Gazeteci Serdar Akinan, Türk medyasının durumunu ‘korkunç’ olarak tanımlarken Roboskî Katliamı sonrası suskunluklarını “Vahşetin somut göstergesi” şeklinde somutlaştırdı. Akinan’a göre Türk medyası, bu haliyle varolan kültürel yapının çöküşünü hızlandıran, toplumdaki zihinsel kopuşu derinleştiren ve daha önemlisi faşizmi besleyen bir haldedir.

5-6 Aralık’ta Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’ndaki 9. Kürt Konferansı’nda tanıştığımız Akinan, elektronik posta yoluyla gönderdiğimiz soruları -yazılı- yanıtladı.

1990’da İstanbul Üniversitesi önünde Milliyet muhabiri olarak Newroz kutlamasını izlediniz, fotoğraflayıp haberini yaptınız. Kürtlerle ilgili ilk haberiniz oydu galiba. Sonra sizi Kandil’de röportaj yaparken gördük ve nihayetinde Suriye ve Batı Kürdistan Kürtleri üzerine yazdığınız yazıdan sonra köşe yazarlığından olduğunuza tanık olduk. Arada 22 yıl var. Başlangıç ve bugün itibariyle Kürt ve Kürt hareketi algınızı nasıl tarif ediyorsunuz?
22 yıl önce Milliyet gazetesinde polis muhabiri olarak çalışırken İÜ’deki hemen her türlü eyleme (ki o zamanlar farklı sol grupların eylemleri, türban eylemleri, İslamcı grupların ABD ve İsrail karşıtı gösterileri vb.) gidiyordum.
O yaşlarda fotoğraf makinamın vizörüne takılan karelerin görselliği, atılan sloganlar, eyleme kaç kişinin katıldığı gibi detaylara konsantreydim. O kareleri derinlemesine düşünmüyordum. Aradan geçen yıllar içinde konsantrasyonum değişti. Bu anlamda Kürt meselesinin ayırdına varmam yıllar içinde derinleşen bir kavrayış sürecidir. Saddam Hüseyin Halepçe’yi bombaladığında yaşanan göç dalgasını izlemek için bölgeye gitmem belki ilk derin farkındalıktır. Diyarbakır Havaalanı’na indiğim anda karşılaştığım o ‘’olağanüstü’’ manzaranın bende yarattığı ilk etki ‘’Burası bir başka ülke’’ cümlesinde saklıdır. O günlerin Diyarbakır’ı, Cizre’si, Silopi’sini; özel harekat polislerinin tavırlarını; aradaki o derin kontrastı hiç unutamam.
Fakat asıl çarpıcı olan 92 Newrozu’dur. O gün Cizre’deydim ve gözümün önünde kitleye ateş açıldı. Onlarca sivil yaşamını yitirdi. O muazzam bir kırılmadır. Sonrasında hareketin evrimini izlerken bir yandan da okumalarımı arttırdım. KYB ve KDP’nin evrimini, Irak’ın kuzeyindeki bölgenin siyasi statüye erişiminde başta ABD batılı sistemin dahline ve kurgusuna şahit oldum. Washington’da görev yaptığım süreçte Amerika’nın Kürt meselesinde orta ve uzun vadeli stratejik planlarını daha iyi anladım.
çekiç güç, Irak’ın işgali ve nihayetinde Saddam’ın devrilmesinin cari sonucu Kürdistan bölgesel yönetiminin statüsüdür. Bu süreç nihasi evresindedir.
Yakın gelecekte yaşanacak çatışmanın kopuşu getireceğini düşünüyorum.
Esad’a yönelik operasyon’un cari sonucu ise Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgelerinin fiili özerklik statüsüdür.
AKP iktidarının politikaları ve cemaatin pozisyonu ise uzlaşma ile değil ama çatışma ile şekillenecek bir Kürt realitesine gebe. Elbette İran’daki rejimin geleceği asıl belirleyici hamledir.
 
Biraz politik olan Kürtler, sizleri ‘Kan Uykusu’ gibi yapımlarınızla biliyor? Sizin için bu yapım, röportaj ve belge taramasıyla birlikte nasıl bir deneyimdi ve Kürtlere bakışınıza katkısı ne oldu?

Kan Uykusu, bir gazeteci olarak çok önemsediğim bir iştir. 30 yıldır onbinlerin canına malolan bu savaşta taraflardan biri kendi bakış açısıyla neler yaşadığını ilk kez paylaştı. Osman Pamukoğlu Hakkari’de görev yaptığı sırada yaşadıklarını “Unutulanlar dışında yeni bir şey yok” adlı kitabında yazmıştı. O kitap dışında elinde saatler tutan görüntü kayıtları, fotoğaflar ve konuşmaya hazır emekli subay ve erler vardı. Bir ekip kurdum. Tüm bu dokümanları ince ince değerlendirdik. Röportajları yaptık ve ortaya Kan Uykusu çıktı. O belgeselin açılış anonsunda ,”Hakkari özelinde yaşananları onların ağzından anlatmak” diye bir ifadem vardır. Politik bir yoruma girişmeden, haklı haksıza değmeden, konuşanın o anki ruh haliyle yaşadığını yansıtmaya odaklı bir belgeseldi. O belgeselden sonra asıl unutulanlara kamerayı çevirdim. Gazilere... Maalesef kahramanlık hikayeleri kadar ilgi çekmedi. Oysa yaşadıkları büyük dram ve haksızlıktı. O günlerde bir başka karar verdim. Dağın bu yakasında yaşanan buysa ya öteki yakasında ne yaşanıyordu? Kandil’e gidişim ve belgesel çekişim aslında budur.
 
