Son günlerde yaklaşık altı bin kadın YPJ tarafından DAİŞ çetelerinin zulmünden kurtarıldı. Tek sıraya konulan ve üstleri aranan her bir kadının hayatı dehşet verici.
MEDYA DOZ / DÊRA ZOR
Zaman onları anlasın!Tarih anlasın onları... Merhamet ellerinden tutsun...
Hayat, sen tesadüflerin ve rastlantıların girdabısın, sen kadınların eteğinden dökülen sonsuz olasılıklar toplamısın...
Dün yine Dêrezor çöllerinde esen rüzgarın uğultusuna telsiz sesinin cızırtısı eklendi ve en ön mevziden çağrı yapan savaşçılar, arkalarında savunma görevi yapan arkadaşlarına çok kalabalık bir grup kadının kurtarıldığını ve onlara doğru göndereceklerini, güvenlik tedbirlerinin alınmasının gerektiğinin anonsu yapıldı. Bir süre sonra çöl, yüzlerce siyahlar içinde kadının gelişine tanık oldu. Kara bir kabus gibi ilerliyor kadınlar... Kadınların çoğu DAİŞ çetelerinin eşi ve çoğu dul.
YPJ savaşçıları çeteleri bitirmeye, ellerinde ne var ne yok almaya yemin etmiş gibi. Kadın savaşçılar, her şeyden önce kadınları DAİŞ’in elinden almayı aklına koymuş. Bu yüzden kadınların ve çocukların kurtarılmasına öncelikli yaklaşıyorlar. Son günlerde yaklaşık altı bin kadın YPJ tarafından DAİŞ çetelerinin zulmünden kurtarıldı. Tek sıraya konulan ve üstleri aranan her bir kadının hayatı dehşet verici. Arama yapan kadın savaşçılar bazen kurtarılan kadınlar ile kısa diyaloglar kurar, gerekli bazı sorular sorar. Dün de öyle sıradan bir soru cevap diyaloğu sırasında Ruken adında bir YPJ savaşçısı ve Emanî adında bir kadın Reqa'da aynı mahallede büyüdüklerini öğrendiler. Aynı oyunları oynayan, aynı bakkaldan şeker alan aynı mahallenin çocukları... Sokaklarında her sabah Feyruz şarkıları çalan, ocakta pişen kahve kokan o mahallenin çocukları.
Emanî yaşadığı faciaları kedere bağlayıp kedisini bir kötülüğün kucağına teslim etmiş, Ruken ise kadere inanmamış hiç. Ruken’in ufku sonsuz olasılıklara açılıyor. Emanî’yi burada gördükten sonra Ruken’e ”tesadüfe inanıyor musun” diye sordum. Ruken bütün sevimliliği ile ”enerjiye inanıyorum, tesadüflerin hepsini çağıran enerjidir” diyor.
Dêra Zor’da kesişen yollar
Ruken, Kobanê savaşında erkek kardeşini kaybetmiş, kendisi de ömrünün çoğunu kadınları ve ülkesini özgürleştirmeye adamış, gözleri hep umut ile bakan ve yüzünden gülücük eksik olmayan bir YPJ savaşçısı...
Emanî, 18 yaşında annesinin zoruyla Reqa'da bir çete ile evlendirilmiş, gel zaman geç zaman çete ölmüş. Emanî için hayat bir savrulma biçimi olmuş. Şimdi de Dêra Zor çöllerinde YPJ’li Ruken ile kesişti yolu. Emanî siyah çarşaf içinde açılmış iki delikten imrenerek Ruken’e bakıp kahır içinde ”sen nerde, ben nerde” diye iç geçiriyor.
