Türk devletinin askerinin, polisinin Kürtlere yaklaşımı değişmemiştir. Kürt sorununu çözme zihniyeti ve politikası gelişmediği müddetçe bu yaklaşım değişmez. Gever’de iki yurtseverin katledildiği saldırının görüntüleri 1990’lı yılları hatırlatmaktadır. Tabii ki saldırı araçları daha da zenginleşmiş, yöntemler incelmiştir. Eskiden bir gösteride onlarca Kürt öldürülürken, şimdi bir bir, iki iki öldürülüyorlar. Tabii ki gerektiğinde onlarca Kürt’ü öldürmekten de çekinmezler.
Roboskî’de öldürülen onlarca çocuğa, gence yaklaşıma bakıldığında Kürtlerin ölümünün çok normal karşılandığı görülmektedir. Herhalde AKP’liler şimdi içlerinde on on öldürülmüyorsunuz şükredin, demektedirler. Çünkü siyasi soykırım operasyonları olduğunda "Eskiden öldürülüyorlardı, bu daha mı iyiydi" diyebilmişlerdir.
Gever’deki cinayetler AKP'nin Kürt sorununun çözümünü düşünmediğini göstermektedir. Halkın iradesini kırma politikası sürdürülmektedir. Bunun için her yol ve yöntemi denemektedirler. AKP çok ahlaksız bir politika izlemektedir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin çatışmasızlık sağlamasını çözüm için değil de bir pasifikasyon yaratmak için değerlendirmektedir. Gever’deki cinayetler bu nedenle gerçekleşmiştir. Bu cinayetlerle biz ne yaparsak yapalım sessiz kalacaksınız, demektedirler. Böylece direnen Kürt yerine boyun eğen Kürt yaratmaya çalışmaktadırlar.
Türk devleti o kadar gerici bir zihniyete sahip ki, mezarlara bile düşmanlık yapmaktadır. Bu aslında mezarda yatanların mücadelesine düşmanlıktır. Siz neden bu mücadeleyi verdiniz diyerek mezarlara saldırmaktadırlar. Kürtlerin mezarlıklara gösterdikleri ilgiye öfkelenmektedirler. Bu bile Türk devletinin Kürtlerin haklarını tanımamada gösterdiği ısrarın neden kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Eğer Kürtlerin talepleri haklı ve anlamlı bulunsaydı bu düşmanlık yapılmazdı. "Biz haklarını gasp etmişiz, bu nedenle direnilmiştir" diye düşünülürdü. Böyle düşünülmediği gibi, Kürtlerin talepleri hala haklı görülüp gerekleri yerine getirilmiyor. Eğer haklarını kabul etseler Kürtlerin direnişini de anlamlı bulurlar.
Mezar düşmanlığı acaba dünyada nerede ve ne zaman görülmüştür. Araştırılırsa böyle bir düşmanlık istisnai görülür. Bu durum aslında Kürt düşmanlığının derinliğiyle ilgilidir. Kürtleri tarihten silmek isteyen bir zihniyet olduğu için Kürtlerle ilgili mezarlara bile tahammülleri yoktur. Bu mezarlar Kürt soykırımına karşı direnişi ifade etmektedir. Kürtlerin hakları için direnmesi suç olduğundan bu mezarlar da suçludur. Kimse bu mezarları ne görmeli, ne de duymalıdır. İşte Türk devletinin zihniyeti budur.
Mezarlara tahammülsüzlük bir iki defa olsa belki "kendini bilmez bir iki kişinin işidir" diye üzerinde fazla durulmazdı. Ancak bir iki olayla sınırlı değildir. Neredeyse tüm gerilla mezarlıkları saldırıya uğramaktadır. Öyle ki, Türk devleti mezar bombalamak için uçak bile kaldırmaktadır. Uçaklarla gerilla mezarları tarumar edilmektedir. İşte Kürtler böyle bir Kürt düşmanı zihniyetle karşı karşıyadır. Kürt sorunu neden çözülmüyor? Neden çözümsüzlükte ısrar ediliyor? Sorularının cevabı bu zihniyette vardır. Bu zihniyet devlette olduğundan, devlet de basın yayın araçları ve eğitimle toplumu böyle şekillendirmektedir. Özellikle asker ve polis tam Kürt düşmanı olarak eğitilmektedir. Bu nedenle Kürt gerilla cesetlerine dünyada görülmemiş hakaretler bu asker ve polis tarafından yapılmıştır.
1990’lı yıllarda Hakkari il sınırları içinde çekilmiş bir fotoğraf yayınlandı. Askerler, kafalarını kestiği gerillaların cesetleri üzerine postallarıyla basarak zafer kazanmış komutan edasıyla fotoğraf çektirmişti. Bu fotoğraflar Kürtlerin hala hafızalarındadır. Böyle o kadar çok resim var ki! Bakmak, hatta hatırlamak bile zor olmaktadır.
Bu cinayetlerin neden işlendiğini, bu hakaretlerin neden kaynaklandığını çok iyi biliyoruz. Gever’deki katliamlar, Başbakan’ın tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek devlet söylemleri döneminde gerçekleşmektedir. Bu tek tek söylemler sürdüğü müddetçe bu cinayetler de sürer. Çünkü Kürtler bu tek tek söyleme karşıdır. Kürtler de bu tek tek söylemin ifade ettiği Türkiye gerçeğine karşı çıktığı için öldürülmektedir.
