
Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak, önceki gün ve dün konuyla ile ilgili açıklamalarda bulundu. Molotofkokteyli ve taş atan çocuklar konusunda kanunu işleteceklerini söyleyen Toprak’ın „Kürtleri adam etme“ şeklinde özetlenecek buyurgan ve küstah dili dikkat çekti. Toprak’ın önceki günkü açıklaması şöyle: “Cezaevleri çocuk doldu denildiği için 2010 yılında bazı yasal değişiklikler yapıldı. Şimdi bakın çocuklar taş ve molotofkokteyli atıyor. Çocuk polisi ifade için savcıya getiriyor, savcı serbest bırakıyor. Ebeveynler otokontrolü sağlayamadığı için yine suç ortamlarına sürükleniyor. Aileler çocuklarına sahip çıkmıyorsa, o zaman devlet ve kanun devreye girecek. Bu çocukları mahkeme kararıyla ailelerinden alıp, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı 6 kişilik ‘sevgi evleri’mize yerleştireceğiz.”
Diyarbakır Valisi Toprak, önceki günkü açıklamalarına dün de devam etti, üstelik dozajını artırarak. Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Vali Toprak, bir gazetecinin, „Molotofkokteylinin ateşli silah olarak kullanılmasının ardından yerel gazetelere vermiş olduğunuz demeç var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?“ sorusuna, devletin kurumlarının her türlü ilgi ve alakasına rağmen ailelerin çocuklarını yine dışarı ‘saldıklarını’ söyledi.
Eylem planı yapmışlar
Annelerin ve toplumun ‘ah vah etmemeleri’ için bir takım eylem planı ortaya çıkardıklarını belirten Vali Toprak, „Aileleri bu nokta uyarıyoruz biz ikaz ediyoruz. İkna edemiyorsak o zaman evet Kabahatler Kanunu’na göre de bir tebliğ çıkararak ceza yazdıracağız ve idari yaptırım cezası noktasında çalışmalar yürüteceğiz“ dedi. Yazılacak cezaya rağmen çocuklar gösterilere katılıyorsa Vali Toprak’a göre devlet gücünü gösterecek:
„Yurtlarımızda bunları iyi bir şekilde yetiştirebileceğimizi düşünüyoruz. Neden? Görüyoruz ki sonrasında terörizme giden dağa çıkan sonrasında da anne ve babaların gözyaşının aktığı... O zaman o bataklığı kurutma noktasında gerekli çalışmaları yapalım; kontrol altına alalım sonradan kimse gözyaşı akıtmasın. Kimse çocuklar suça bulaştı diye ah vah etmesin timsah gözyaşlarını akıtmasınlar. Buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum. Herkes aklını başına almak durumundadır.“
İki öneri de Adana’dan
Hatırlanacağı gibi Kürt çocuklarıyle ilgili devlet yaptırımları konusu da tıpkı molotofun silah sayılması gibi ilk kez Adana’da dile getirilmişti. Polislere taş atan çocukların ailelerinin yeşil kartını iptal etme önerisiyle gündeme gelen Adana Valisi İlhan Atış, 2 yıl önce de eylemlere katılan çocukların yasal yollarla ailelerinden alınarak devlet güvencesinde Çocuk Esirgeme Kurumları’ndaki yuvalara yerleştirilebileceğini söylemişti.
Emniyet: Bombadır Mahkeme: Al cezayı
Kürt sokağına hakim olmayı varlık meselesi bilen Türk devleti, geçtiğimiz hafta, Emniyet menşeli bir öneriyi mahkeme eliyle kararlaştırmıştı. Molotofkokteylinin ‘likit bomba’ olarak kabul edilmesini isteyen Emniyet Müdürü aracılığıyla kamuoyunu hazırlayan, Adana Milletvekili Ali Küçükaydın aracılığıyla ‘yasada yeri yok’ diye Meclis’e taşıyan AKP, formülü bulmuştu. Van 4. Ağır Ceza Mahkemesi, molotofkokteylini silah kapsamına alan bir karar vermişti. Mahkeme, herhangi bir eylem olmadığı halde 4 molotofkokteyli, molotof malzemesi ve havai fişeklerle yakalanan iki kişiye ‘terör örgütüne silah sağlamak’tan 25 yıl hapis cezasına hükmetmişti.
İsrail’in gündemiydi
AKP Hükümeti ve bağlı bürokratların, uygulamaya dönüşen ve dönüşecek kararları, hem Kürtler hem de işgal altındaki topraklar için yeni değil. Türk devleti, Osmanlı İmparatorluğu’ndan devraldığı geleneğe uygun olarak Ermeniler ve ardından Kürtlere yönelik her katliam sonrası çocuklarını da Türk asker ailelerine hediye etti. Devlet, devşirme mektepleri, yatılı bölge okulları ve yetimhanelerle desteklenen ‘medenileştirme’ politikasını güncelliyor.
