
Diaspora ne diyor? - 2.bölüm
Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) Eşbaşkanı Yüksel Koç, AKP ve Erdoğan’ın topyekun savaş konseptine karşı Avrupa’daki halkların eylemlerinin devam ettiğini belirterek, “Bütün demokratik güçler, demokratik eylemlerle ortak bir irade ortaya koyabilmelidir. Bütün kesimlerle bir araya geldiğimizde sistem bundan çok korkuyor. Yapılması gereken budur” dedi.
Saldırılara karşı en büyük gücün ise örgütlülük olduğuna vurgu yapan Koç, Demokratik Kürt Toplum Merkezleri’nin bu konuda önemli bir misyona sahip olduğunu hatırlattı.
AKP’nin topyekun savaş konseptiyle girilen yeni süreci ve diasporanın rolünü NAV-DEM Eşbaşkanı Yüksel Koç’la konuştuk.
AKP hükümeti, topyekun savaş konseptini devreye koydu. Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne ve tüm demokrasi güçlerine yönelik saldırı dalgası devam ediyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP hükümeti ve özellikle Tayyip Erdoğan, topyekun savaşla, Kürdistan Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçlerinden seçimden aldığı hezimetin intikamını almak istiyor. Hem de Rojava ve Şengal’de DAİŞ ile girilen savaşta, DAİŞ’in gerilla karşısında aldığı yenilginin de intikamını almak istiyor. Bir tarafta kendisinin, diğer tarafta DAİŞ’in yenilgisi... Aynı zamanda DAİŞ’e de alan açmak istiyor.
Türkiye’de ilk defa sistem tarafından ötelenen halklar, 7 Haziran seçimlerinden önce bir araya gelmişti. Sistemin mağdurları HDP’de, demokratik kurtuluş paradigması çerçevesinde biraraya geldiler. AKP’nin en çok korktuğu olaylardan biri de budur.
Kürt sorununun çözümünün, barışın tesis edilmesinin, müzakerelerin yeniden başlamasının koşulu sizce nedir? Bu noktada size ve Avrupa’daki demokrasi güçlerine nasıl görevler düşüyor?
Bu konuda Kürt tarafının ortaya koyduğu şartlar belli. Dolmabahçe mutabakatıdır. Yine özellikle üçüncü gözün devreye girmesi gibi masaya dönmenin şartları çok net ortadadır.
Bu konuda Avrupa’daki demokrasi güçlerine düşen görevler var. AKP faşizminin savaş politikasını hem teşhir etmek hem de Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı geliştirilen saldırılara karşı da topyekun olarak irade ortaya koyabilmek... Bütün demokratik güçler, demokratik eylemlerle ortak bir irade ortaya koyabilmelidir. Biz pratik olarak da Kürtler, Türkler, Asuriler, Çerkesler, sistemin mağduru olan tüm halklar, inanç grupları, gençler ve kadınlarla ortaklaştığımız zaman sistem bundan çok korkuyor. Bu şekilde sistemi alt edebiliriz. Yapmamız gereken bu ortaklığı daha sıkı bir hale getirmektir. Sağlanan ortaklaşmayı daha da derinleştirir, bunu direniş ve eylemlerle bir konsepte dönüştürürsek, çözümü de sağlarız.
Sizin veya ortaklaştığınız kurumların somut eylem ve planlamalarınız var mı?
Avrupa’da tüm demokrasi güçleriyle birlikte ortak eylem planlamamız var. Özellikle devletler üzerinde baskı oluşturup Türk devletinin siyasetini hem teşhir etmeye hem de Batılı devletlerin desteğini halkarın direnişiyle minimize etmeye çalışıyoruz. Bu anlamda da 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle Almanya’nın birçok şehrinde yürüyüşler yapılacak. Hamburg’da ırkçıların düzenleyeceği yürüyüşe karşı devrimci demokratların yapacağı yürüyüş var. 12 Eylül’de Alman dostlarımızın Kobanê’ye saldırının yıldönümü nedeniyle düzenleyeceği etkinlik ve eylemler var.
Demokratik Kürt Toplum Merkezlerimizin olduğu tüm şehir ve alanlarda, oradaki demokratik, muhalif kesimler ve yerel basınla birlikte kamuoyunu bilgilendirmek için etkinliklerimiz devam ediyor. Başta da Kürt halkının örgütlenmesi ve örgütsüz Kürt’ün kalmaması gerekiyor. Sisteme en büyük cevap, aslında örgütlülüktür. Toplum merkezlerimize bu konuda büyük görev ve sorumluluklar düşüyor.
7 Haziran’da nasıl birleştiysek...
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Başkanı Hüseyin Mat, AKP’nin topyekun savaş konseptine karşı ve Kürt sorununun çözümü için bütün demokrasi güçlerinin harekete geçmesi gerektiğini söyledi ve ekledi: “Alevilere, Kürtlere ve tüm demokrasi güçlerine de büyük görevler düşüyor. Mevcut durumda sorun, sadece devlet ve hükümete havale edilecek bir sorun değildir. Bu süreçte herkes üzerine düşeni yapmalıdır.”
