UNICEF, 2014 yılını, çocuklar için dehşet ve vahşet yılı ilan ederken, çatışmaların ve savaşların ortasında kalan yüzbinlerce çocuğun dramına dikkat çekti. Gerçekten de başta Ortadoğu olmak üzere tüm bir yılı soykırım denemeleri, toplu katliamlar ve sürgünlerle geçiren halkların çocuklarına reva görülenler, şimdiden bu suça ortak olan ya da sessiz kalan herkesin tarih önünde bu çocuklara hesap vereceği günlerin çok da uzak olmadığını göstermekte. DAİŞ çeteleri yüzyılın en insanlık dışı uygulamalarının imzacısı olduğuna göre, en başta da DAİŞ'i bugüne taşıyanlar hesap verecek. Şengal ve Kobanê'nin kayıp annelerinin evlatlarının gözleri bir ömür boyu bu vahşi çete bozuntularının peşini bırakmayacak.
Tabi doğrudan çatışmanın ortasında kalan çocuklar dışında, bir de daha 10'lu yaşlarda zindan deneyimi, işkence deneyimi yaşayan çocuklar var. Her fırsatta Kürt çocuklarını hedef gösteren ve katillerini aklayan klasik devlet yaklaşımı, 6-7 Ekim olaylarının günah keçisi olarak yine onları gösterdi. Bu köşeden de kaç defa yazdım, yeri gelmişken tekrar hatırlatayım:
Kuzey Kürdistan'da sadece birkaç gün içerisinde öldürülen 45 çocuğun faili belli: POLİS. Ancak onlardan tek bir kelime dahi bahsedilmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, akıllara ve vicdanlara durgunluk verecek şekilde, "hani bizde polis insan öldürüyor mu, ama bakın Mısır'da Rabia kızımızı öldürdüler" diyebiliyor! Tabi ona göre Roboskî'de savaş uçaklarıyla, bombalarla parçalanan, sokak ortasında vurulan, karakolun havan topuyla can veren çocuk, çocuk değil ve bunda da ne devletin ne polisin hiçbir sorumluluğu yok!
Mesele bununla da bitmiyor; Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde aralarında 11 yaşında olan çocuklar var. Evet yanlış duymadınız; sokak protestolarına katıldığı gerekçesiyle her gün beşerli, onarlı gruplar halinde tutuklanan çocuklar arasında 11 yaşında olanlar da var! Ayni cumhurbaşkanına sorsanız, bunu da inkar eder ya da her zaman ki yok sayma tavrıyla "onlar çocuk değil!" der.
Hal böyleyken, bir de Öcalan'ın son olarak HDP heyeti aracılığıyla sunduğu müzakereye geçiş için elzem olan "Çözüm Taslağı" var. Taslak, çağcıl tüm zihniyetlerin üzerinde hemfikir olabileceği bir içeriğe sahip. Furya haline dönen gözaltı ve tutuklamaların ise denendiği ve sonuç vermeyeceği belliyken çözüm serciyle birlikte gelişemeyeceği açık. Gerçekten de tüm başlıkların yanı sıra, demokratik siyasetle bu iş devam edecekse eğer ve süreç buna evrilecekse, herşeyden evvel başta çocukların ve gençlerin başlarında Demokles'in kılıcının sallanmaması lazım. Bir yandan tutuklamalar sürecek, öte yandan sokak infazlarını günlük yaşamın bir parçası haline getirecek olan yeni yasalar Meclisten geçecek; o halde çözüm sürecinden AKP'nin anladığıyla Kürt tarafının ve demokrasi güçlerinin aynı olmadığı netleşmiş olur.
Bu sebeple, değil sadece 2014 senesi, son yüzyılı acı, ölüm, gözyaşı ve sürgünlerle geçirmiş olan bu halkın çocuklarını zindana atma pratiğinin çözüm sereciyle de, bir an önce geçilmesi beklenen müzakere aşamasıyla da ciddi çeliştiği ortadadır.
Kürt çocuklarını 'terörist' ama aynı direnme hakkını kullanan Filistin, Mısır, Tunus halkının çocuklarını ise 'kahraman' görmek en büyük aldatmacanın kendisi olur ki, artık bu halk aldatmacaların tamamına tok durumdadır…