
Çocuk ve yetişkin okurların farkına nasıl değinmek lazım?
Çocuk faydacı yaklaşmaz, onun için ölçüt, eğlenmesidir. Eğlenirken öğrenir. Önemli olan onun için böyle bir vakit geçirmektir. Yetişkin bir amaç için okur, çocuksa okumayı geliştirmek dışında faydacı bir yaklaşım içine girmez. Kendi dilini geliştirmek için başladığı okuma serüveni çocukta giderek dolaysız bir oyuna, eğlenceye dönüşürse, okuma serüveni devam eder. Bilgi edinme, yaşamın tecrübelerinden kendine pay çıkarmak sonradan gelir. Yetişkin bir zorunluluk olarak okumayı seçse de çocuk keyfi baz alarak kitabın başına oturur. Kısaca, çocuk dümdüz yaklaşır ve eğer “kitap” serüveninin içinde kendini bulursa devam eder. Okumak bir alışkanlığa dönüşür ve bu vazgeçilmez bir edim olur.
İyi yetişkin okurların, çocukken de sık okuduklarını düşünmek mümkün mü? Bir bağlantısı var mı?
Bence düşünmekte fayda var çünkü okumak bir alışkanlıktır. Bir ayrıcalıktır ama okumayan onun bir ayrıcalık olduğunu bilmez. Tıpkı özgürlük gibi; yaşamayan bilmez. Nasıl ki, felsefi olarak, “canlı” doğar doğmaz insan olmaz, daha sonra öğrenilen bir şeydir insan olmak. Davranışlar, paylaşma, yardımlaşma, cesaret ve korku gibi bütün her şeyi “canlı” yaşayarak öğrenir ve insan olur. Kitap okumak da böyle kabul edilmeli ve boş zaman işi sayılmamalı. Bence, insan olma edimlerinin en başında gelir. Kırda, taşrada yani doğanın içinde yaşayıp kitapla hiç karşılaşmamış olanları tenzih ederim ama okumak insan olmanın gereğidir. Çok iddialı gelebilir ama günümüz dünyasında bence durum budur. Burada şunu unutmamak gerek; eğer çocuk, örneğin kitaplık olan bir evde dünyaya gelmişse okumaya yatkın olacaktır. Okumaya en azından aşina olacaktır. Eğer kitap ve okumaya okulda tanık olmuşsa ve hatta okul da anadilinde eğitim vermiyorsa, bu çocuğun kitap okuması bir mucize olacaktır. Olmayacak bir mucize de değildir, zor bir olasılıkla...Okullardaki eğitim amacını aşarak çocukları edebiyattan, tarihten, sanattan ve hatta okumaktan uzaklaştırır. Bunu bile isteye sistem yapar çünkü okuyan çocuk sorgular, tartışır ve özgürleşir.
Halihazırda, çocuk okurlar için yayıncılıkta nasıl bir seyir var?
Yayımlanmış masallarım Türkiye genelinde iki yüz şubesi olan, İslamcı bir yayınevine bir ilişki üzerinden iletildi. Kitabevinin bir okuma kurulu var ve kitapların dağıtımından önce kitapları okuyup uygun olup olmadığına karar veriyorlar. Okundu ve doğal olarak uygun görülmedi. Onların istedikleri gibi değildi, Ezop masalları. Şu anda çocuk kitapları yayıncılığında İslamcı yayınevleri çok öne geçmiş durumdalar. Yanlış anlaşılmasın sadece İslam eserleri basmıyorlar ama her şeyi İslami bakışla açıklayan kitaplar basıyorlar. Bu yayınevlerinin çocuk kitaplarında yüzde yetmiş olduğu söyleniyor. Ve bu kitaplar Milli Eğitim aracılığıyla çocuklarla buluşturuluyor. Kendi istedikleri gibi “dindar bir nesil” yetiştirmeye çalışıyorlar. Yazdığımız kitapların içeriği birilerini bu anlamda rahatsız edebiliyor; yaygınlaşmasının önünü almayı deniyorlar.
Masalların çocuğa uyumadan önce, sanki uyutmaya yardım etmesi için okunmasını; bu alışkanlığı normal mi karşılamalıyız?
Okuma alışkanlığı aslında oyun kültürünün bir devamı olarak kabul edilmeli. Her saat oyun oynayamadığınız için oyunlarla yaşayanların masallarını okursunuz. Çocuk için oyun, vazgeçilmez hayati bir iş. Uykuda oyun oynamadan geçirdiği her dakika ona eziyet gelir ve uyumadan önceki okunan masal bu “eziyet”i çekilir kılmak içindir. Masal bir başka hayatın mümkün olduğunu diri tutan bir unsurdur ve hepimiz için bence olmazsa olmazdır.