AKP Hükümeti ve Türk devleti’nin başlattığı topyekun savaş konseptini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biliyorsunuz, 7 Haziran seçimleri öncesi Erdoğan ve AKP hükümetinin kendine göre bir hedefi, amacı söz konusuydu. Sistem değişikliği yapıp başkanlığı getirerek Türkiye’deki tüm güçlere hakim olmak ve istediği gibi zoraki yönetim getirmek istiyordu. İstediği sonuçları alamayan Erdoğan ve AKP hükümeti, bunu tekrar gündeme getirebilmek ve istediği sonuçları alabilmek adına şansı yüzde bir bile olsa savaş başlatarak kaos ortamı yaratma çabası içindedir.
Tabii böyle bir diktatör kişiliğin karşısında, yıllardır o topraklarda mücadele eden Kürt’üyle, Alevi’siyle demokrat ve devrimci dinamikler, duruş ortaya konuldu. Erdoğan, kendisine biat etmeyeni, dediğini yapmayanı, karşısında duranı, hep düşman olarak gördü. Bütün demokrasi güçlerine karşı topyekun savaş başlatarak korku, sindirme ve imha politikası başlattı.
Peki sizce barışa nasıl ulaşabiliriz? Bu noktada size, demokrasi güçlerine Avrupa’da nasıl görevler düşüyor?
Kırk yıla yakındır devam eden savaş var. Öldürmekle, yakıp yıkmakla, köyleri boşaltmakla, çoluk çocuk demeden vahşice katliam uygulamakla çözülemez Kürt sorunu. Artık devlet ve hükümetlerin de savaşla çözülemeyeceğini görmesi gerekiyor. Kürt sorunununda çözümün yolu, Kürt halkının nasıl yaşayacağına, kendini nasıl ifade edeceğine kendisinin karar vermesindedir.
Seçim öncesi barış için bir masanın kurulduğunu ama bunun etrafındaki AKP ve devlet tarafının samimi olmadığını biliyorduk. Kurulan masa etrafında müzakerelerin yürütülmesi gerektiğini hep söylüyorduk. Kürtler ve demokrasi güçlerinin orada olmasını hep istedik. Bu masayı devirenler, yine Erdoğan ve AKP hükümeti oldu. Katledilen gencecik insanların artık ölümlerinin durdurulması gerekiyor. Devleti yöneten hükümetin ve bürokratların, artık Kürt halkının önderini de kabul ederek tecrit politikasına son vermesi, olması gereken koşulları oluşturup evensel kriterler düzeyinde barış sürecini müzakere etmek için tekrar masaya oturması gerekir.
Alevilere, Kürtlere ve tüm demokrasi güçlerine de büyük görevler düşüyor. Mevcut durumda sorun, sadece devlet ve hükümete havale edilecek bir sorun değildir. Bu süreçte herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Avrupa’da da başta Avrupa Demokratik Güç Birliği Platformu ve Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDEM) olmak üzere bütün demokrasi güçleri bir araya gelip ortak sorunların çözümü için sorumluluk üstlenmeli.
Peki bu sorumluluğa dair somut planlarınız var mı?
Kendi ülkesinde yaşayan farklı inançlara, etnik kimliklere karşı düşmanca politika yürüten, onları inkar eden, asimile etmek için her türlü barbarlığı ortaya koyan ve katliamlar yapan bu sisteme karşı çıkmakta önem vardır. Bu sistemin şimdiki yürütücüsü Erdoğan ve hükümetine karşı şimdiye kadar nasıl ittifak kurulmuş ve etkinlikler düzenlenmişse bundan sonra da kararlıkla devam ettirilmeli. 7 Haziran seçimlerinde bu zulümlere ‘dur’ demek için nasıl demokrasi güçleri tarafından ittifak kurulduysa, o ittifak devam ettirilmelidir. Bu ittifakın arkasında durmak gerekiyor. Hatta yelpazeyi daha da genişletmek gerekiyor.
RAMAZAN MARANKOZ/REHA SARI/HABER MERKEZİ
AGİF: Almanya’yı da teşhir etmeliyiz
Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu Eşbaşkanları Zeynep Diren ve Mesut Duman, federasyonlarının Eylül ayında Almanya’nın antidemokratik tutumunu teşhir eden bir kampanyaya start vereceğini belirterek, bütün demokratik güçleri Alman-Türk ortaklığına, antiterör yasalarına ve PKK yasağına karşı mücadeleye çağırdı.
Almanya’da faaliyet yürüten Türkiyeli göçmen örgütlerinden biri de Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF). AGİF de AKP’nin topyekun savaş konseptine karşı direnişte ve olası erken seçimde gündeme gelecek HDP çalışmalarında önemli bir aktör olarak yer alacağını belirtiyor; bütün demokrasi güçlerini göreve çağırıyor.
Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi’nin (ABDEM) de bileşenlerinden biri olan Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu’nun (AvEG-Kon) üyesi olan AGİF’in Eşbaşkanları Zeynep Diren ve Mesut Duman, federasyonun yeni sürece dair görüşlerini, planlarını ve çağrılarını gazetemize anlattı.
HDP kazandığı için savaşıyor
HDP’li seçmenlerin Erdoğan’ın başkanlık sistemi dayatmasına seçimde güçlü bir yanıt verdiğine dikkat çeken Zeynep Diren, şunları söyledi: “HDP, barıştan yanaydı ve başkanlık sistemine karşıydı. Kazandı. AKP, bundan dolayı savaş konseptini devreye koydu. Bunu, Sayın Öcalan’a tecrit uygulayarak, askeri ve siyasi operasyonlar yaparak, köyleri yakarak, karakollar inşa ederek ve çok sayıda infaza, katliama başvurarak gerçekleştiriyor. Daha da geliştireceğini düşünüyorum.”
ABD ve AB samimi değil
AKP’nin bu saldırılarıyla ateşkesi de bitirdiğini belirten Diren, bu noktada ABD ve Avrupa Birliği’nin de samimi olmadığını düşünüyor: “‘PKK bir terör örgütüdür ama keşke onlara saldırmasaydınız’ diye yaptıkları uyarıları samimi bulmuyoruz. Onlarınki de kirli bir politikadır.”
Suruç’ta Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) basın açıklaması sırasında gerçekleştirilen katliamın hedefinde tüm demokrasi güçlerinin olduğuna vurgu yapan Diren, “Tüm bu saldırılar, AKP’nin 90’lı yılları yeniden getirmek istediğinin kanıtıdır. Özellikle Suruç Katliamı, barış çabalarına karşı mesajdı” dedi.
DAİŞ’le mücadele için önce PKK yasağını kaldır
Topyekun savaş konseptine karşı harekete geçilmesi gerektiğini vurgulayan Eşbaşkan Mesut Duman ise, federasyonlarının Eylül ayında başlatacağı kampanyayla Alman devletinin iki yüzlü politik hattını da teşhir etmeye çalışacaklarını aktardı. Duman, şunları söyledi: “DAİŞ’e karşı mücadele ettiğini söyleyen Alman devleti, DAİŞ‘i destekleyen ülkelere, bu kapsamda da Türk devletine milyarlarca Euro değerinde silah yardımı yapıyor. Sloganımız şudur: DAİŞ’e karşı mücadele edilmek isteniyorsa, önce PKK yasağı kaldırılmalıdır. Çünkü DAİŞ’e karşı savaşan, PKK’dir.”
Almanya’nın cenazelere yaklaşımı
Almanya’nın Rojava’da yaşamını yitiren YPG’lilerin cenazeleriyle ilgili de olumsuz bir tavrı olduğunu belirten Duman, “Şehit Ivana Hoffman’ın cenazesi ardından bize, Alman devleti tarafından, Türkiye’yle aynı anda soruşturma açıldı. Soruşturmanın Türkiye’yle eş zamanlı başlatılması tesadüfi değil” dedi.
Eylül ayında başlatacakları kampanyayla Alman devletinin bu politikalarını çok yönlü olarak teşhir edeceklerini kaydeden Duman, özellikle de 129 a/b ‘antiterör’ yasalarının kaldırılması için mücadelenin, topyekun savaş konseptine karşı mücadeleyle birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Duman, “Alanlarda yerel inisiyatifler kurulması için çağrılar yapıyoruz. Kampanyamız, göçmenlerin kriminalize edilmesine, antiterör yasalarına ve aynı zamanda PKK yasağına karşıdır. Herkes bu konuda sorumluluk almalı” diye konuştu.
Yüksekdağ’la seçim toplantısı
Eşbaşkan Zeynep Diren ise Almanya’nın Köln kentinde 8 Ağustos günü yapılan “Savaşa Hayır” yürüyüşünden sonra HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ’ın da katılımıyla bir toplantı gerçekleştirildiğini aktardı. Toplantıda seçim hazırlıklarına dair ilk değerlendirmelerin yapıldığını belirten Diren, şöyle devam etti: “Daha önceki seçimler, bizler açısından yeniydi. Fakat her şeye rağmen büyük bir emek verildi. Annelerimiz dahi seçim çalışmalarına görev aldı. Fakat daha iyisini yapabiliriz. Eksiklerimizi giderebiliriz. Önümüzdeki seçim sürecinde daha profesyonel çalışmalıyız. Bu süreci özellikle çok önemsemeliyiz.”
Birleşirsek hepimiz büyürüz
Tüm demokratik kurumların ve farklı kesimlerin birleşmesi gerektiğinin altını çizen Diren, “Birleşirsek, her birimizin mücadelesi büyür” diye belirtti.
Eşbaşkan Mesut Duman ise, aynı konuya ilişkin, “Daha önceki seçim çalışmalarımız yetersiz kaldı. Bu yüzden erken seçim durumunda çalışmalarımızı katbekat artırmak zorunda olduğumuzu düşünüyoruz. Bir tercih yapılması gerek: Ya böyle devam edeceğiz, bu sonuca razı olacağız ya da kendimizi yenileyeceğiz ve on kat daha fazla çalışacağız” dedi.
DÎLAN BİÇER/HABER MERKEZİ