30 yıl süren bir savaşı bitirmek ve 90 yıllık bir sorunu çözmek çok kolay değildir. Hele bugünkü dünya ve bölge şartlarının kıskacında çözümün zorluğu açıktır. Ama aynı zamanda bu şartlar çözümü de dayatmaktadır. PKK ve Kürtler açısından bakarsak, temel ulusal-demokratik hakların kabulüne dayalı onurlu bir barış 1993’ten beri açıkça savunulmaktadır. Ne var ki TC devleti adına konuşanlar değişse de konuştuklarının özü değişmemiştir. Hepsi de değişik biçimlerde tasfiyeyi ve teslimiyeti dayatmışlardır. Bu nedenledir ki başlayan diyaloglar hep yarıda kalmış ve her seferinde savaş şiddetlenerek sürmüştür.
Son döneme bakalım: AKP ve sözcüleri bir yandan umut dağıtırken bir yandan da çözümü engellemek için her şeyi yapmaktadır. Daha dilleri Sayın Öcalan demeye varmıyor. “İmralı-ada vb.” şifrelerle konuşuyorlar. Hadi bunu hoş görelim. Dilleri nasıl olsa alışır. Ama bundan daha vahimi şudur: AKP düne kadar BDP’lileri Öcalan’la ilişkisini kesmemekle suçluyor ve bu nedenle muhatap olamazlar diyordu. Şimdi ise kendileri Öcalan ile görüşüyor ama başkasının Öcalan ile görüşmesini engelliyor. Öcalan’ın kimlerle görüşeceğini bile Erdoğan belirlemek istiyor. Yani tecridi bir başka boyutta sürdürüyor. Bir kere verimli bir diyalog olacaksa öncelikle Sayın Öcalan üzerindeki her türlü tecrit kaldırılmalıdır. Öcalan bütün haber-bilgi kaynaklarına sahip olmalıdır. Partisi, yoldaşları başta olmak üzere istediği herkesle, istediği kadar temasta bulunabilmelidir. Daha açıkçası muhataplarıyla eşit şartlarda olmalıdır ki ciddi bir diyalog ve müzakere mümkün olsun. Bu konu bir TV ile hallolmaz.
Bu süreçte AKP ve medyası sistemli olarak, her yöntemle Kürtleri bölme-birbirine kırdırma yoluna başvuruyor. Kürtlerin özgürlük mücadelesini destekleyenlere saldırıyor. Bir düşmanlık açısından normal olan bu yollar bir çözüm için de en büyük engeldir.
Bir yandan çözüm denirken bir yandan da Kürdistan’a füze kalkanları, patriot füzeleri yerleştiriliyor. Kısa adı TAKM olan “Avrasya Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri Teşkilatı” gibi yeni ordular kuruluyor ve yeni bir varlık vergisi gibi “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı” yasalaşıyor. Açıkça yapılan bu savaş hazırlıkları kime karşı yapılıyor? Bundan daha önemlisi Türkiye’nin Ortadoğu projesidir. Çünkü bugünkü şartlarda Kürdistan bir Ortadoğu ve dünya sorunu olmuştur. Kurulacak olan yeni Ortadoğu’da Kürtlerin ve Kürdistan’ın yeri nedir? Bu konuda uzlaşma olmadıkça Türkiye’de çözüm zordur. ROJAVA Kürtlerine yönelik olarak Serêkaniyê merkezli azgınca saldırılar sürerken kuzeyde çözümden ve barıştan söz edilebilir mi? Bir çözüm olacaksa bunu sadece mevcut devletlerin değil, ezilen halkların da kabul etmesi gerekir. Dörde bölünmüş Kürdistan halkının genelinin özgürlüğünü garanti altına almayan, genelinin desteğini almayan hiç bir anlaşma çözüm olmaz-olamaz.
Bu savaşı bitirmek için tarafların uygun gördükleri yer-zaman ve biçimde temaslar yapmaları normaldir. Atılan her adımda bilgi vermeleri de şart değildir. Bazı görüşmeler gizli olabilir. Ama sonuçta on milyonlarca insanı ilgilendiren bir sorun çözülecekse, belli aşamalarda görüşmelerin halka açılması ve halkın desteğinin alınması şarttır. Yoksa varılan anlaşmaların yaşama geçmesi zordur. 1993’ten beri barışçı-demokratik çözümden yana açık tavır alan Öcalan ve PKK’nin bu açıdan bir sıkıntısı olacağını sanmıyorum. Ama aynı süreçte kendi içinde diyalog-çözüm diyen herkesi Özal’dan başlayıp tasfiye eden bir devlet yapılanması var.
AKP Hükümeti gerçekten ne kadar ve nasıl barış-çözüm istiyor? Bu istediklerini devletin tümüne kabul ettirebilecek mi? Bu da bir pazarlık konusunya da statik bir durum değil halkların mücadelesine bağlı dinamik bir durumdur. Bu konuda başrol AKP’ye düşmekle birlikte tek başına istese de çözmesi zordur. Türkiye siyasetinde ve toplumda etkili olan tüm güçler, aynı zamanda etkileriyle orantılı olarak sorumludur. Halklarımızın barışçı-demokratik bir çözüme ulaşması mümkün olacaksa bu herkesin çabasıyla olacaktır. Yoksa tek yanlı çabalarla sorunların çözülmediği yıllardır görülüyor.
Çözüm mü tasfiye mi?
Son dönemde yapıldığı söylenen İmralı görüşmeleri gündemdeki yerini ve önemini koruyor. Henüz hiçbir resmi açıklama yapılmadığı için basına yansıyan ya da yansıtılan bilgilerden başka elimizde bir veri yok. Bir biriyle çelişik bin bir türlü asparagas haber ve yorumlar, senaryolar basında yer alıyor. Bu bilgilerin de ne kadar sağlıklı olduğu belli değil. Maşallah Türk medyasına yeni bir iş çıktı. Kimi Öcalan’a ev yaptırıyor, kimisi de eski eşinden boşandırıp yeni meçhul eşiyle evlendiriyor. KCK yönetimini her gün bir yere gönderiyorlar. Bu bilgi kirliliğine rağmen şunları söyleyebiliriz: