Geçtiğimiz günlerde İMC televizyonunda moderatörlüğünü Ayşegül Doğan'ın yaptığı "Gündem Müzakere" programının davetlilerinden görüş ve tesbitlerini değerli bulduğumuz akademisyen ve gazeteci sayın Ahmet İnsel, 6-7 Ekim devlet katliamını değerlendirirken sözü PKK'ye getirerek onun da Kürt sorununu "çözmek" ile Kürt ulusunu "yönetmek" ikilemi ile karşı karşıya kaldığını ve yönetmek isteğinin sorunu çözmenin önüne geçtiğini gözlemlediğini söyledi. Bu yollu tesbitlere son dönemlerde sıkça rastlanmakta. Durduğu yer itibariyle gelecekte derin mahcubiyetler yaşaması muhtemel kişilerin başında gelen Etyen Mahcupyan da yaptığı bir PKK analizinde birçok zorlama tesbitten sonra hiçbir tarihsel değer taşımayan ve AKP iktidarı tarafından ısmarlanmış söylemleri zırvalayarak;  artık "Kandil"e bir ihtiyaç kalmadığını ve oradakilerin de "biz ne olacağız" diye sormaya başladıklarını ve gelinen aşamada PKK'nin Kürt hakları için değil, kendi hakları için mücadele eder hale gelmekte olduğunu iddia etti. Ne yazık ki bu söylemler bir niyet ifadesinden öte geçemiyor. Bütün bu tesbitler, bu coğrafyada siyasal eylemin dedikodusunu yapmaktan öte herhangi bir işlev sahibi olamayan, dolayısıyla da sorumsuz olmanın lüksüyle içinde bulunduğu ruhsal şekillenişe göre ve en nihayetinde de devlet nezdinde kabul görmeyi de gözeten bir kişisel güvenlik kaygısıyla davranan bir "aydın" hafifliğinden ibaret kalıyor.
30 yılı aşkın kanlı bir hak arama mücadelesinin, gelinen aşamada fiili bir durum yarattığı ama bunun devlet nezdinde neredeyse hiçbir hukuksal yansımasının olmadığı bir tarihsel kesitte mücadelenin omurgası sayılabilecek olan örgütlü siyasal öncü hareketin misyonunu tamamladığını ima eden yaklaşımların en başta Kürt halkı nezdinde hiçbir kredisinin olmadığı aşikardır.
Yukarıdan aşağı jakoben devrimlerin sonuçta özgürlükleri ortadan kaldıran rejimler ürettiği genellemesine takılarak, dev gibi yerel ve bölgesel risklerle karşı karşıya direnişine devam eden ve bölge gericiliğinin öncelikli hedefi durumundaki Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin öncü iradesinin miadını doldurmuş olduğunu varsaymak ya da onun tarihsel yönetme misyonunu sorunun çözümü karşısında bir engelmiş gibi göstermek hangi fantazinin ürünüdür?
Evet, çözüm henüz çok uzaktadır. Bunun ise yegane nedeni başta AKP faşizmi olmak üzere bölgeyi kan deryasına çeviren emperyalist müdahaleler ve bölge gericiliğidir. Kürtlerin yeni yaşam vaatleri ne yazık ki mahkum edildikleri bu kanlı girdapta yok edilmek istenmektedir.
Tam da bu noktada öncünün yönetme iradesinin daha çok önem ve vazgeçilmezlik arzettiği bir aşamada, bu zorunluluğun gereğini hayatları pahasına yerine getirenleri çözümün önünde bir engel gibi göstermek, bütün ucuzluğuna rağmen Kürdistan coğrafyasında alıcı bulamaz.
Bugün eğer Şengal'de bir yaşam varsa, DAİŞ vahşeti Kobanê'yi teslim alamamışsa, Rojava bütün tuzaklara rağmen özgürlük yürüyüşüne devam ediyorsa ve AKP hiç niyetli olmadığı bir siyaseti iyi kötü sürdürmek zorunda kalıp Kürt coğrafyasını teslim alamıyorsa bunda Kürt Özgürlük Hareketi'nin yönetme iradesinin belirleyici rolü aşikardır. Dolayısıyla sayın İnsel'in yönetmekle çözmek fiilini karşı karşıya getiren yaklaşımı onun varsaydığımız diyalektik bilgisinin gerisinde kalmış bir dil sürçmesidir. AKP iktidarında kendini daha güvende ve varlıklı hisseden Mahçupyan'a gelince. Daha uzun yıllar PKK gerçekliğiyle yaşamaya devam edecek. Belki ona hayali mağlubiyetler yakıştıracak ama bu bilmiş haliyle yanılgılarından hiç kurtulamayacak.