira rakamlar günden güne büyüyor bence.
Türkiye’nin çocuk evlilikleri haritasının pek iç açıcı olmadığını biliyorduk ama daha net fotoğraflar elde etmek için bizimki gibi çalışmaların çoğalması, gerek ilgili resmi kurumların gerekse üniversitelerin ve sivil toplum örgütlerinin araştırma yapma konusunda ısrarlı davranması lazım. Tabii özellikle sivil örgütlerin bunu yapabilecek kaynakları olmadığından desteklenmeleri de lazım.
Çocuk yaşta evlilikleri önleme konusunda devlet nezdinde yapılmış bir çalışma var mıdır?
Önleyici yan çalışmalar, süreç içinde kısmen yapıldı. Mesela kız çocukların okullaşmasıyla ilgili kampanyalar tam olarak değilse de işe yaradı diye düşünüyorum. Ama hala kat edilecek uzun bir yol var. TBMM’de kurulan Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, ilk iş olarak bir alt komisyon kurup erken evlilikleri incelemişti. Bu çok önemli bir adımdı. Bu konu ilk defa Meclis çatısı altında, üstelik saha incelemesiyle de desteklenerek ele alındı. Yeni dönemde Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun çocuk evlilikleriyle ilgili çalışmalara desteği sürecektir, buna inanıyorum.
Evliliklerin yüzde 33'ünün çocuk yaşta olmasında, TC yasalarındaki yetersizliklerin payı var mıdır?
Elbette var. Yasal yaptırımların caydırıcı olmadığı yerlerde suçların azalması beklenemez. Ve çocuk evlilikleri suçtur! Yasaların da bu suçun tanımını iyi yapması, herhangi bir boşluğa izin vermemesi gerekir. Evlilikle bağlantılı başka suçlar da var, mesela başlık parası istemek, resmi nikah olmaksızın sadece dini törenle evlenmek, eve ikinci bir eş getirmek de suç. Ama mesela berdel, Türkiye’de halen yapılan bir şey ve yasalarda suç olarak tanımlanmıyor. Yasal düzenlemenin bütünlüklü olması çok önemli.
Çocuk gelinler gerçeğinde söz konusu Türkiye ise bunun sosyolojik izahını nasıl yaparsınız?
Genel olarak evliliğin sosyolojisi ve psikolojisi üzerine uzmanların söyleyecek çok sözü vardır ama tamamen alanda çalışan bir örgüt olarak, erken yaşta evliliğin ardındaki motivasyonu artık analiz edebildiğimizi düşünüyorum. Her şeyden önce, evliliğin bir zorunluluk olarak öğretilegeldiğini hepimiz biliyoruz. Yaşam döngüsünün bir parçası gibi, mutlak bir hedef gibi dayatıldığını görüyoruz. Kadınların ‘namus’ diye bir şey yüzünden bir an önce babanın kontrolünden kocanın denetimine verilmesi, ekonomik ya da sosyal diye sınıflanan bahanelerin ortak paydası da ‘namus’ aslında. Kadınların tek başlarına var olmasını zorlaştıran, yer yer de imkansızlaştıran bir kültürün içine doğmuşuz ve bu ezberi bozmak çok kolay değil. Böyle olunca bir an önce evlenip rutinle tanışmak, o döngünün içine girmek zorunda hissediyor kadınlar kendilerini. Evlenen bireyler toplumca onaylanmış oluyor. Risklere ve tehditlere sonuna kadar açık olan kadınlar için evlilik bir sığınak gibi, çünkü böyle öğretiliyor. Küçük yaşlardan itibaren kız çocuklara çeyiz yapmak, bir hayallerini dillendirdiklerinde ‘evlenince yaparsın’ veya ‘evlenince kocanla gidersin’ diye yanıt vermek, onları evlilik hedefine kilitliyor. Evlenmiş çiftler toplumda onaylanan, kabul görmüş kişiler oluyor. Evli kadına sınıf atlamış gözüyle bakılıyor. Ama diğer yandan yeni bir cendere söz konusu oluyor; çünkü evli kadın hal ve hareketlerine dikkat etmek zorunda, eşini temsil etmesi beklendiği için. Bütün bunları henüz çocukken yaşadığınızı düşünün! Kız çocuklar bu toplumun ve bütün gelişemeyen ülkelerin omuzlarında birer yük. Hayata eşya olarak başlayıp yine öyle bitiren, varlığı ‘yok hükmünde’ olan binlerce kız çocuk var yerküre üzerinde. ‘Çocuklarımız bizim geleceğimiz’ sloganıyla yatıp kalkan bir ülkede çocukları daha büyümeden evlendirmek tatsız bir ironi. Bu konuda vicdan rahat mı diye sorması lazım herkesin birbirine.