Masal, doğası gereği zihinde fantastik bir devinim sağlıyor. Bunu, hayal gücünün ehemmiyeti gibi yorumlamak yeterli mi?
Fantastik ögeler, verili hayatın sıkıntılarından ve baskılarından bir kaçıştır. Aynı zamanda bu düşler, geleceğin kurgulanmasını da içerir. İnsan önce ütopya kurar ve onun uğruna yaşar. Çocuk edebiyatındaki bu zenginlik bize bunu sağlamakta. Şunu da unutmamak gerek; baskılı toplumlarda insanlar düşlerinde, masallarında özgür olurlar ve özgürlüğün tadına varırlar. Bu nedenle fantastik ve gerçeküstü tatlar, renkler çocuk edebiyatının vazgeçilmez unsurudur.
Türkiye’de çocuk okurlar için değerli bir birikim var mı? Başka ülkelerle mukayese edince durum ne boyutta?
Durum vahim. Okuma alışkanlığı olmadığı gibi bu alan devlet ve yerel yönetimler tarafından yeterince desteklenmiyor. Kitaplar halen bin rakamlarıyla basılıyor ve okuyucusuyla buluşmakta zorluklar çekiyor. Her alanda olduğu gibi “cast” sistemi bu alanda da belirleyici oluyor. Popüler olan yazar ve eserler raflarda yerini bulurken özgün çalışmaların böyle şansları olmuyor. Eserlerin zenginliği ve yeni nesil yazarların yetişmesi böylece engelleniyor. Okurla yazar buluşması yeterli olmadığı gibi toplumun popülizm hastalığı yeni yetişecek yazarların önünü kesmekte. Yaratıcı bireylerin, yazarların yetişmesi kitapların okunması, okuyucular tarafından tartışılması ile mümkündür. Ülkemizde bu konu ciddi bir sorun. Çeviri kitapların bolca basıldığı ve okuyucu bulduğu ülkemizde özgün çalışmalar yeterince değerlendirilmiyor. Her ülkenin kendinde özgü “çocuk edebiyatı” olduğu halde biz bu yönlü de geride kalmış haldeyiz.
Yerel seçimlere az zaman kaldı. Yerel yönetimlerin çocuklar, çocuk okurlar için üstlendiği rol yeterli mi; ya da, gelişigüzel, formaliteler dışında, böyle bir rol üstleniliyor mu?
Yeterli değil. Amed Sur belediyesi bir zamanlar bu konuda çalışmalar yapmaya çalıştı ama devamı gelemedi. Kitapların çocuklara ücretsiz dağıtılması çok önemli bir işmiş gibi gösteriliyor ama çözüm bu değil ya da anadilde kitapları çocuklarımıza iletmek de sorunu çözmüyor. Öncelikle okuma alışkanlığını kazandırmalıyız, sonra kitapların kıymetli olduğunu anlatmalıyız. Bunun için de bir dizi etkinlik yapmak gerekiyor. Çocuklar ve yazarlar buluşması, konulu yarışmalar ve basılıp dağıtılan kitapların öncülüğünü yapacak yerel yönetimlere ihtiyacımız var. Semt kitabevi sağlayıp buralarda çeşitli etkinliklerle okumayı, kitabı çocuklara sevdirebiliriz. İki dilli yayınlarla çocuklarımıza katkıda bulanabiliriz. Sanırım, ciddi çalışmalara ihtiyacımız var. Okur ve kitap konusunda sıkıntılı olan ülkemizde matbaanın geç gelmesi okuma ve yazma oranının bu kadar düşük olmasını sağladı. Şimdi tablet dağıtılarak daha büyük bir darbe vuruluyor, çocuk okur ve kitap ilişkisine. Kitapların basit ama bireysel zenginliğini tadamayan çocuklar tablet ya da bilgisayarın karmaşık bencil dünyasında kaybolacaktır, diye düşünüyorum.
Çocuk kitap okur sayısının çoğalması anadilde eğitimle mümkündür. Çünkü anadili ile okumayı ve yazmayı öğrenenler, ortak dilin zenginleşmesine katkıda bulunacakları gibi kendi kültürlerini ortak paylaşıma sunacaklarından çok ciddi bir edebiyat zenginliği yaşayabiliriz. Kitaplar zenginlikse, anadiller de yapılan yayınlar bunun en güzel örnekleridir.
ALİ BARIŞ KURT/ANF /ANKARA