Hayıflanmış bir çağ yangını bu iki kadın arasında esip duruyor, Emanî’nin siyah çarşafı, Ruken’in ipek gibi saçları rüzgarda aynı anda dalgalanıyor. İkisinin arasındaki sessizlik bile sağır edebilir bütün dünyayı. Ruken çok etkilenmiş, aklına her Emanî geldiğinde gözlerini kırpıştırıp uzaklara bakıyor. Emanî şimdi güvende, tekrar evlendirilme korkusu kalmadı. Ama henüz bedeni ve ruhuna açılmış yaralar sarılmış değil.
Emanî bu kocaman karartıda sadece küçük bir nokta, bu çölde binlerce kadın var. Her bir kadının kendini gizlemesinde bin bir çirkinliğin açığa çıkmaya meyil ettiğini görürsünüz. Sevilmemişler bunu her bakışlarında hissedersiniz. Hiçleşme masalına inanmış bir ruhun çaresizliğini haykıran bir çığlık gibidir bu kadınlar. Susarak çığlık atıyorlar. Gizlenerek yaralarını ifşa ediyorlar.
Yarısından çoğu hamile
Kara çarşaflar içinde yüreği, aklı ve bedeni esir alınmış kadınlar, her birinin kucağında, elinde, eteğinde ve rahminde kimliksiz çocuklar. Kadınların çoğunun yanında 2-3-4 yaşları arasında değişen en az üç çocuk var ve yarısından çoğu hamile.
QSD Savaşçıları, DAİŞ çetelerinin yarattığı bu facia sosyaliteyi anlamış olacak ki ona göre tedbirler almışlar. Hazırda bekleyen ambulans doğum sancısı başlayan bir kadını hızla götürürken, savaşçılar, çocuklar için mama, çocuk bezi ve yiyecek dağıtıyorlar.
Aslında kurtarılan kadınlara bakınca şunu anlıyorsunuz; DAİŞ çeteleri kadınları kullanarak son birkaç yılda yapay ve tuhaf bir topluluk yaratmış, toplumsal özelliklerden uzak, şekilsiz, bir kitle oluşturmuş... Hemen hiç biri buralı değil, hiç biri kendine de ait değil...
Ruken hala YPJ savaşçılarının oluşturduğu güvenlik çemberinde kadınların üst aramasını takip ediyor. Emanî ise siyahlara bürünmüş kadınlar içinde kaybolup gitti. Ruken’e nereden bakarsanız görürsünüz ama Emanî’yi bu kara meydanda görmek bir mucize. Çünkü hepsi aynı bakıyor, kadınların bakışları o kadar donuk ki insan simsiyah bir buz parçasına baktığını sanıyor.
Aralıksız bir şekilde çocuk doğurmuşlar
DAİŞ çetelerinin elinde son beş yıldır aralıksız bir şekilde çocuk doğurmuşlar, deyim yerindeyse DAİŞ, kadınları çocuk doğurma makinası olarak kullanmış. Soysuz bir soy türemiş, sosyolojik bir facianın nesnesi haline gelmiş kadınlar. Melez, kırma ve karman çorman bir nesil yaratmış DAİŞ terör örgütünün tecavüzcü çeteleri. Ve yine faturanın en acı olanı kadına kesilmiş.
Umarım bu kadınların hayatları bu andan sonra değişir.
Umarım Ruken ve Emanî daha güzel günlerde görüşebilir.
Umarım Zaman onları...
Umarım tarih anlar onları...
Umarım merhamet ellerinden tutar...
https://twitter.com/i/status/1101259721510715392Necme’nin yüzü ömür atlası gibi
Necme, 70 yaşında bir kadın ve ilk etapta ellerindeki Deq’ler dikkatleri çekiyor. Siyah peçesinin altında da dövmeler olduğu fark edilen Necme, korkunun verdiği tedirginlikle konuşurken başını öne eğiyor.
RUHENDA AMED JİNNEWS/ DÊRA ZOR
Baxoz köyünde torunlarıyla DAİŞ’ten kurtarılan Necme Piyedin’i dinledikçe, onu ve yaşadıklarını en iyi anlatan şu dizeler aklımdan geçiyor: ”Yüzüm ömrümün atlası, düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası...”
Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) DAİŞ’e karşı Dêra
Zor’un Hecin kasabası Baxoz köyünde yürüttüğü ”Cizre Fırtınası” operasyonu son demlerini yaşıyor. Tamamlanmak üzere olan operasyonda her gün binlerce sivil QSD tarafından güvenli alanlara geçiriliyor. Operasyonun itina ile ilerlediği Baxoz köyünde, son 15 günde yaklaşık 13 bin kişi güvenli alanlara taşındı. Sayıları binleri geçen sivillerin, arasında çok sayıda DAİŞ‘li ve aileleri de bulunuyor.
Önceki gün kurtarılan ve güvenli alana ulaşan sivillerden biri de Necme Piyedin idi. Irak savaşından kaçan ve Kuzey Suriye’nin Dêra Zor kentine gelen Necme ve ailesi yaşananları, ”Bir savaştan kaçtık bir başka savaşla karşılaştık” sözleriyle anlatıyor.
Necme’nin ellerindeki dövme
Necme, 70 yaşında bir kadın ve ilk etapta ellerindeki Deq’ler dikkatleri çekiyor. Siyah peçesinin altında da dövmeler olduğu fark edilen Necme, korkunun verdiği tedirginlikle konuşurken başını öne eğiyor. Yüzünde ve ellerinde bir tarihin bütün sembolleri var gibi. DAİŞ’in yasak kıldığı dövmeyi görünce merakla soruyorum. ”Peçeni açar mısın? Görmek istiyorum” dediğimde birçok kadın gibi ”günah” demek yerine sessiz kalıyor. Bu sessizliğin saliseleri bir ömür gibi çöküyor yüreğime. Bazı anlar var ki zamanın ağırlığı çöker yüreğine zamanın ve öylece sessizce kalıverirsin sadece . Zamanın nasıl geçtiğini farketmeden Necme ile bakışıyoruz. Bir anın bir ömre bedel olduğu anları yaşar gibi.
3 torunuyla kurtarıldı
İlerleyen saatlerde Necme, samimiyetin ve güvenin verdiği duygu ile yüzünü açıyor. Necme’nin yüzü ömür atlası gibi. Göz altına birikmiş çukurlar ömrünün bütün acılarıyla dolu, ferfecir gözleri adeta hayatın dehlizlerini vuruyor kıyıya. Yüzü kalabalık bir kıyamette mülteci sessizliğini haykırıyor. Ve Necme, anlattıkça yüzündeki dehliz kıyıya vuruyor kendini. Savaştan kaçan Necme, korkunun ve karanlığın ortasında buluveriyor kendini. Irak sınırında olan Baxoz köyünde, bir ay önce kızını ve oğlunu kaybediyor. DAİŞ’in kontrolünde olan Baxoz köyünden çıkmaya çalışırken, kızı DAİŞ’in Karnas tipi silahıyla vuruluyor. Kızından kalan 3 torunla kurtarılan ve QSD’nin oluşturduğu güvenli bölgeye gelen Necme, içinde kaybetmenin burukluğunu barındırsa da torunlarını sağ çıkarmanın sevincini yaşıyor.
Kurtarılmasaydı torunu açlıktan ölecekti
Kucağındaki en küçük torununu işaret ederek “biraz daha zaman geçseydi açlıktan ölecekti” diyor. 1,5 yaşındaki torunu 7 aylık bir bebek gibi duruyor Necme’nin kucağında. Halsiz ve gözlerinin neferi sönmüş torununa sıkı sarılan Necme, elindeki bisküvileri torunlarına veriyor. Kesik kesik konuşan Necme’nin her sözü derya oluyor gözlerindeki çukurda. Yaşadıkları her şeye rağmen sağ çıktıları için şükrediyor.
Savaşçılara şükranlarını da belirten Necme, torunlarıyla anın ve güvende olmanın hafifliğinde seyre dalıyorlar.
Necme ve torunları seyre dursun, bu esnada aklımdan Şükrü Erbaş’ın ”Yüzüm ömrümün atlası, düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası…” dizeleri geçiyor ve aslında Necme’yi en iyi bu dizeler yansıtıyor.
Petrol karşılığı yardım
Ebrar Mihemed, İsveç vatandaşı bir DAİŞ elemanı. Suriye’ye gelmek için önce Hatay’da sınır üzerinden geçişleri sağlayan bir kişi ile temasa geçer. Reyhanlı’dan İdlib’e kadar süren yolculuğu boyunca hiçbir engelle karşılaşmadığını belirten Mihemed, ‘’Sınırı çok rahat geçtik, hiçbir kontrol yoktu’’ diyor.
DAİŞ’li Mihemed, Suriye’ye geçtiğinde çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu bir gruba katılır. Mihemed, İdlib’de İsveçli arkadaşlarının da aracılığı ile ‘El-Mihacirîn El-Ensar’ adlı grubun içinde yer alır. İdlib’in paylaşımında ı El-Mihacirîn El-Ensar 2014’te Reqa’da DAİŞ çatısı altında yer alır.
Ebrar Mihemed’in içinde yer aldığı grubun Reqa’ya ulaşmasının ardından DAİŞ’e tüm desteğin Türkiye tarafından verildiğini belirterek, şu bilgileri verdi: “Yardımlar, doğrudan Türkiye’den geliyordu. DAİŞ, günlük olarak Dêra Zor ve Reqa’dan Türkiye’ye petrol gönderiyordu. Her türden yardım malzemelerinin bulunduğu araçlar geliyordu. Yabancı uyruklular da Türkiye sınırından geçiriliyordu.”
İsveç’te iken ambulans şoförlüğü yaptığını söyleyen Mihemed, Reqa’ya gittikten sonra Ebu Miseb El-Swêdî adlı DAİŞ elemanı tarafından yine bu iş için görevlendirilir. Yaralanan çeteleri hastanelere nakletmekle görevli olan Mihemed, çok sayıda DAİŞ’linin Türkiye’de tedavi edildiğini belirtti.
QSD, Reqa’yı özgürleştirme hamlesi başlatınca Ebrar Mihemed Meyadin’e gitmek ister. Ancak Meyadin de rejim güçleri tarafından bombalanınca Ebrar bu kez Hecîn’e gider. Ebrar’ın DAİŞ serüveni, QSD savaşçılarına teslim olmasıyla sona erer.
Musul konsolosluğunda neler oldu?
Suriye iç savaşının başması sonrası 2013 yılından itibaren ülkenin ve Irak’ın büyük bir kısmını kontrol eden DAİŞ’e karşı QSD savaşçıları tarafından yürütülen operasyon sona ermek üzere. QSD’ye teslim olan ve yakalanan DAİŞ üyeleri, Türkiye ile ilişkileri ve örgüt yapısı hakkında önemli itiraflarda bulundular. IŞİD Musul’u ele geçirdiği gün,11 Haziran 2014’te T.C Konsolosluk binasına da girdi ve Başkonsolos dahil 49 görevli ve ailesini rehin aldı. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, 49 görevlinin operasyonla kurtarıldığını söyler ama gerçekler öyle değil. Yapılan pazarlıklar sonucu Türkiye cezaevlerindeki 200 DAİŞ’li serbest bırakılır. Yapılan takas sonucu DAİŞ’liler MİT tarafından güvenli bir şekilde Suriye topraklarına götürülür. Onlardan biri de DAİŞ’li Adil Restam Madrakhimov.
