Her şeyin bir dönümü var. Gerçekleşme zamanını bizlere hatırlatan ve o zamanı sonraki zamanlarda benzer oranlarda yaşatan dönümleri var hayat parçalarının. Kürdistan ülkesinden olmak, bu dönümlerin en acısını yaşamakla karşı karşıya olmak demektir. Kürdistan’da yıl dönümleri bu acılarla örülmüştür. Bir yandan acı olmayan hayat parçalarının tarihleri keskin bilinen ve o tarihler vesilesiyle de hatırlanan gerçeği karşımızdadır. Diğer yandan acının hala her şeye üstün gelen gücü… Aslında bir acı bilançosu vardır Kürdistanî hafızada ve bu bilanço tüm Kürdistan toplumunun hafızasının derinliklerinde yer almaktadır. Köklüdür. Binlerce yıllık kökleri vardır bu acı envanterinin. Kürdistan Özgürlük mücadelesi yılları içinde de bu acı hafızası yenilendi.

Toplum olarak bin yılların acılarını unutacak kadar kendimiz olmaktan çıktığımız bir zamanda başlayan mücadele, acıları soyut ya da ad konulamayan konumdan çıkararak güncele taşıdı. Her evde sahiplenilen direniş kültürüyle birlikte bir acı payı oluştu. Binyılların acılarını gidermek için direnişi seçen her Kürdistan bireyi bu acıyı onu sevenlere yaşatacağını bile bile mücadelesinde ısrar etti, direndi. Zaten negatifliklerin pozitifliklerden daha fazla hatırlaması da bu acı defterinin fazlasıyla dolu olduğunu gösteriyor.
Yıldönümüne yaklaştığımız Paris Katliamı acıdan, öfkeden oluşan koca bir dağ olup durmaktadır karşımızda. Sara yoldaşın anlamının büyüklüğü kadar büyüktür bu acı. Tarifi zor ya da imkansız değildir. Yetersizdir ve hep yetersiz olacaktır. Maraş, Roboskî, Paris Katliamları derken bir katliam daha gerçekleşti Kürdistan’da. Gever Katliamı, Türk devletinin ve AKP Hükümetinin Kürt algısını bir kez daha ortaya koydu. Ölü kürdün iyi Kürt olduğu inancı hala devlette ve devletin tüm kurumlaşmalarında hala hakimdir. Katliam konusuna ilişkin önemli bazı noktalar vardır.
Paris Katliamı gerçekleşirken BDP heyeti İmralı adasında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşme yapmaktaydılar. Gever Katliamı gerçekleşirken de BDP heyeti İmralı’da, görüşmededir. Türkiye tarihi açısından tarihsel adımlara zemin olabilecek çözüm girişimleri olurken karşıt güçlerin harekete geçeceği ve tavırsız, tutumsuz kalmayacakları bilinmektedir. Buna rağmen bu adımların bunca hesaplı, şiddet içerikli ve sindirme amaçlı olması değerlendirmeyi şart kılmaktadır.
Bu durum birkaç yönden yorumlanabilir.
1- Türkiye ile geliştirilecek bir Kürt çözümünü, Türkiye’nin de içinde bulunduğu merkezi hegemonya güçleri istememektedir.
2- Türkiye’de (yetersiz de olsa gelişen) çözüm girişimlerini istemeyen güçler azımsanacak düzeyde değildir, her girişimi bir karşı girişimle nötrleştirmeye çalışmaktadırlar.
3- Çözüm girişimlerinde devlet geleneğinin etkisiyle çözümün diğer tarafını bu yolla etkisizleştirmek ya da taviz verecek konuma getirmek için inkar-imha politikası gündemde bir tehdit olarak tutulmaktadır.
Buna benzer birçok yorum yapılabilir. Çünkü kırk yıllık bir mücadele vardır. Bu kırk yıllık mücadele sonunda, tüm egemen ulus, hakim bölge ve merkezi hegemonya güçleri tarafından saldırılara maruz kalan, her türlü gelişmiş tekniğin kullanılarak yok edilmeye çalışıldığı ve buna rağmen yok edilememiş bir özgürlük mücadelesi gerçeği vardır. PKK’nin, bugünkü siyasal durumdan da öte, en büyük başarısının kırk yıllık kesintisiz bir mücadele yürütmesinde görmek gerekir. 12 Eylül darbesi gibi tüm değerleri, insana ait her şeyi yıkan bir yok etme sistemi ve zihniyeti karşısında varolmak, direnmek ve mücadelesini kırk yıl gibi bir sürece yaymak PKK’nin başarısıdır. Gelinen aşamada Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan İmralı’dan çözüm girişimlerini büyük bir metanet ve dirayetle sürdürmektedir.
Çözüm girişimlerine karşı katliamların yapılması bir devlet geleneğidir. Elçiye zeval olmaz sözü çok bilinse de çok sayıda elçinin kellesini kurtaramadığını bilmekteyiz. Devlet kapısına gelen elçinin ilettiklerini kabullenmeme ve elçiye gösterilecek tavrın elçinin ilettiği görüşlerin sahibi kurum ya da kişiye yönelik tavır olduğu bilinir. Elçinin kellesinin koparılması elçiye zeval olduğunu göstermektedir. Bugün hakim sistem kendini sinsileştirerek sürdürmektedir. Elçinin başı değil zihniyeti koparılmaya çalışılmaktadır. Aslında eski devlet geleneğinin form değiştirerek sürmesi diyebiliriz buna. Çözümün gerçekleşebilmesi, en başta bu geri, egemenlikli geleneklerin inceltilmiş biçimlerinin de aşılmasıyla mümkündür.