Çatışma sürecinin sonlandırılıp kalıcı ve kabul edilebilir barış ortamının sağlanmasında çok yol olduğunu kabul etmek durumundayız. Ama önce hedefi doğru tarif etmemiz gerekiyor.
Türkiye açılım diye tarif edilen girişimin başından beri İrlanda sürecini öğrenme çabası sarf ediyor. Deneyimlerden yararlanırken hangi niyetle yola çıktığınız son derece önemlidir.  Zaman zaman bu süreçte önemli roller üstlenen isimler Türkiye’ye davet edildi.
DPI tarafından organize edilen ziyaret de deneyimleri yerinde gözlemleme, muhataplarından dinleme açısından anlamlı bir girişimdir.
Yeniden niyet konusuna dönelim. Bütün bu çabalarda aslında adil bir barışa inanmıyor ve karşınızdakini tasfiye edebilmek için ayak oyunlarını öğrenmek niyeti ile hareket ediyorsanız, gücünüzü ve arayışınızı da buna odaklayarak hareket ediyorsunuz.
Türkiye silahsızlandırma konusuna aşırı odaklanarak adım atma eğilimini henüz aşabilmiş değildir. Elbette barış sürecinin sonunda silahsızlanma dahil birçok kaygı nedeni olan nokta aşılacaktır. Ama barıştan çok bunun bir parçası olan silahsızlanmaya kilitlendiğinizde görüşmeleri sağlıklı yürütmek de pek mümkün olmamaktadır.
‘Önce silah bırakın sonra görüşelim’ şartlı yaklaşımının bu güne kadar ne denli büyük kayıplar verilmesine ve zamanın kötü tüketilmesine sebep olduğunun görülmüyor, kabul edilmiyor olması üzücüdür.
Bunun zor da olsa farkına varılması bile sağlıklı bir görüşme trafiğini inşa etmeye yetmemektedir. Bütün görüşme kanallarının sadece silahsızlandırmaya ikna için kullanılmaya çalışılması işi bu günkü noktaya getirmiştir.
Legal siyasi aktörlere yüklenmek istenen rol, doğal liderlikle görüşmelerin üzerine odaklandığı beklenti, üçüncü taraf ya da arabulucu olabilecek aydınlarda istenen sadece silah bırakmaya ikna olunca mesafe alınması da imkansızlaşmaktadır.
Oysa silahların sustuğu dönemlerin neden bir sonraki aşama için iyi değerlendirilemediği sorusunu herkesin kendisine yeniden sorması gerekiyor. Ülke içindeki silahlı güçlerin sınır dışına çıkarılması şartı ve beklentisi de bir süre sonra yıpranacak ve anlamsızlaşacaktır. Silahların tek taraflı ve tümden bırakılmasını sağlayamıyorsak bari sınır dışına çıkmasını garanti altına alalım yaklaşımı iyi niyetli gözükmekle birlikte, güven verici bir söylem rolünü neden oynayamamaktadır?
Bu noktada son dönemde belki de görüşme trafiğinde devletin elini güçlendirecek kozlar gibi görülerek dört elle sarıldığımız uygulamalara yeniden göz atmamız gerekiyor. Tutuklamalar başta olmak üzere kimi girişimlerin, bırakın görüşmelerde kimi şeyleri kabul ettirmeye mecbur bırakacak bir araç işlevi görmesini, tam tersine güvensizliği derinleştiren bir rol oynadığını acilen görmek gerekiyor.
Seçilmiş vekillerin anayasa hazırlık sürecine dahil edilmesi yönündeki kimi hamlelerin bile silahların sınır dışına çıkarılmasına ikna için kullanılacak olduğunu düşünmek,  önümüzdeki günleri de boşa harcama potansiyelini hissettirmektedir. Oysa anayasa hazırlık sürecinin sağlıklı işletilmesi, barış için oldukça olumlu katkı sunacak  biçimde planlanabilir ve netice de silahsızlanma-siyasete katılım denkleminin önünü açabilir.
Silahsızlanma ya da silahların sınır dışına çıkmasına fayda sağlamıyorsa bu güne kadar sürdürülen ve bundan sonra başlatılacak olan adımların anlamsızlığını düşünmek önümüzdeki en büyük handikaptır. İmralı adasında ya da parlamentoda atılacak adımları bu beklentiler üzerine kodlamakta ısrar etmek daha çok kanın akmasına neden olacaktır.
Ne yazık ki bütün bu beklentilerin anlamsız ve imkansızlığı konusunda ikna olunmadan sağlıklı bir çözüm süreci başlamayacaktır. Sorunun çözümünde sorumluluk üstlenmek isteyen herkes bunu bilerek hareket etmelidir.