KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın “Gerillanın geri çekilişini durdurduk” açıklaması siyaset gündemine bomba gibi düştü. Günlerdir herkes bu durumu tartışıyor. Halbuki beklenen bir gelişmeydi. Çünkü AKP Hükümetinin demokratik çözüm sürecine faydacı, laubali ve seçimlere endeksli yaklaşımının bu sonucu ortaya çıkaracağı belliydi. Nitekim sonuçta beklenen de gerçekleşti.

Şimdi Kürtlerin takındığı ciddi ve kararlı tutum karşısında hükümet telaşa düşmüş görünüyor. Toplantı üstüne toplantı yapıyor. Sık sık İmralı’ya gidilip Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile tartışıldığı basına yansıyor. Yakında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yeni bir “Demokratikleşme paketi” açıklayacağı belirtiliyor. Fakat toplumun umudu ve güveni kırılmış durumda. Çoğunluk AKP’nin ciddi bir demokratikleşme paketi açıklayacağına inanmıyor. Daha şimdiden paketin adına “Boş proje” deniyor.
KCK’nin son açıklamasının siyaset üzerinde yoğun bir etkide bulunduğu görülüyor. CHP ve MHP iktidara yüklenirken, AKP’den yumuşak açıklamalar geliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan “Anlaşılıyor ki Kandil’e mesajlar geç ulaşıyor” derken, Bülent Arınç “Örgüt temsilcilerinin İmralı’ya gidemeyeceğini” belirtiyor. Eski vali yeni İçişleri Bakanı Muammer Güler ise kendisine ezberletildiği anlaşılan “Süreci bozan altında kalır” cümlesini tekrarlıyor.
Bu sözlerin de şimdiye kadarki çıkarcı ve oyalamacı yaklaşımı devam ettirmek olduğu açık. Türkiye’nin demokratikleşmesiyle Kürt sorununun çözümüne böyle yüzeysel ve ciddiyetsiz yaklaşılamayacağı ortada. Belliki her şeyden önce AKP’nin ciddi ve cesur olması gerekiyor. Ne demek mesajların Kandil’e geç ulaşması? Bu çağda iletişim sorunu mu olur? Demek ki bir engelleyici var ve onun da AKP olduğu açık. Mevcut İmralı sistemi gibi çağ dışı bir işkence ve tecrit sistemi devam ettirilirse, o zaman elbette mesajlar Kandil’e geç ulaşır! Peki çare ne? Bu insanlık dışı sisteme son vermek ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgür çalışma sorunlarını çözmek! Bunu da yapacak olan AKP Hükümetidir. Demek ki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın özürü kabahatından büyük durumdadır.
Bülent Arınç’ın sözleri de Başbakan’ınkinden geri kalır değil. Bir kere İmralı’ya gitmek için maddi bir engel olamaz. Gerçi iki yıl iki aydır Kürt Halk Önderinin avukatları “Koster bozuk” denerek İmralı’ya götürülmüyor. Hem de bu, “Bozuk” denen kosterle her gün, her hafta İmralı’ya gidilip gelinerek yapılıyor. Yani İmralı’ya gidişte maddi engel yok, siyasi engel var. Onu da sürdüren AKP Hükümeti. Diğer yandan, zaten Kürtler de İmralı’ya gitmek istemiyorlar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan çıkarak Amed’e gelmesini istiyorlar.  Hükümetin yöre diliyle Mahalmi bakanı Muammer Güler’in sözlerine gelince, burada da bazı doğruların yetersiz ifade edildiği görülüyor. Sürecin gereğini yapmayanların altında kalacağı, yani ciddi zarar göreceği açık bir gerçek. Ancak sürecin gereğini yapmamak neyi ifade ediyor? Bunu doğru tanımlamak lazım. İçişleri Bakanı’nın dediği gibi “Süreci bozmayı” mı, yoksa sürecin isminde var olan “Sorunları çözmemeyi” mi?