Özbekistanlı Adil Restam Madrakhimov 2014 yılında çalışmak için 6 yaşındaki kızı ile birlikte Konya’ya yerleşir. DAİŞ’in, Musul’da Türk konsolosluk çalışanlarını alıkoyması ardından, örgüte karşı yapılan operasyonda tutuklanır ve kızıyla birlikte Konya’da cezaevinde 2 ay cezaevinde kalır.
DAİŞ çeteleri 10 Haziran 2014 Musul’u işgalinden bir gün sonra Türkiye’nin Musul konsolosluğuna yapılan baskında Başkonsolos Öztürk Yılmaz’ın da aralarında olduğu 49 kişiyi rehin alır.
DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik işgal girişiminden iki gün sonra Türk devleti, kentin doğusundaki Silîpqiran köyü üzerinden DAİŞ’e ağır silah ve tank desteğinde bulunur. 20 Eylül günü ise Musul konsolosluğundan 49 kişi Kobanê saldırıları sürerken, Türkiye teslim edilir. Buna karşılık Türk devleti de elindeki 200 kişiyi DAİŞ’e teslim etmişti.
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan 49 kişinin Türk istihbaratının operasyonu ile ‘kurtarıldığını’ söyler. Ancak gerçekte ise DAİŞ çeteleri, Girê Spî’de DAİŞ’e teslim edilir.
Türkiye tarafından DAİŞ’a teslim edilen 200 kişi içinde bulunan DAİŞ’li Adil Restam Madrakhimov, Konya’daki cezaevinde iki ay kaldıktan sonra güvenlik güçlerinin kendisini MİT’e teslim ettiğini belirterek, “MİT elemanları beni ve kızımı, nereye gideceğimizi bilmeden bir arabaya koydu. Sonrasında o dönem DAİŞ’in kontrolünde olan Girê Spî’ye ulaştık. MİT elemanları bizi DAİŞ’e teslim etti. Bu anlaşma sonucu olmuştu. Türk devleti, Musul’daki konsoloslukta alıkonulan 49 kişiye karşılık sayısı 200 yabancı uyrukluyu DAİŞ’e teslim etti” diye konuştu.
Madrakhimov, DAİŞ çetelerine ait ‘misafirhane’ denilen yere geldiğinde Dağıstanlı bir kişinin de aynı durumda olduğunu gördüğünü söyledi ve ekledi: “Dağıstanlı kişi bana, İstanbul’a gelir gelmez Türk istihbaratı tarafından tutuklandığını ve DAİŞ’e teslim edildiğini söyledi.”
Türkiye’de DAİŞ’in büroları
Madrakhimov’un kızı annesini görmek için ısrar eder. Bunun üzerine eşinden Türkiye’ye gelmesini ve burada DAİŞ’lilerin sınır üzerinden geçişini sağlayan ‘muhacirler bürosu’ aracılığıyla Suriye’ye geçmesini ister. Madrakhimov’un eşi bu teklifi kabul eder, Türkiye’ye gelir. Suriye’ye geçmek için ‘muhacirler bürosu’na başvurur. Bürodaki çeteler eşini DAİŞ’li kadınlar için oluşturulan İstanbul’da bir eve götürür. Madrakhimov’un eşi DAİŞ çetelerinin İstanbul’daki yerlerinde gördüklerinden olumsuz etkilenir, Suriye geçmekten vazgeçer ve ülkesine geri döner. Madrakhimov, DAİŞ’in Türkiye’de çok sayıda buna benzer bürosunun olduğuna da dikkat çekiyor.
Türk devleti ve MİT’inin 2016 yılında Suriye’ye girmesiyle birlikte Madrakhimov önce Reqa’ya gönderilir. QSD savaşçıları Reqa’yı özgürleştirince bu kez Meyadin’e geçer. Ancak burada Suriye ordusunun bombardımanından dolayı Dêra Zor’a bağlı Hecin’e gelir. Özbekistanlı Adil Restam Madrakhimov 2018’in sonunda, Hecin’de QSD savaşçılarına teslim olur.