13 yıllık AKP iktidarının pratikte ve yaşamda dolaylı ve açık ifade ettiği temel sloganlardan biri "Tecavüz bir haktır!’’ oldu. Bu sloganı Kürdistan’da çok daha pervasızca dillendirdi. Şimdi ise bunu tüm Türkiye’ye daha engelsiz uygulamak istiyor. Çocuk istismarı ile ilgili son yasa girişimi bunun denemesiydi. Farklı toplumsal kesimlerden gelen yoğun ve güçlü tepki sonucunda komisyona geri gönderildi. Ancak yaşamda belirleyici olan sorunun yasal boyutu değildir. Yaşamın her alanına tecavüzcü zihniyetle saldıran AKP’ye karşı topyekûn bir direniş ve öz savunma duruşu içinde olmaktır asıl olan.
AKP’nin toplumu nasıl bir kırıma alıştırmak istediğini anlamak için, 13 yıllık iktidar döneminde çocuk istismarına ilişkin olaylara ve bunlarla ilgili haberlere bakmak yeterlidir. Pozantı, Şakran çocuk cezaevlerinde yaşanan taciz ve tecavüzler, Siirt başta olmak üzere YİBO’larda yaşanan çocuk istismarları, Ensar Vakfının açtığı Kur’an kurslarında yaşanan çocuk istismarları, en son Antep’te bir okul görevlisinin istismar ettiği onlarca çocuk, katledilen ya da tehdit alan kadınların çocuklarının karşı karşıya kaldığı çok yönlü istismarlar ve bilemediğimiz, açığa çıkmamış sayısız olay. Bunların hepsi AKP iktidarı altında geçmişe oranla onlarca kat artarak yaşandı, yaşanıyor. Çünkü AKP zihniyeti tecavüzcüdür, saldırgandır, faşizandır. Bir yandan Amerikan başkanlık sistemini dayatan Erdoğan öte yandan Osmanlı padişahlığına özeniyor. O padişahlık ki, fethettiği ülke halklarının prenslerine tecavüz etmeyi bir hak saymış, bir irade kırma yöntemi olarak uygulamış. O padişahlar ki haremi, Bizanslardan devraldıkları oğlancılığı iktidarın nimetleri olarak yaşamakta bir sakınca görmemişler. Padişahlığın halkları kırım yöntemleri ile kapitalizmin halkları kırım yöntemini sentezleyen AKP’nin çocuklara kıymamasını beklemek safdilliktir zaten. Bir vatandaşa "Ananı da al git’’ diyen, 2006 Amed serhildanında "Kadın, çocuk demeden gerekeni yaparız’’ diyen Erdoğan’ın çocuk istismarı adı altındaki yasa ile çocuk kıyımını meşrulaştırmasına şaşırmamak lazım. Toplum olarak, Türkiye halkları olarak asıl şaşırmamız gereken konu; çocuklarımızı bu kadar faşist bir zihniyete nasıl teslim edebildiğimizdir.
Çocuk istismarı ile ilgili yasa toplumun gündemine getirildi. Nabız ölçüldü, tepkiler alındı. Buna göre bir şekil verip yeniden getirecekler gündeme. Bu yasa kaldırılsa da kabul edilse de belirleyici olan yaşamda hangi yasanın işlediğidir. Çocuklarımızın hangi tecavüzcü kültürün, hangi istismarcı kurum ve kişilerin tehdidi altında yaşadığıdır. Pratikte binlerce örneği olan çocuk istismarına, AKP’nin yıllar içinde toplumu tepkisiz kılarak önemli oranda alıştırdığını unutmayalım. Aile içi istismar kadar devlet istismarına uğrayan binlerce çocuk var. Okullarda, cezaevlerinde, YİBO’larda, Kur’an kurslarında, iş yerlerinde, polis göz altılarında ve daha pek çok alanda bugüne kadar yaşanan çocuk istismarlarının failleri hak ettikleri şekilde cezalandırılmadı hala. Çünkü AKP’nin faşist zihniyeti ne kadına ne de çocuğa özgünlükleri içinde hoşgörü ile bakamaz. Anne babaların, öğretmenlerin, kadın dernekleri ve hareketlerinin, avukatların ve toplumun tüm demokrat kesimlerinin asıl isyan etmesi gereken olgu budur.
Şimdi bu yasa etrafında gelişen tartışmalar ve oluşan atmosfer önemli bir fırsata dönüştürülebilir. AKP’nin ulusal ve uluslararası mahkemelerde yargılanmasını ve mahkûm edilmesini tek başına sağlayacak kadar çocuk istismarı suçu var. Hükümet bu konuda bu kadar suçluyken, aile içi istismara asla çocuk lehinde bir çözüm projesi sunamaz. Ne yasal ne de yaşamsal. Hukukçu, pedagog, öğretmen, sivil toplumcu, sağlıkçı, akademisyen kadınlar bu hakikati dikkate alarak önemli aktiviteler başlatabilir Türkiye’de. Birincisi, AKP hükümetinin ve Erdoğan’ın 13 yıllık iktidarı döneminde gerçekleştirdiği çocuk istismarı ile ilgili suçlarını bir dosya ile BM başta olmak üzere birçok uluslararası kuruma ve devletlere gönderebiliriz. Bu temelde AKP’nin çocuk istismarı zihniyetini durdurmak için uluslararası kamuoyunu ve kadın hareketlerini harekete geçirebiliriz. İkincisi bu yasa tartışıldığı sürece bir gölge yasa komisyonu oluşturup kamuoyunun baskısını örgütleyebiliriz bu komisyonda. Üçüncüsü tüm duyarlı toplumsal kesimlerden kadınların ve gençliğin öncülüğünde çocuk istismarını takip komisyonları kurabiliriz. Dördüncüsü çocuk istismarına yol açan zihniyeti değiştirecek ve yaşanan somut durumların yol açtığı travmaları rehabilite edecek çok sayıda proje oluşturabiliriz.
25 Kasım’ı en anlamlı karşılama biçiminin şiddetin en acımasız yüzü olan çocuk tecavüzlerini önleme kararlılığı ile karşılayacağımıza olan inancımla, kadın öncülüğünde toplumlarımızın duygusal öz savunma potansiyelini eyleme dökelim diyorum.