Sizin AKP canibince dışlanmanıza neden olan hangi duruşunuz oldu? Ergenekon ve bağlantılı davalar mı? Mutlak hakimiyete dayalı iktidar pratiğinin temel özgürlüklere kastı mı? Ortadoğu’da üstlendiği rol mü?
AKP kadroları ile, başta Erdoğan ve Gül olmak üzere, yıllar öncesine dayanan bir tanışıklığım var. Neo Takiye adlı kitabımda bunu etraflıca anlatmıştım. Anti emperyalist bir davanın içinden gelen bu kadroların kendi ifadeleriyle “Milli Görüş gömleğini çıkarma”ları çok somut bir tanıklıktır benim için. Duvarın yıkılması sonrası şekillenen dünyada Türkiye’nin yeni yerine dair kurguyu çok iyi okuyan ve buna entegre pozisyon alan bir heyettir. Elbette sadece AKP kadroları değil cemaat de bu anlayışa entegredir. Kapitalist moderniteye biatı liberal soslu bir muhafazakarlıkla sunmak benim yutacağım dolma değil maalesef. Mesele zeka ve öngörü değil, ahlaksızlıktır. Benim onlara dair rahatsızlık veren eleştirim de ahlak üzerinden. Bu elbette sınıfsal bir dönüşümü beraberinde getirdi. Baktığımda çok derin sorunlar görüyorum. Adil olmadıklarını, faşizme savrulduklarını, takipçi yığınlarını da feci bir yere sürükledikleri görüşündeyim.

Kürtlerin sunduğu çözüm perspektifine hem devlet (bütün bileşenleriyle) ve Kürt hareketi hem de Türkler ve Kürtler açısından 25 yıllık düşünsel maceranızı gözardı etmeden baktığınızda ne söylemek istersiniz?

Bu çok kapsamlı yanıtlanması gereken bir soru. Kabaca söyleyebileceğim şudur: Kürtlerin Demokratik Konfederalizm önerisi, Türkiye kamouyunda bir bölünme tezi olarak algılanıyor. Hareketin bunu anlaması ve tezi doğru anlatıp tartışmaya açmak için muazzam bir çaba sarfetmesi gerekiyor.
Fakat maalesef dil bulutları çok farklı. Ne hakim medya, ne kamusal alandaki diğer aktörler bu süreçte sorumlu davranıyor. Tekel direnişi bu havayı paramparça eden muazzam bir fırsattı. O deneyimden her iki tarafın çıkaracağı muazzam dersler olduğu inancındayım.
 
Kemalistlerin ve yenilginin bedelini ödeyen askeri bürokrasi ile onların çeperindekilerin fotoğrafını bize tarif edebilir misiniz?

Hazin bir fotoğraf.
Egemen bir devletin egemen unsurları olmadıkları artık gün gibi ortada.
80 darbesi kurucu ideoloji yerine tam da bu hormonlu yapıyı inşa etti.
Cumhuriyet projesi çöktü ve yerine sinsice inşa edilen de çökmeye mahkum. Bu çöküşü de Kürt hareketi sağlayacak görülüyor.
Zira bu toprakların yeni egemenleri sahici köklere sahip değiller.
Kürtler ise herkes için yeni bir şey söylüyor. Bu yeni sözün arkasında ne kadar duracaklar ve kime ne kadar anlatabilecekler tüm mesele bu.
Dünya; su, gıda ve enerji üzerinden müthiş bir politik şekillenmenin eşiğindeyken tüm bölge hakları açısından ekolojik radikal demokrasiyi savlamak ve yerel güçlerle direnmek hakikaten bir ütopya olarak duruyor.

Türk medyasını hem bir çalışan hem de bir yönetici olarak her aşamasında bulunarak tanıdınız? Nasıl bir medya ile karşı karşıyayız?

Korkunç. Tek başına Uludere olayında yaşanan o saatler süren suskunluk vahşetin somut göstergesidir. Medya sermayesinin bu yapısı bu şekilde kaldığı müddetçe kimse özgür ve bağımsız bir medyadan bahsedemez.
Medya emekçileri köleleştirilmiştir. Meslek örgütlerinin esamesi okunmamakta. Kendisine utanmadan gazeteci diyen insanlar istihbarat örgütlerinin sözcüsü...
Türk medyası bu haliyle varolan kültürel yapının çöküşünü hızlandıran, toplumdaki zihinsel kopuşu derinleştiren ve daha önemlisi faşizmi besleyen bir haldedir.

1968 İstanbul doğumlu Serdar Akinan, 1987’de Milliyet Gazetesi’nde gazeteciliğe başladı. Televizyonculuğa adım attığı 1992 yılında görüntülü haber dalında iki ayrı birincilik ödülü aldı. Haber progamı 32. Gün’ün görsel yönetmenliği yaptı. Daha sonra ABD’ye gitti. ABD’de haber kanalı kurduktan sonra Türkiye’ye döndüğünde ilk olarak Number One TV’nin başında görev aldı. Haber kanalları CNN Türk, NTV ve Habertürk’ün kuruluşlarında sorumluluk üstlendi. Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı SkyTurk kanalı ile yolları ayrıldı. Çukurova Grubu’nda çalışırken aynı zamanda Akşam gazetesinde de köşe yazıları yazan Akinan, Batı Kürdistan izlenimleri ardından burdaki işinden oldu. Akinan son olarak EM TV’de bir haber programı yapıyordu. Neo-Takiye, Kan Uykusu ve Soğuk Barış kitapları yayınlanan Akinan, İstanbul’da yaşıyor.

 



NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU / FRANKFURT