Çocuk gelinler evliliği nasıl tanımlıyor?
Toplumun çok geniş bir kesimi için evlilik bir ‘mecburi istikamet’. Evlenmek her şeyin anahtarı gibi dayatılıyor; düzen kurmanın, toplumda kabul görmenin, cinselliği yaşamanın, hatta sosyalleşmenin tek yolu evlenmek!
Çocuk yaşta ‘gelin’ olmuş kadınların hemen hepsi bunu kötü bir deneyim olarak hatırlıyor, kızlarının bunu yaşamasını istemiyor. Benim saha çalışmalarında birebir konuştuğum kadınlardan çok azı erken evlenmiş olmaktan mutluydu. Bunun içselleştirilmiş çaresizlik olduğunu görmek zor değil! Kadercilik, kadınların benimsemesi için var edilmiş bir şey gibi gelir bana. Bahta ne çıktıysa onunla yetinmek bize mutluluğun kendisiymiş gibi öğretilir. Evlilik; kadınların ‘seçen’ değil, daha ziyade ‘seçilen’ konumunda olduğu bir uygulama. Bu da kaderciliği besliyor. Çocuk yaşta evlilik daha da fazla edilgen bir eylem. Çünkü kendi yaşamınız, bedeniniz, bireyselliğiniz üzerinde hiçbir kontrolünüz veya savunmanız yok. Yıkıcı geleneklerin karşısında çıplaksınız. Bu durumda bir kız çocuk, evliliği nasıl tanımlayabilir? Büyümeye fırsat bulamadan yetişkinliğe terfi ettirilmeyi, oyun çağındayken çocuk sahibi olmayı kaldırmak kolay olmasa gerek.
Bu soruya, tıbbi atık araçlarında veya fabrikalarda gördüğümüz uyarı levhalarıyla yanıt vermek isterdim. Bunun adı ‘tehlike’ çünkü. Yüksek risk faktörü olan bir mevzu, küçük yaşta evlenmek. Ve ruhumuzdan, bedenimizden, toplumdaki yerimizden, hukukta kapladığımız alandan feragate zorluyor bizi. Evlilik, çerçevesi yasayla çizilmiş bir akit; tabii yasal yaşın altında karı-koca olmadıysanız. Evlilik bir biçimde küçük yaşta gerçekleşmişse, hakların yeterince kullanılamadığı, ihlallerin yaşandığı bir yere dönüşebiliyor. Yaşam hakkını tehdit eden her söz, her eylem yüksek risktir ve acil önlem gerektirir. Çocuk gelinlerin şu an içinde bulunduğu durum bu.
Ayrıca, toplumdan izole edilmek, yoksullaşmak, kendini ifade etmesinin engellenmesi, eğitim ve iş olanaklarından mahrum bırakılmak, her türlü şiddete açık halde olmak gibi pek çok risk sıralayabiliriz. Sağlık büyük ölçüde etkileniyor. 18 yaş altı doğumlarda annenin ölme riski, ileri yaşlardaki bir kadına göre beş kat fazla. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma olasılığı daha yüksek. Düşük, ölü doğum, erken doğum gibi riskler de çocuk gelinlerde daha fazla.
Araştırmalarınız esnasında karşılaştığınız en ilginç öykü neydi?