Geçtiğimiz yıl İsrail’de de benzer bir durum Filistinli ‘taş atan çocuklar’ için gündeme gelmiş; Filistinli çocukların ailelerinden alınmasını öngören bir tasarı hazırlanmıştı. İsrail Parlamentosu’na bağlı ‘Çocuk Hakları Komitesi’ndeki görüşmeler sırasında konuşan Likud Partisi milletvekili Danny Dannon, „Küçük çocukların İsrail’deki masum vatandaşlara taş atması kabul edilemez, bu çocukların anne ve babaları çocuklarına bakamıyorlarsa o zaman hükümetin müdahale etmesi ve o çocukları evlerinden uzaklaştırması gerekiyor“ demişti.
AMED
Düşünülmesi bile insanlık dışı
Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak’ın „taş atan çocukları devlet korumasına alacağız“ açıklamasına insan hakları savunucuları ve hukukçulardan tepki geldi.
İHD Diyarbakır Şubesi Çocuk Komisyonu Üyesi Av. Keziban Yılmaz, „Çocuk Koruma Kanunu’na göre çocuğun anne babadan uzaklaştırılabilmesi için, çocuğun ailenin istismarına maruz kalması gerekmektedir“ diyerek uygulamanın 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na da aykırı olduğunu söyledi. „Böyle bir kararın uygulanması yasal olarak mümkün olmayacaktır“ diyen Yılmaz, „Burada ailelere şu denilmek isteniliyor, ‘Çocuklarınızı gösterilere siz gönderiyorsunuz, suçlaması yöneltilmeye çalışılmaktadır. Hiçbir anne baba çocuğunu şiddet içerikli bir olaya teşvik etmez, göndermez“ dedi.
Taş attıran nedenler çözülsün
Taş atmakla suçlanan çocukların gizli tanık beyanları ve polis tutanakları ile tutuklandığını, suç işledikleri sabit olmamasına rağmen tutuklandıklarını belirten Yılmaz, „Daha önceden cezaevlerine gönderilip toplumdan uzaklaştırılırken, zaten çocuklar devletle olan bağları koparılmıştı. Bu şekilde çocuklar ailelerinden koparılarak ‘Sevgi Evleri’ne yerleştirilmeleri çocukları devlete kazandırmaz, çocuk ve ailesinin devletten duygusal olarak kopmasına yol açacaktır“ şeklinde konuştu. Uygulama ile ailelere, „Sen çocuğu dışarı yollarsan, bir suç durumu olursa alırım“ denilmeye çalışıldığını ifade eden Yılmaz, „Çocuğun sokakta, parkta oynama hakkı elinden alınmak isteniyor. Çocuğun taş atmasına neden olan nedenlere yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Böyle yasalarla örtüşmeyen komik uygulamalar çözüm olmaz“ dedi.
İnsanlık dışı yöntem
İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, uygulama ile ilgili „Bunun düşünülmesi dahi insanlık dışı bir uygulamadır ve insanlığa, hukuka aykırıdır“ dedi. Çocukların ailelerinden alınmasının başlı başına bir hukuksuzluk olduğunu dile getiren Bilici, „Bu tür insanlık dışı yöntemler sorunun çözümüne katkı sağlamaz. Bu uygulama ile bu sorunu çözemezsiniz. Geçmişte Dersim katliamı sonrasında çocukları ailelerden ayırıp başka yerlere götürüldü. Ailelerin çocuklarına ulaşamamasının tekrarı mıdır bu? Kabul edilecek bir şey değildir. Vali beye tavsiyemiz şudur; yapacaksa bir açıklama, demokratik ve barış projelerini ortaya koysun. İnsanları tutuklamadan, insanların yaşamına son vermesini engelleyen projelerini dinlemek istiyoruz“ dedi.
Sorun aile değil sistem sorunu
MAZLUMDER Diyarbakır Şube Başkanı Abdurahim Ay da, uygulamanın çok soyut ve güvenlik eksenli bir politikanın ürünü olduğunu kaydetti. Ailelerin sorunun nedeniymiş gibi gösterilmeye çalışıldığını ifade eden Ay, „Sorun sistem sorunudur. Sorun Kürt sorunundan kaynaklanılıyor. Kürt sorunu çözüme girdiğinde bu sorun da çözülecektir. Dolayısıyla Kürt sorununun çözülmesi gerek. Çözüm yolu bu değil. Çocukların ailelerinden koparılması başka sorunlara neden olacak. Kaygı verici bir gelişme“ şeklinde konuştu.
DİHA/AMED