Üç Arjantinli yazarın, Julio Cortázar (1914-1984), Jorge Luis Borges (1899-1986) ve Ernesto Sabato’nun (1911-2011) yolları Madrid’de kesişir. Büyük önem taşıyan bu edebiyat hadisesine İspanyol Radyo Televizyonu (RTVE) da katılır. RTVE için haber ve belgeseler hazırlayan NO-DO ekibi dünya edebiyatının önde gelen üç ismi Cortázar, Borges ve Sabato’ya birer soru yöneltir.

 

- Cortázar Bey, romanın amacı ne olmalıdır?

- Her yazarın roman yazarken kendine ait bir amacı olsa gerek. Kendi adıma şunları söyleyebilirim: Yazmış olduğum her roman o meçhul ama bir o kadar da mevcut okura, yazarlar olarak varlığını yakından hissettiğimiz okura yanaşma teşebbüsüydü. Ancak isterim ki okur yaptığım işe ortak olsun, bir bakıma o da biraz yazar olsun, en azından tartışma düzeyinde, kabul veya ret düzeyinde. Konformist okuru, hipnotize olmasına izin veren okuru sevmem. Yazarla işbirliği yapan, yazara ve dolayısıyla başkalarına diyecek sözü olan okuru severim.

   

- Sabato Bey, bütün eserlerinizde karşımıza çıkan iki konu var: Bir yanda edebi yaratı ile rüyalar arasındaki paralellik, diğer yanda kör karakterler. Bizlere bunun anlamını izah edebilir misiniz?

- Pekâlâ, bence kurmaca edebiyat biraz rüyalar gibidir. Rüyamızda belirli şeyler görmeye niyetlenmeyiz. Rüya görürüz, olur biter. Bir romanın vücuda gelme sürecinin en gizemli yanlarından biri de rüyalarınkine çok benzemesi. Kişi neden yahut kimin için yazdığını, tahayyül ettiği suretlerin tam olarak ne manaya geldiğini bilmeden yazar. Bilhassa körler konusunda geçerli bu. Çocukluktan kalma saplantılar olmaları muhtemel. Bana göre bilhassa yazarların yaptıkları şey, eserleri boyunca çocukluktan kalma saplantılardan bahsetmek ya da bu saplantıları çözümlemektir belki de. Kesin olan şu ki şu veya bu şekilde üç romanımda da karşımıza çıkarlar. Bunun ne manaya geldiğini ben de bilmiyorum.

   

- Borges Bey, fantastik edebiyat hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Fantastik edebiyatın bizzat edebiyat olduğunu düşünüyorum. Demem o ki edebiyat mitle, kozmogoniyle başladı, gerçekçilikle değil. Gerçekçilik aslında geç bir icattır. Bence; edebiyat fantastik olarak ortaya çıkmıştır. Quijote’yi ele alalım: Quijote gerçekçi bir kitap mı yoksa fantastik bir kitap mı diye sorulursa, her ikisi de derim. Eserin yüceliği de burada yatar. Ortada gerçekçi Alonso Quijano karakteri ile fantastik La Manchalı Don Quijote karakteri var. Quijano önce bu karaktere dönüşür, sonra da kitap boyunca tekrar dönüşüme uğrar. Ayrıca Quijote’de birçok fantastik olay meydana gelir.

    * İspanyolca’dan Medyascope için Mehmet Sait Şener tarafından çevrildi.