Almanya Gündemi

Lisa Çalan, Diyarbakır’da HDP’nin düzenlediği mitinge yapılan bombalı saldırıda iki bacağını kaybettiğinde 28 yaşındaydı. Genç sinemacı Lisa’nın eğer IŞİD bedeninden parçalar çalmasaydı muhtemelen çok farklı hayalleri vardı. Saldırı sonrası bir söyleşisinde "Koca Diyarbakır bana küçük gelirdi. Her yere yürüyerek giderdim" diyen Çalan, aylarca süren ve Almanya’da devam eden tedavisinin ardından, protez bacakları ile eskisi gibi olmasa da yürüyebilecek. Fakat her şeye rağmen gülmeye devam ediyor Lisa, hayalleri ise baki. 

Dr. Çağla Seven mesleğinin yanında aynı zamanda gönüllü olarak yardım faaliyetlerinde de bulunuyordu. Uzmanlık alanı olan çocuklara yardım etmek, onlara oyuncaklar götürmek için Kobanê’ye geçmek amacıyla birçok idealist gençle birlikte Suruç’a gitti. IŞİD bedenini hedef almasaydı daha birçok planı vardı geleceğe dair, çocuklara dair. O günden bu yana yoğun tedavi gören Doktor Çağla’nın patlama sırasında bacaklarında acı hissettiğinde ilk aklına Lisa gelmiş. Çünkü Lisa’nın durumunu gazetelerde okumuş ve acısını yüreğinde hissetmiş. 

Çağla bir röportajında hafızama kazınan şu sözleri sarf ediyor: "Bir tanıdığım bana 'Keşke orada olmasaydınız’ demişti. Ben de ‘Orada olmaması gereken ben değildim. Bombacının orada olmaması gerekiyordu’ dedim. Biz doğru bildiğimiz yolda yürüyorduk."

Suruç’ta, Cizre’de, Sur'da ...insanlara zulme tahammülü olmayan daha nice genç, gözlerini yumdular bu dünyaya. Bedenlerinden parçalar koptu, hepsi güzel gülen insanlardı, doğru bildikleri yolda yürüdüler. Gülüşleri katledildi. 

Türk ordusunun hava saldırısı sonucu şehit düşen Lecwan ve Çekdar için Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen anmada bir ana ağıt yakarken aklıma son dönemde saldırılarda hayatını yitiren, yaralanan güzel gülüşlü gencecik insanlar geldi. Lecwan ve Çekdar gencecik iki mücadeleciydi. Hayatlarının baharında yıldızlar ülkesine gittiler. 'Meso’ diyordu ana ağıtında. 'Meso Lecwane mi, Çekdare mi’. Anmadaki konuşmasında bir özgürlük savaşçısı olan Lecwan’ın ağabeyi Agit ile olan diyaloğunu şöyle anlatıyordu anneleri Ayten: "Lecwan’ın abisi özgürlük mücadelesine katılırken ben ona engel olmak istedim, önünde durdum ama abisi bana şöyle dedi, 'Anne karşımdaki duvar olursan ben o duvarı deler giderim." Peki oldukça sosyal, çevresinde sevilen, zeki, çalışkan bu gençler neden gidiyordu? 

Avrupa’da gözlerini dünyaya açmış birçok göçmen/ mülteci çocuk, gelişim döneminde ilk elden aidiyet duygusu ile cebelleşir. Kim olduğu, nerden geldiği soruları, geldiği toplum ile yetiştiği toplumun değer yargıları arasındaki ince çizgide kaybolur. Güzellikleri yerine, yozlaşmış değerlerin çekimi daha fazladır Avrupa’da yetişen göçmenler açısından. Çelişki ve çatışmaların yoğun yaşandığı bu atmosferde insani değerlere, aidiyet duygusuna sahip çıkma eğilimi oldukça önemli edimlerdir. Kürtlerde bu durum bir tık daha yukardadır. Zira Avrupa’da ikamet eden Kürtlerin büyük bir çoğunluğu, Kürtlere olan düşmanlıkta tavan yapmış Türk devletinin mağdur ettiği insanlardır. Türk devletinin yanında Kürtleri kriminalleştirmeye çalışan başka bir devlet olgusu ile de baş etmek zorundadırlar. Sosyal açıdan sorunsuz, genç, zeki güzel gülüşlü bu insanlar gidiyor, çünkü hala ülkelerinde yanan bir ateş topu var. 

Devletin 3-4 nesil öncesine dayanan katliamlarının canlı tanıkları mevcut, yaraları ise hala kanıyor. O yaralar kapanmadan, devlet Kürdistan’ı yakıp yıkmaya devam ediyor. Köylerinden kovuyor, görevlerinden alıyor, gazeteleri basıyor, seçilmişlere dokunuyor, belediyelere el koyuyor. Nefes almayı bile Kürtlere çok görüyor. Zulmünün dozu arttıkça daha çok gülüş uğurluyoruz yıldızlar ülkesine. 

Erdoğan’ın başında olduğu devlet bu güzel gülüşlü insanlara kıyıyor. ’Zulmün artsın ki zevalin çabuk gelsin’ deyişi geldi aklıma... Arasına virgüller koyduğun bu zulmünün elbet bir noktası var, ve o gün uzak görünmüyor.