Yüzlerce öykü dinledik, binlerce kişiden görüş aldık. Çoğu çok ilginçti bunların. Ama beni hala en çok şaşırtan, Edirne’den Ardahan’a, Sinop’tan Osmaniye’ye kadar toplumun her kesiminden hemen her Türkiyelinin çocuk evliliklerinden bahsettiğimizde sadece o sihirli sözcüğü telaffuz etmesiydi: Eğitim! Bir ülkenin, çok önemli bir toplumsal soruna dair yurttaşlar düzeyinde üretebildiği yegane bilginin bu olmasını manidar buluyorum. Eğitimin önemini tartışacak değilim; ben de biliyorum ki bilgi güçtür, gıdadır. Hayatımıza anlam katar. Ancak, ağızbirliği etmişçesine herkesin sadece eğitimden medet umması ve bunun dışında hemen hiçbir şeyi çocuk evliliğinin sebebi olarak görememesi biraz sorunlu bir durum. Bunun çok ilginç olduğunu düşünüyorum. Görüştüğümüz kız çocukların ve yetişkin kadınların deneyimleri ile tanıklıkları da ilginçti aslında: İki yüz kişilik salonda bir kadın derneği temsilcisinin “ilimizde erken evlilik yoktur” dedikten sonra lise öğrencisi kızların yaşıtları arasında tanık olduğu erken evlilik hikayelerini art arda sıralaması… İllerin çoğunluğunda kamu yetkilerinin, her üç evlilikten birinin çocuk evliliği olduğu Türkiye’de böyle bir sorunu bir kez bile gündemlerine almamış olmaları… Bunların hepsi hakikaten çok ilginç! Kadınların anlattığı evlilik hikayelerini ise Ekim ayında çıkacak olan kitabımızda okuyacaksınız.
Sizce çocuk evlilikler konusunda ne gibi önlemler alınmalı?
Militarist kavramlarla konuşmaktan kaçınırım ama “seferberlik”ten daha iyi bir sözcük bulamadım bu soruya yanıt ararken. Bu bir bölge meselesi değil, bir ülke meselesi. Hatta oraya hiç değinmedik ama dünyada o kadar çok ülkede bu sorun var ki… Yani çocuk evlilikleri küresel bir mesele. Sayıları gün günden artıyor. Önce şunu görmek gerekiyor: ‘Aile’ diye bir kurum var. Bu kurumun ayakta kalması için ona kurbanlar sunmayı kutsallaştıran bir yapıya doğduk hepimiz. Bazılarımız şanslıydı; bu seçimleri özgür iradeyle yapabildi. Bazılarımızsa seçme şansı bulamadan, isteyip istemediği sorulmadan aile oluverdi. Bu mutlak hedef önümüzde durduğu sürece, namus diye bir şey yakamızdan düşmediği sürece, toplum çocuklarını birey yerine koymadığı ve hak bilincini içselleştirmediği sürece çocuk evlilikleri sona ermeyecek. Bu çok açık. Sonra diğer hızlandırıcı faktörler devreye girecek: Zorunlu öğretim süresi 12 yıla çıkacak, evlilik yaşı alt sınırı 18 olacak vb… Tüm önlemler birbiriyle bağlantılı ilerlemek durumunda. Ve evet bu bir seferberlik olmalı. Bu sorunun çözümünde kararlıca ortak hareket etmek, en iyi ilk adım olacak.
Elinizdeki verileri ne zaman kamuoyuyla paylaşmayı, nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsunuz?
27 Ekim’de Ankara’da Çocuk Gelinler projesinin final toplantısını yapacağız. Proje kapsamındaki saha araştırmasının sonuçlarını, kadınların evlilik deneyimlerini de içeren kitabımızı ve yine illerde çektiğimiz belgeseli orada ilk kez paylaşmış olacağız. Bu ürünlerin her biri çocuk evliliklerinin yaygınlığına, çözümün aciliyetine, durumun vehametine işaret eden ürünler. Bunlara TBMM’nin, medyanın, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, ilgili resmi kurumların ve tek tek yurttaşların duyarsız kalmayacağına inanıyorum. Tabloyu ortaya koyduktan sonra eminim herkes üzerine düşeni yapmaya can atacak. Süreç içinde ürettiğimiz veri, toplumun tüm katmanlarını harekete geçirmeye yarayacak mı bilmiyorum ama umudumuz bu yönde.
Selen Doğan kimdir?
Üniversite öğrenimini gazetecilik üzerine yaptı ancak sektörde hiç çalışmadı. 2004 yılından beri Uçan Süpürge ekibinde çalışıyor. Toplumsal cinsiyet perspektifinden medya ve alternatif medya okur-yazarlığı alanında çalıştıktan sonra erken ve zorla evliliklere odaklandı. Uçan Süpürge’nin Yerel Kadın Muhabirler Ağı, Uçan Haber Dergisi, web sitesi ve diğer birçok sosyal projesinin yanı sıra 2006’dan beri gündeminde tuttuğu çocuk evliliklerine dair çalışmalarda ağırlıklı görevi aldı. Halen, Sabancı Vakfı’nın desteğiyle Çocuk Gelinler projesini yürütüyor.SOZDAR DERSİM