
Sami Elvan'a Berkin'i, komada olduğu süreçleri, sonrası neler yaşadıklarını ve Türkiye'deki çocuk ölümlerini sorduk.
Berkin'i, kendinizi ve o kara günü, okuyucalarımızla paylaşır mısınız?
Okuyucularınızın katmerleşen acılarına kendi acılarımı da eklemek istemem. Ama aynı zamanda biliyorumki bu acıların en derin yankılarını da sizin okuyucularınız anlar.
Biz sıradan, kendi yaşamlarını kurtarmaya çalışan, sağ-solla fazla ilişkisi olmayan ama emeğe ve insan sevgisine önem veren demokrat diyebileceğim bir aile yapısına sahibiz. Eşim Dersimli, ben Tokat Kızıldereliyim. Üç evladımı tekstil işçiliği ile geçindirmeye çalışıyordum/çalışıyorum. Berkin en küçük evladımdı. Her çocuk gibi temiz, saf ve güleç yüzlüydü. Zekiydi, haraketliydi, kıvraktı, başarılı bir öğrenci ve saygılı bir çocuktu. Annesini, babasını uyumadan önce mutlak öperdi. Duygusal ve bir o kadar çevresinde olup bitenlere karşı ilgiliydi. 16 Haziran 2013'te Pazar günü ailece kahvaltıya hazırlanıyorduk. Ekmeğimizin sorumlusu oydu zaten. Ekmek almak için dışarı çıktı ve bir daha geri dönmedi. Yere yığılıp kaldığında 'babama söylemeiyin o rahatsız. Üzülür' demiş. İçim yandı, kahroldum, yıkıldım, her şey sanki içimde göçüp gitti; 'babam üzülmesin'. Sonra hastaneye koştuk. Bilinici yerinde miydi bilmiyorum ama ben ona 'hadi Berkinim kalk eve gidelim' dedim. O usulca yatağın kenarını elleriyle yoklayıp elimi tuttu ve sonra öptü. 'Üzülme' der gibiydi. (gözlerdeki yaşları silerek devam ediyor) Biliyorum bu hislerimi çocuklarını yitiren binlerce aile, anne ve baba yaşamıştır. Yanlız ben değilim. Ama ne yapayım hançer bu kez benim yüreğime saplandı.
Berkin tüm bu olup bitenlere ne derdi, halkın sahip çıkmasının size yansıması nasıl oldu?
İnanınki söyleyeceği şey 'baba çocukları niye öldürüyorlar' olacaktı. Benim için tüm çocuklar semboldür ama Berkin'e halk sahip çıktı. Kürdü, Türkü, Alevisi, Sünnisi, sosyalisti, demokratı, emekcisi yani herkes beni, bizi ve Berkin'i yanlız bırakmadı. Bu dayanışma oğlumu geri getirmeyecek ama bize güç verdi, yalnız olmadığımızı gördük, acılarımızı hafiletmedi ama acılarıma ortak oldular. Biz ailece özellikle ben bu dayanışma sayesinde, bu sahiplenme sayesinde çok şey öğrendik. Ülkemi yeniden keşfettim. Çoçugunu kaybeden yanlız ben değilmişim. Bir çocuklar mezarlığında yaşıyormuşuz. Berkin hayatını yitirmeden önce ben/biz habersizce bu mezarlıkların arasında yürümüşüz.
Elbetteki Berkin'den sonra yaşamınız çok değişmiştir. Bu süre içinde olumulu, olumsuz hiç beklemediğiniz şeyler oldu mu?
Çok ama çok şeyler oldu. Oğlum elimde bir tüy gibi uçup gitti. Berkin'nin koma süreci,mahkemeler süreci devletin, polisin, resmi makamların yaklaşımlarını hiç saymıyorum. Çok yaraladılar bizi. Suçsuz, günahsız bir çoçuğun sokak ortasında vurulmasında sanki biz suçluymuşuz gibi bir yaklaşım gelişti, geliştirildi. Hala bu yaklaşımlar devam ediyor; zor ama bir çoğuna alıştık. Hiçbir anne, baba evlat acısı yaşamasın. Her çocukla birlikte anneler, babalar da ölüyor.
