Siirtli Kader’in trajedisi günlerdir işleniyor basında. Ama birkaç gün sonra gündem sönecek. Kader, yeryüzünde bulamadığı huzuru yeraltı diyarında bulmaya çalışacak. Yeryüzü ise yeni Kaderlerin trajedilerine tanıklık etmeye devam edecek.

Kader evlenirken 13 yaşındaymış. Babası ise hayır 14 yaşındaydı demişti, ertesi günkü açıklamasında ise 16 yaşındaydı demiş. Aslında çok da fark etmez. Ha on dört yaşında, ha on altı yaşında. Sonuç itibariyle bedensel gelişimini daha tamamlayamamış çocukluk yaşlarıdır bu yaşlar. Kader’in isteyerek, severek eşiyle evlendiğini yine babası söylüyor.
Birincisi; bunu nereden bileceğiz? Çünkü Kader  toprağın altında. “Böyle değildi” deme şansı yok maalesef.
İkincisi; bu yaşlardaki bir çocuğun kendini hayata hazırlama düzeyi, ölünceye kadar birlikte yaşamaya mahkum kalacağı insanı seçme ölçüsü, seçme bilinci, karar verirken göz önünde bulunduracağı çocukça kaygılar neler olabilir acaba? Hiç düşünülüyor mu?
Bakın; bu yaşlarda şeker verilerek, küçük bir süs eşyası verilerek, kandırılıp rızası alınmış sayılarak, tecavüz edilen çok sayıda kız ve erkek çocukları var. Sonra da durum deşifre olup mahkemelere düştüğünde, “Mağdurun rızası vardı” denilmekte ve tecavüzcü suçsuz bulunmakta veya suçu küçültülmektedir. Toplumsal gündemi takip eden herkesin hafızasında buna benzer birçok olay bulunmaktadır.
Şimdi Kader’in, kendisine sunulan ufak tefek maddi imkanlarla kandırılıp tecavüz edilen çocuklardan farkı nedir, söyler misiniz? Aslında hiçbir farkı yok. Farkı olsa, Kader’in ‘kader’i böyle olmazdı.
Kader’in ‘kader’i vesilesiyle çeşitli çevreler, bu tür erken yaşta evlilikleri nasıl adlandıracaklarının tartışmasını yürütmektedirler. "Çocuk gelin" dendi, “Bu uygun düşmüyor, teşvik edici oluyor” diye "çocuk istismarı" deyimi kullanılmaya başlandı.
Evet, "çocuk gelin" kavramlaştırması, bu işi meşrulaştırmayı içeriyor. 'Çocuktan da gelin olur’ algısını toplumda geliştiriyor. Özellikle de bu yönlü eğilimi olanların aslında iştahını kabartıyor. Teşvik ediyor.
"Çocuk istismarı" ise yaşanan durumu yeterince ifade etmiyor. Çünkü çocuk yaşta evliliğin kadına yüklediği yükler ve ödettiği bedeller o kadar ağırdır ki, durumu izah etmeye "çocuk istismarı" deyimi yetmiyor. "Çocuk istismarı" kapsamına çocuklara ilişkin, yetişkinlerin uyguladığı birçok zulüm girer. Bunun içinde taciz ve tecavüz de var. Ama çocuk yaşta evliliğin kapsamı daha farklı olmaktadır. Bir tür istismardır elbette ama asla tek başına istismarla tanımlamaya yetmeyecek bir kapsama da sahiptir.
Çocuk yaşta yapılan her evlilik, süreklileşen bir tecavüzdür. Araştırıldığında çocuk yaşta yapılan evliliklerin genellikle yaşlı erkeklerle yapıldığı görülmektedir.
Jineolojinin, bu gerçekte saklı olan anlamsal yan üzerine çok ciddi çalışması gerekiyor. Bir kere bu çocuk yaştaki kızlarla cinsel ilişkiyi süreklileştirmek için adına evlilik demek, süreklileşen tecavüzün örtbas edilmesi için geliştirilmiş bir kamuflajdır. Gerçekte yaşanan ise, kadın bedeninin daha çocuk yaşlarda bile erkeğin kullanım metası olarak görülmesi ve bunun herhangi bir nikah biçimiyle toplumsal kabule açılmasıdır. Çünkü ataerkil toplumun gözlüğünden, evlilik dışı ilişkiler tecavüz olarak görülmekte ama evlilik içi ilişkiler tecavüz görülmemektedir. Bu yüzden tecavüzün her biçimi basit bir nikah töreniyle örtbas edilebiliyor.
Kadın bedeni, üzerine evrensel bir erkek ittifakının sağlandığı tek alandır. Hala erkeğin hükmünde olan günümüz dünyası, siyasal alandan tutun da bilimsel alana kadar, ekonomik alandan tutun da toplumsal mücadeleler alanına kadar hiçbir konuda evrensel bir konsensüse ulaşamazken, kadın bedenini kullanma konusunda maalesef derin bir konsensüs yaşamaktadır. Nesne olarak görülen kadın dışındakilerin yani erkeklerin arasında sağlanmış olan bu konsensüs, binlerce yıldır sürmektedir. Binlerce yıldan beri ortaya çıkan birçok toplumsal mücadele hareketleri oldu. Bu toplumsal mücadele hareketleri her şeye el attı. Her alanda devrim hayalleri geliştirdi. Ama kadının yaşamı konusunda maalesef hiçbiri köklü bir çözüm oluşturup pratikleştiremedi. Nedenleri araştırılmaya değerdir.  
Kadın lehine ortaya çıkan gelişmeler var tabii. Ancak bu gelişmeler, sadece kadının kendi yağında kavrularak, deyim yerindeyse kaplumbağa misali –çünkü onu herşey ve herkes, her yerde engelliyor- bir yürüyüşle elde ettiği gelişmelerdir. Kadın lehine ortaya çıkan gelişmeler elbette çok önemlidir. Ancak kadını, gelin giderken eline yakılan kınadan da anlaşıldığı üzere, kurbanlık koyun olmaktan kurtarmaya hala yetmemektedir. Yürünmesi gereken çok yol bulunmaktadır. Doğru yolda olmak, kurbanları kurtarmaya yetmemekte, onlara ulaşmayı ve tempoyu yükseltmeyi gerekli kılmaktadır.