Gever halkı tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek devlete karşı çıkmaktadır. Kürtler ayrı bir millettir. Kürtlerin vatanı Kürdistan’dır. Türkiye ise ortak vatandır. Mevcut bayrak bir devlet bayrağıdır, ancak Kürtlerin de milli renkleri, sembolü ve özyönetim bayrakları vardır. Tek devlet, soykırımcı ulus-devleti savunmaktır. Bu devlet içinde Kürtlerin de özyönetim hakkı vardır. Tek devlet deyip bu özyönetim hakkını reddetmek kültürel soykırımcı sömürgecilikte ısrar etmektir. Dolayısıyla tek tek diyen bir hükümetin ve Başbakan’ın çözüm politikası olamaz. Bu nedenle Kürt sorunu çözülmemektedir.
AKP'nin çözüm politikası yoktur; sadece Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin politik hamlelerle ve mücadeleyle devleti ve toplumu çözüme hazırlama çalışmaları vardır. AKP'yi çözüme zorlama çabaları vardır. Mevcut durumun böyle olduğunu herkes iyi bilmelidir. Ancak AKP tüm bu olumlu yaklaşımlara ve kolaylaştırıcı adımlara rağmen çözümsüzlükte ısrar etmektedir. Sadece seçim kazanma ve iktidar olmayı düşünmektedir. Şu anda hem Kürtleri hem de Türkiye toplumunu oyalamayı, hem sağı hem solu idare etmeye çalışmaktadır. Tek düşündüğü şey budur. Özellikle mücadele eden ve kendisini zor duruma düşüren Kürtleri oyalamayı esas almaktadır.
Kürt sorununu çöz, yoksa mevcut ortam sona erer, iktidarını zor sürdürürsün denildiğinde, yeni oyalama taktiklerine başvurmaktadır. Mesud Barzani’yi bile sıkıştığı Kürt sorununda rahatlamak için getirmiştir. Söylendiği gibi bu görüşme çözümü sağlamak için değil, çözümsüzlük politikasının üstünü örtmek için yapılmıştır. Mesud Barzani seçim kazandırmaya ve çözümsüzlük politikasının üstünü örtmeye yetmediği için şimdi yeni paketlerden söz edilmektedir. Bu da zaman kazanmak için olacağından Kürt sorununun özüne dokunmayan, kültürel soykırım ve siyasi egemenliği engellemeyecek bazı rötuşlar yapılacak bir paketten öteye geçmeyecektir.
Bir taraftan inkar, asimilasyon, kültürel soykırım politikası sürdürülüyor, buna karşı direnenler öldürülüyor ve cezaevine atılıyor; diğer taraftan bu politikanın üstünü örtmek için psikolojik savaş harekatları yapılıyor. AKP Hükümetinin politik şifreleri ve uygulamaları bu eksende yürütülüyor. Gever’deki cinayetler de bu politikanın bir ürünüdür. Bir taraftan öldürürken, diğer taraftan bu öldürmelerin üstünü örten ve toplumun tepkilerini azaltmaya çalışan politikalar yürütmektedir. Çünkü gelinen aşamada sadece baskı uygulamalarıyla kültürel soykırımcı sistemi sürdürmeleri mümkün değildir.
Gever’deki cinayetler yeni değildir. Daha önce de bu tür cinayetler gerçekleşmiştir. Ancak hiçbirinin katili yargılanmamıştır. Bu nedenle bu öldürmeler devam etmektedir. Çok teşhir olan olaylarda bazı yargılamalar olsa da, bunlar da uzatılmakta, sonradan yargı tarafından bozulmaktadır. Zaman zaman yapılan yargılamalar bile oyalama politikalarının bir parçası olarak gündeme girmektedir.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın açıklamasında belirttiği gibi, bugünkü politikalar 1990’lı yıllardaki politikalardan daha tehlikelidir. O yıllarda devlet anayasa ve yasalar içinde kalarak mücadeleyi bastıramayınca gizli örgütlenmeleri ya da başka örgütleri kullanmıştı. Şimdi devletin asker ve polisi hiçbir gizliliğe gerek görmeden istediği zaman ve istediği yerde saldırmakta ve öldürmektedir. Bu açıdan Gever’deki öldürme, belirlenmiş bir konseptin pratikleşmesidir. Bu öldürmelerle hem Kürt halkı tehdit edilmekte hem de Türkiye'deki milliyetçi çevrelere Kürtlere karşı nasıl mücadele verdiği mesajı yollamaktadır. Yani Gever’de öldürülenler bu politikanın sonucu kurban edilmişlerdir. Önder Apo'nun provokasyon dediği de yurtseverlerin hükümetin ya da paralel devletin politikalarına kurban edilmesini ifade etmektedir. Yoksa Önder Apo'nun provokasyon değerlendirmesi halka "Mücadele etmeyin, sessiz kalın" anlamına gelmemektedir. Aksine, halkın mücadele ederek provokasyonlarla gerçek yüzlerini gizlemek isteyenlerin gerçekliklerini açığa çıkarmasını istemektedir. Direnişi engelleme provokasyonuna direnişle cevap verilerek boşa çıkarmasını söylemektedir. Başka türlü anlamak, Önderliğin söylediğini tersinden ele almak anlamına gelmektedir.
Mücadele çözümü engellemez; aksine mücadelesizlik çözümsüzlükte ısrarı beraberinde getirir. Mücadelenin olmadığı yerde çözüm süreci de, çözüm de gerçekleşmez. Önder Apo'nun 2013 yılında başlattığı demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa hamlesi 2013 Devrimci Halk Savaşı ve zindandaki direnişinin sonucu gerçekleşmiştir. AKP'nin Kürt Halk Önderinin ve Özgürlük Hareketi'nin attığı adımlara cevap vermeme politikası sessiz kalarak değil, mücadele edilerek boşa çıkarılabilir. Mücadele edilirse, seçimden başarılı çıkılırsa o zaman devlete ve hükümete çözümden başka yol olmadığı gösterilir ve sonuç alınır. Yoksa Türk devleti çözümsüzlükte yüz yıl daha direnir.