Berkin yaşamını yitirdikten sonra dünya üzerimize yıkılmıştı. Ziyaretimize gelip başsağlığı dileyen, yanımızda destek sunan, dayanışma gösteren binlerce insan oldu. Ama bir gün bir telefon geldi. Bir kadın çok zorlanarak Türkçe konuşmaya çalışıyordu. Kürt bir kadındı. Nereli olduğunu söylemek istemiyorum. Çok uzaktan arıyordu. Baş sağlığı diledi, ağlamaklı ve dokunaklı bir şekilde yanımızda olduğunu söylemeye çalıştı. Sonra 'Oğlum sizi ziyaret etmek istiyor. Gelebilir mi' dedi. Bir kaç gün sonra otobüs garında almaya gittim çok şaşırdım, daha çocuktu. Dizlerim çözüldü, kalbim beni sıkıştırmaya başladı. Sanki her şey üzerime yığılıyordu. Sanki Berkin gelmiş ve ben onu alıp eve götürecem. Sonra annesine 'bak oğlumuz geldi' diyecektim. Onca yolu yanlız, tek başına gelmişti. Tek başına beni ziyarete gelmiş. Beni görünce hemen koşup sarıldı. Öyle bir sarıldıki sanki kalbimi tedavi ediyordu. İçime bir ışık doğdu. Sanki olmayan (gözlerini silerek) babasına sarılıyordu. Sanki ben Berkin'e sarılılıyordum. O kuçaklaşmada bir birimizi bırakmak istemedik. Zor bela biriktirdiği parayla kendisine bilet almış. Parası yetişmez diye yolda yemek yememiş. Bir pakette çökelek, kuru üzüm, ceviz ve kekik hediye getirmişti. Kızlarım, Berkin'in annesi ve ben iki gün boyunca kendimize geldik. Üzerimize çöken dünya onunla hafifledi. Sanki acılarımızı toplamaya gelmişti. Çok sevindik, çok duygulandık, çok ama çok anlamlı bir ziyaret olmuştu. O da bize yaşadıklarını, yaşadığı yeri anlattı. Ailece aksatmadan onu arararız. Bu çoğrafyada yetişen çocuklar çok çabuk büyüyor malesef. Sonra 'niye böyle, niye şöyle, niye gittiler, niye taş attılar' demek kolay oluyor.
Evet Berkin önemli oranda bir duyarlılık yarattı, ciddi bir dayanaşma örneği sergilendi. Yine de hala bir çifte standart yok mu?
Toplumda bir çifte standart varsa, aynı duyarlılık ve dayanışma yaşanmıyorsa…Kimse benim çoçuğuma, bana bir şey olmaz demesin. Bizim sorunumuz da bu. Ben Uğur ya da Ceylan ya da diğer çocukların öldürülmelerine karşı durabilseydim; bir çoçuğun burnu devlet tarafında kanatılsa bile biz bunun üzerine yürüseydik bugün ne Berkin ne Ethem ne Ali İsmail bu kadar kolay vurulurdu. Mahkemeler, polis veya devlet aygıtları bu kadar sıradan, korumacı yaklaşabilirdi. Bir arkadaş "biz otuz yıldır devlet şiddeti sonucu öldürülen Kürt çocukların cenazelerine koşsaydık ve onların ailelerinin çığlıklarını duyup Türkiye'ye yaysaydık bugün bu çocukların hepsi yaşıyor olacaktı" demişti. Ben onun için seviçlerimizi birleştiremedik ama acılarımızı birleştirip sevinçlerimizi yaşabiliriz diyorum. Bu sorumluluk, bu duyarlılık bizim çocuklarımıza borcumuzdur.
Çoçuğunu vitiren bir baba olarak Başbakan Erdoğan'ın bu ölüm karşısındaki tavrını nereye koyuyorsunuz?
Berkin için önce 'bilye attı polis gerekeni yaptı' dedi. Sonra meydanlarda yuhallattı. Yetmedi sonra 'ne anması ölmüş gitmiştir' dedi. Bir başbakan nasıl böyle konuşur? Suçsuz günahsız bir çocuk bu kadar politikaya alet edilir mi? Bu nasıl bir vicdan, bu nasıl 'ben de çocukları seviyorum' demektir. Aynı başbakan şimdi Diyarbakır'da oturan aileler için 'onlar çocuktur' diyor. Bu ne yaman çelişki. Filistin'de taş atan çocuklar için 'direniş'; buradakiler için 'terörist' diyor.
Ben bir babayım. Oğlum öldürüldü ve failleri hala cezelandırılmadı.
Yüzlerce çocuk devletin şiddetinden dolayı yaşamını yitirdi; hapislere atıldı, işkence gördü, tecavüze uğradı. Bu çocukların aileleri ne yapabilir?
Aslında herkes bir birine yaralarını, acılarını göstermeli. Bu ols ada çok zayıf oluyor. Biz Gezi'de yaşamını yitiren çocukların aileleriyle yan yana gelmeye çalıştık ama bu tüm Türkiye için geçerli olmalı. Devlet şiddetine maruz kalan tüm çocukların ailelerinin yan yana gelmesi belki de çocuklara karşı gerçekleşen şiddeti durdurur. Belki de, topulumda bir duyarlılık yaratır ve herkes 'benim çoçuğum' yerine 'bizim çocuklarımız' der. Bunun sağlanması için bence bir güçlü inisiyatife ihtiyaç var. Bu olur mu bilmem ama doğrusu bu olur.
ALİ ONGAN/BASEL