Kendi tarihlerini başkalarına yazdıran toplumlar sürekli olarak onların çizdiği yoldan yürüyeceklerdir. Aslında yazılan tarih sayfalara sıkıştırılan kronolojik olaylar yığını olmaktan öte yaratılan özgür irade ve yürünecek yolun haritasıdır. Bugün Kürtlerde yaratılan tarih algısı, yürüttüğü mücadelede tezahür etmektedir. Kendi tarihini kendileri yazıyor ve kendi çizdikleri yoldan yürüyorlar. Doğal olarak bu durum, “direksiyon sevdalılarının” tüm şimşeklerini kendi üzerine çekiyor.
Türkiye’de yılların devlet geleneğinden gelen “Kürt fobisi” nedeniyle, bugün Kürtlerin siyasal-sosyal-kültürel haklarını dayatması, devleti aciz duruma bırakmıştır. İşte özel yetkili mahkemelerdeki (ÖYM) düşmanvari tutum bundan kaynaklanıyor. Çünkü Kürtler kendi dilinde “varım” ve “buradayım” deyince afallaması gayet normaldir. Çünkü ne “devlet baba” mahkemelerine böyle bir miras bırakmış ne de geleneksel işbirlikçi “ataseverler” bu denli cesur bir duruşu miras bırakabilmiştir. Bu yüzden bu yüzyılı kendi yüzyılı yapmaya karalı binlerce Kürt annesi, babası, genci ve çocuğu, yıllardır istiklal mahkemelerinde, sıkıyönetim mahkemelerinde, DGM ve ÖYM’ler de kendilerine resmen düşman hukuku uygulayanlara, gözlerinin içine baka baka “senin hoşuna gitse de, gitmese de ben Kürdüm ve beni böyle kabul edeceksin” diyor.
Kürtler, 1923’lerde çalınan anadillerini bugün çalındığı yerde, anadillerinde kendilerini savunarak geri almaya çalışıyorlar ve alacaklardır da. 90 yıllık asimilasyonun her rengini görmüş ve acısının her türlüsünü tatmış bu halkın çocukları, hayatının her alanında dilini konuşmayacak ve yaratmayacak kadar vicdansız olabilirler mi hiç? Asıl bunu bekleyenler bir acziyet ve gaflet içerisindeler. Kendi anadillerini kullanmaktan ve öğrenmekten aciz olanlar tarih karşısında nasıl hesap vereceklerini düşünüyorlar acaba? Çünkü bugün bir tarih yazılıyor ve bizler ya onurumuzla bu tarihin bir parçası olacağız ya da durup kenardan bakacağız. Ama değerlerimiz üzerinden yarattığımız bu tarih algısı kendisiyle bütünleşeni yazdığı gibi kenardan bakanları da yazmayı bilecektir.
Bugün sürdürülen sürek avı aslında varoluşumuzun gerekliliği ve gereksizliğini tartışmaya açmış ve mahkemeler de yargılanan “suç ve ceza” durumumuz değil irade ve değerlerimiz olmuştur. Bu yüzden kriminalize edilen etnik kimliğimiz üzerinden bize giydirilecek her hükmün temyizini “hukuk kurumları” değil, tarih yazacaktır. İnsan benliğinin beyanı diye nitelendirilen anadilin, üniversiteler veya liselerde sadece sınıfı ve dersi geçmek için seçtiği, hiçbir bilimsel ve sosyal niteliği bulunmayan dersler gibi seçilmesi saçma değil mi? İnsan kendi kişilik ve benliğini çoktan seçmeli şıklardan seçebilir mi hiç? Bu insana yapılan en büyük hakaret değil midir? Kürt yurtseverleri, aydınları ve demokratları olarak geçmemiz gereken bir dersin veya sınavın olduğu bir gerçektir. Ama bu, kesmece karpuz gibi seçeceğimiz çoktan seçmeli Kürtçe dersi değil, bu halkın değerlerine ve kültürüne olan bağlılığımızın samimiyet sınavıdır.
Bugün televizyon kanallarında kocaman puntolarla isimlerinin önünde profesör, uzman gibi unvanlar taşıyan playboylar dilimizi uygarlık testine tabi tutarken onlara cevabımız “Senin uygar zihniyetin beni 90 yıldır asimile etmek için binlerce takla attığı halde asimile edemedi ve ben dilimle senin ve zihniyetinin karşısında dimdik duruyorum” olacaktır. Bugün tüm baskı unsurlarıyla bu halka nefes aldırmama gayreti içerisinde olan siyasal iktidarın, kendi saz arkadaşlarına A(iş birlikçilerine) lütuf ettikleri hala “x” ye “h”, “ê”ye “e” ve “w”ye “v” demekten öteye geçemeyecektir. Onlar için “Xezal” hala “Hazal”, Hêlîn” hala “Helin” ve “Welat” hala “Velat” olacaktır.
Sanırım bu kesimin durumunu Cezayirli bir yurtsever ile Cezayir asıllı Fransız işbirlikçisi arasında geçen diyalog oldukça iyi izah edecektir. Bahsi geçen anekdotta kurşuna dizilecek Cezayirli bir yurtsever, ölmeden önce bir sigara ister ve içmeye başlar. İşbirlikçi yanına gelir ve Fransızları anlatmaya başlar. Yurtsever, elindeki sigaranın diğer ucunu yakar ve der ki “Sen iki ucu yakılmış bu sigara gibisin; yani iki ateş arasındasın. Artık bir Cezayirli değilsin ve daha kötüsü hiçbir zaman da Fransız olamayacaksın” der. Fransızlar onu affetmesine rağmen işbirlikçi yurtseveri vurur ve kendisi de Fransız askerince o anda öldürülür.
Sonuç itibariyle bu halkın dilinin ve kültürünün asimilasyonuna göz yuman ve kazanımlarını bertaraf etme gayretinde olan işbirlikçiler, egemenlerin koltuk değneği olmaktan daha fazlasına terfi edemeyecektir.
Malatya E Tipi Cezaevi