"Türkiye bambaşka bir ülke oldu" diyorum son bir yıldır. Sonra son 3-4 yıldır bunu dünya için söylediğimi fark ediyorum. DAİŞ vahşeti değdi bu dünyaya ve Türkiye’ye!
İçinde yaşanması, insanlık var olduğundan beri kolay olmayan bir mekândı dünya her zaman. İlk taş aleti yapan insansı varlığa evrilen atalarımız için, bu yeryüzünde yaşayan tüm canlılar için her zaman zordu. Belki varlıklarını şimdilik bilmediğimiz bambaşka gezegenlerdekiler için de zor. Ancak içinde yaşaması ne kadar zor olursa olsun, belki de son birkaç yılda insan olmaya, toplum olmaya dair daha güçlü damarlar vardı dünyada. Yine daha erdemli bir doğaydı toplumsallık. Belki de bu erdem kaybedileli çok uzun zaman olmuştu; şimdi kaybolan onun kırıntılarıdır. Kapitalizmin, bütün bıçakları; toplumsal doğanın bin bir türlü vahşeti karşısında direnmekten asla vazgeçmeyen, ahlaki ve politik dokusuna çekilmiş şimdi. Adı El Kaide, adı DAİŞ, adı Boko Haram, adı AKP, adı Trump. Adı ne kadar çok olursa olsun hepsi kapitalizmin doğamıza, doğalarımıza salladığı, sapladığı kanlı bıçaklar… En köklü damarlarımızı hedefliyorlar, doğamızı ahlaki ve politik olmaktan çıkarıp yok etmek istiyorlar.
Çekilen tüm bu gözü dönmüş bıçaklar karşısında toplumsal doğamızın direnişleri hiç susmuyor, geri adım atmıyor, teslim olmuyor. Toplumsal doğa öz savunmasını tüm zerrelerine kadar sergilemeye çalışıyor. Ancak karşı karşıya olduğumuz saldırıların boyutlarını düşündüğümde bunlar hala cılız, örgütsüz, iddiasız. Belki de geçmiş süreçlerdeki direnişlerin erdemi daha büyüktü, daha güçlüydü. Çünkü erdem, toplumsal doğamızdan ve birinci doğamızdan beslenir. Bunca talan edilmiş ve kadavralaştırılmış doğaların erdemi de cılız kalıyor tabii.
İnternetten okuduğum şu iki bilgi düşündürtüyor tüm bunları bana. "Binlerce çocuğu tabutla kaçırdı." Bu olay, 1939-40’ların Polonyası’nda, 20. yüzyılda yaşanmış. Kahramanı İrena Sendler, bir hemşire, Katolik. Varşova Gettosu’nda ölümle yüz yüze olan 2 bin 500 Yahudi çocuğun hayatını, Yahudi yeraltı örgütü Zegota ile çalışarak kurtarmış. Nobel Barış ödülüne aday gösterilmiş ama ABD Eski Başkan Yardımcısı Al Gore’dan ona sıra gelmemiş. Canım bir ABD başkan yardımcısının yanında; bir iki- bin çocuğu ölümü göze alarak, yakalanıp Gestapo elinde işkence görerek, her iki kolunun kırılmasına dayanarak, idamın kıyısından dönüp kurtaran bir hemşire olmanın lafı mı olurmuş. Lafı olsun olmasın, o binlerce çocuğa hayat vermiş. Faşizmin karanlığından çekip çıkardığı çocuklar ve onların torunları onu ziyaret etmişler.
"Tarkan ve Sezen Aksu, Ceylan Önkol için şarkı yaptı." Bu da 2017 yani 21. yüzyıl Türkiyesi’ne ait. 28 Eylül 2009’da Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Şenlik köyü Hambaz mezrasında karakoldan atılan havan topu sonucu yaşamını yitiren 12 yaşındaki Ceylan Önkol’a yazılan bir şarkıdan bahsediyor. Türkiye’de önemli saygınlıkları olan ve sevilen iki sanatçı, ölümünden 8 yıl sonra bir çocuğa şarkı besteledi. Önemsiyorum, ama İrena’nın yaptığını düşündüğümde; bu yüzyıl adına, insanlık adına utanıyorum. Bu utanç, bu iki sanatçıya ait değil. Yaşama sanatını geliştiremeyip savaşı sanat haline getirenlere yenilen her insana ve topluma ait. Çocukları ölümün, cinsel istismarın, çocuk yaşta gelin olmanın, zindana girmenin, işçi-köle çocuk olmanın elinden kurtaramıyoruz. 180 bin Suriyeli çocuğu organ mafyasından kurtaramadık. Ölü çocuklara, ölümlerinden 8 yıl sonra şarkı yazıyoruz ve biz de o çocuklarla vurulduğumuzu itiraf ediyoruz: "Gözlerime astılar seni/Ceylanım kör oldum ben/Ne havan topu ne mermi/Senle vuruldum ben."
21. yüzyılda ölen çocuklarla vurulan tüm insanlık. Erdemin kalan kırıntılarına da göz diken kapitalizmi hayatlarımızdan söküp atmayı, bizi ahlaksız ve politikasız bir doğa kılmak için zihnimizi ve vicdanımızı her türlü liberal ideoloji ile zehirlemesine direnmeyi başaramadığımız sürece insanlık olarak hep arafta kalacağız. Araftan cennete girmek de cehenneme düşmek de çocuklarımıza yaklaşımımızla ilgili. Çocuklarını kaybediyor dünya, çocukluğunu yağmalatıyor tüm yaşayan insanlar. Tek başına bu bile, faşizme karşı bin bir direniş yolu keşfetmeye çağırıyor bizi.