Söz konusu sürecin bir “Çözüm süreci” olduğunu herkesten çok Başbakan Tayyip Erdoğan söyledi. “Çözüm süreci” ismini de kendisi koydu. Burada çözülecek olanın Kürt sorunu ve Türkiye’nin demokratikleşmesi olduğunu da herkes biliyor ve anlıyordu. İmralı mutabakatı bu temelde oluşmuştu. İmralı’dan verilen mesajlar bunu içeriyordu.
Bu noktada AKP Hükümetinin gizli planları söz konusu olabilir. Açıktan “Kürt sorunu ve demokratikleşmenin çözümü” deyip, esas olarak “PKK’nin çözülmesini ve tasfiye edilmesini” öngörebilir. 2014 yılında yapılacak seçimleri kazanmak için böyle bir sürece “Evet” diyebilir. Tüm bunlar mümkündür ve AKP’nin gerçek niyet ve amacının böyle olduğu noktasında zaten derin kuşkular da vardır. Ama eğer AKP yaklaşımı gerçekten böyleyse, o zaman bunların açıktan söylenmesi gerekir. AKP var olan ikiyüzlülük algılamasını sona erdirip kendini netçe ortaya koymak durumunda.
Demek ki durum İçişleri Bakanı’nın ifade ettiği gibi değil. Yani süreci bozan değil, sorunları çözmeyen altında kalır. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü doğrultusunda ciddi adım atmayanlar, bu yönlü toplumda oluşan beklentilere cevap vermeyenler sürecin altında kalırlar. “Süreci bozmak” demek de zaten sürecin gerektirdiği görevleri yapmamayı, yani demokratikleşme ve Kürt sorununu çözmemeyi ifade eder.
O halde AKP’nin gerçekten ciddi ve tutarlı olması gerekiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü gibi ciddi ve tarihsel görevleri başaracak bir yaklaşıma ve cesarete sahip bulunması gerekiyor. Bu konuda Kürtler çok açık ve çözümleyici bir tutuma sahipler. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çabaları çözümü ciddi biçimde kolaylaştırıyor. Kürt Özgürlük Hareketi çok sabırlı, çözümleyici ve demokratik bir siyaset izliyor. Sorunlara demokratik birlik içindeki çözümünü öngörüyor.
Bütün bunların AKP için büyük bir siyasal destek anlamına geldiği açık. Bu koşullarda sorunları çözemeyenler, başka biçimde asla çözemezler. Açık bir gerçek bu. O nedenle AKP’nin ciddi yaklaşması, başkalarını suçlayarak kendi çözümsüzlüğünü maskeleme yaklaşımından vazgeçmesi gerekiyor. Hiçbir demagojik yaklaşım artık toplumu aldatamaz.
Kaldı ki Kürtlerin sabırlı ve barışçıl oldukları kadar ciddi ve mücadeleci yaklaşımları da var. Bu nedenle KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın açıklamasına ciddi yaklaşmak gerekir. Kürtler alternatifsiz değiller. Tarihlerinin en güçlü ve bütünlüklü dönemini yaşıyorlar. Her yöntemle mücadele etme ve kendilerini geliştirme imkanına sahip bulunuyorlar. Her parçada Kürt özgürlük ve demokrasi mücadelesi gelişiyor. Kürtler sabırla yaklaşıyorlarsa zayıflıkları nedeniyle değil, anlayışları ve tercihleri nedeniyle böyle davranıyorlar. Herkesin bu gerçeği doğru görüp iyi anlaması gerekiyor.
Bir de kamuoyu gerçeği var. Toplumun tutumu ve baskısı önem taşıyor. Demokratik çözüm süreci topluma iyice yansımış bulunuyor. Her ne kadar Akil İnsanlar Komisyonunun ortaya çıkardığı sonuçları AKP Hükümeti uygulamadıysa da, bu sonuçların neler olduğunu, yani toplumun Kürt sorununa çözüm istediğini herkes biliyor. O halde sürece sahip çıkmada toplumsal tutum da gelişmelidir. Başta Akil İnsanlar Komisyonunda görev alanlar olmak üzere herkes çözüm için çalışmalıdır. Bu temelde AKP üzerinde baskı oluşturulmalıdır. AKP’nin hem böyle bir zorlamaya ve hem de desteğe ihtiyacı var.