Geçmişte tanık olduğumuz şiddetli savaşı devlet ile PKK arasında bir düello gibi görenler ağırlıktaydı. Sorunun kapsamını ve taşıdığı önemi görmeyenler ya da görmezden gelenler savaştan rant devşirmeye öncelik verdiler. “PKK’nin kökünü kazıyacağız” yalanlarıyla halka zulmettiler. On binlerce can kaybına, büyük toplumsal tahribatlara yol açtılar.
Bugün de “Çözüm süreci” tartışılırken benzeri basit yaklaşımları görüyoruz. AKP ve hükümet çevreleri bu süreci de PKK’nin tasfiyesi amacıyla kullanmaya çalışıyor. Bu amaçla her türlü özel savaş yöntemini kullanıyor. Geçmişteki savaş rantçılarına benzer biçimde hatta onlarla işbirliği yaparak barış rantçılığına yelteniyorlar. Bazıları da süreci AKP ile PKK arasında bir pazarlık ve oyalama-kandırma yöntemi gibi görüp işin ciddiyetini anlamıyor. Sürecin başarısız olacağı konusunda sevinçle kehanetler yapıyor. Süreç başarısız olursa nelerin olacağını hiç düşünmüyor.
Öcalan tarafından 2013 Newroz’unda yapılan çağrıyla başlayan “Demokratik Çözüm” süreci toplumun tüm kesimlerinde tartışılıyor. Akil İnsanlar’ın yaptığı toplantılar, yapılan anketler gösteriyor ki halkın ezici çoğunluğu barışçı-demokratik çözümden yanadır. Ama hala çözüm doğrultusunda hızlı ve kalıcı adımlar atılmamaktadır. Çünkü savaşa dayalı iç-dış tüm statükocular direnmektedir. AKP statükocularla işbirliği içindedir. Süreci uzatma, oyalama ve çürütme çabası içindedir. CHP ise çözüm konusunda takoz olmakta ya da sadece laf üretmektedir.
Öcalan, ateşkes ve çözüm sürecini başlatırken “Bu mücadelenin bitmesi değil, yeni bir mücadele sürecinin başlamasıdır” demişti. O günden beri sokaklara, meydanlara dökülen, hatta dağlara çıkan Kürt halkı sürecin başarısı için mücadeleyi yükseltiyor. Lice, Karlıova, Dersim, Meskan dağları bu mücadelenin örnekleridir. “Çözüm süreci” basit bir “Bekle-gör bakalım ne olacak?” dönemi değildir. Sistemin birikmiş bütün pislikleriyle, gerici kurumlarıyla, kangrenleşmiş yaralarıyla bir yüzleşme ve hesaplaşma sürecidir. Kürdistan halkı yeni süreçte, yeni bir mücadeleyi yükseltiyor. Ama bu tek taraflı olarak kalmamalıdır.
Demokratik çözüm ve barış sadece Kürtlerin sorunu mudur?
Kürtler barış istiyor da, Türkler ve diğer ezilenler istemiyor mu?
Türkiye’nin bütün ezilenleri, hatta her birey bu sürecin muhatabı ve sorumlusu değil midir?
Yeniden savaş öne çıkarsa, bunun her türlü bedelini gene en başta bütün ezilenler ödeyecektir. Barışçı çözüm başarıya ulaştığında bütün ezilenler özgürlüğe ve huzura kavuşacaktır.
Türkiye’de geçmişten beri kanayan ağır yaralara rağmen, halklar arasında bir kardeşlik ve ortak yaşama geleneği de vardır. Gezi Direnişi ve sonrasındaki direnişlerle, halklar arasında yeni bir eşitlik-demokrasi-kardeşlik köprüsü için önemli bir başlangıç yapılmıştır. “Bu daha başlangıç” ise devamı da yükselerek gelecektir, gelmelidir. Çözüm AKP Hükümetinin bazı tavizleriyle değil, ezilenlerin mücadelesiyle olacaktır. Çözüm statükoya makyaj yapmak değil, statükoya son vermektir. Son sözü ezilen halkların milyonlarca çocuğu söyleyecektir.
Çözüm için
Türkiye’de siyasi mücadele “Çözüm süreci” üzerine odaklanmış bulunuyor. Basına yansıyan ya da yansımayan tüm gelişmeler “Çözüm süreci” ile bağlantılıdır. Sürece, basit günlük polemiklerin ötesinde ciddi ve sistemli olarak yaklaşılmalıdır.