
Soma’daki Katliam sonrası Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere’de 1880’li yıllarda yaşanan bir kazayı örnek vererek, yüzlerce kişinin yaşamına mal olan felaketi ‘normalleştirdi.’ Erdoğan’ın tutumunu ve verdiği bu örneği İngiltere’de madencilerin zorlu mücadelesi ve kazanımlarına tanıklık eden gazeteci ve film yapımcısı Mike Simons’a sorduk.
Sosyalist İşçi Gazetesi’nde 1984-85 yıllarındaki grev zamanında gazetecilik yapan ve Britanya’nın en büyük grevini “(Still) the Enemy Within-Hala İçimizdeki Düşman” adlı bir belgeselle kalıcılaştıran Simons, Soma’daki işçi katliamına ilişkin üzüntüsünü “Hayatını kaybeden madencileri anıyor, Türkiyeli halklara İngiltere’den dayanışma mesajlarımızı iletiyoruz. İngiltere’nin en uzun süreli grevinde ön saflarda savaşan eski madenciler ve onların milyonlarca destekçileri, Soma’da topluca katledilen Türkiyeli yoldaşlarıyla birlikte yas tutuyor’’ sözleriyle dile getirdi.
Madencilerin cesur mücadelesi
İngiltere’de madencilerin mücadelelerine dikkat çeken Simons, 30 yıl önce İngiltereli madencilerin, Margaret Thatcher’ın Muhafazakar Partisi’ne karşı bir yıl süren cesur bir mücadele yürüttüğünü hatırlattı. Simons şu hususlara dikkat çekti: ‘’O mücadele, işlerini ve ona bağlı olarak yaşamlarını savunmak için yürütüldüğü kadar İngiltere’de süregelen acımasız özelleştirmeye karşı da verildi. Thatcher hükümeti, sol ve mücadeleci bir karaktere sahip olan Ulusal Madenci Sendikası’nı yok etmeye ve kokuşmuş bir serbest piyasa ekonomisinin yapıtaşlarını oluşturmaya kararlıydı. Hükümetin planları titizlikle hazırlanmıştı. Grevi, bir çeşit iç savaş şeklinde lanse ettiler ona göre hazırlandılar. Hatta bu yıl ortaya çıkan ‘gizli’ belgelere göre, Thatcher ordunun direk müdahale etmesi seçeneğini bile hazır tutuyordu.’’
Hükümet çaresiz kaldı
Simons, madencilerin tüm bu saldırılara rağmen bir yıl boyunca omuz omuza mücadele ettiğini ve tüm dünyaya örnek olarak bir direniş sergilediklerini ifade etti. ‘’Her ne kadar madenciler, 1985 gibi yenilgiye uğrasalar da, birkaç yıl içinde direniş yeniden büyüdü’’ diyen Simons, madencilerle baş edemeyen hükümetin çareyi tüm maden endüstrisini kapatmakta bulduğunu, 1992’de maden ocaklarını kapatarak, bu süreci tamamladığını söyledi. Simons, ‘’Bugünlerde İngiltere’deki hedefimiz, Muhafazakar hükümetin 30 yıl önce işlediği suçların sorumluluğunu mevcut koalisyon hükümetine hatırlatarak, bütçe kesintilerine karşı savaşan halkın mücadelesine destek olmaktır’’ dedi.
Sendikalaşma önemli
Simons’un Türkiyeli emekçilere de önerileri var. Simons, sendikalaşmayı da işçilerin elindeki en önemli araç olarak görüyor. Ancak Mike Simons’un sendika tanımı, Türkiye’deki “sarı sendikacılığı” oldukça aşan bir tanımlama ve şöyle ifade ediyor: “Türkiye’deki yoldaşlarımıza İngiliz madencilerin deneyimleri sonucu öğrendikleri şu gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyoruz; madenciliğin zorlu ve tehlikeli bir iş olması dolayısıyla maden işçileri sendikalaşmada her zaman öncü olmuşlardır. İngiltere’deki madenci sendikaları, kitlesel sosyalist partilerin kurulmasında öncülük etmişlerdir. On yıllardır madenci sendikalarında mücadele yürüten sosyalistler, sadece kendi maaş ve çalışma koşulları için mücadele vermiyorlar. Aynı zamanda da tüm ezilenlerin hakları, kadın hakları, ırkçılığa ve homofobiye karşı da mücadele ediyorlar.”
Mücadeleden gurur duyuyoruz
Madenlerin kamulaştırılmasının, çalışma güvenliği açısından özel şirketlerce işletilmesine göre çok daha güvenli olduğuna vurgu yapan Simons, sözlerini “Kamulaştırma bile tek başına yeterli değildir. Kapitalist global piyasa içerisinde hizmet veren kamulaştırılmış bir maden sektöründe bile işçilerin sömürülmesi devam edecektir. Madenciler, hem İngiltere hem de tüm dünyada, daha iyi bir dünya için verilen mücadelenin vücut bulmuş halidirler. Bu yüzden Thatcher onları yok etmeye çalıştı ve tam da bu yüzden biz halen onlarla gurur duyuyoruz” şeklinde sürdürdü.
Kazalar vahşi kapitalizmin ürünü
İngiltere Sosyalist İşçiler Partisi Temsilci Paul Burnham ise 1984-85’teki büyük grev esnasında yaşanan bir olaya dikkat çekerek, şöyle aktardı: “İngiltere’deki 1984 ve 1985 yıllarında 52 hafta süren maden işçileri grevi esnasında ‘Öncelikle Güvenlik’ yazan beyzbol şapkası giyen Britanya Madenciler Birliği lideri Arthur Scargill tutuklanmıştı. Hafızamdan gitmeyen bir sahneydi. Grevcilerin ve halkın ortasında apar topar tutuklanması İngiltere’de büyük yankı uyandırmıştı.’’
Burnham, maden felaketlerini ise ‘’vahşi kapitalizmin trajik sonuçlarından biri’’ olarak tanımladı. Bu tarz katliamlar yüzünden insanların ‘’Kömürün bedeli insan kanıdır’ şeklinde düşünmeye başladığını vurgulayan Burnham, şu hususlara işaret etti: ‘’İşyerinden güvenli iş koşullarını yaratmak sendikacılığın en temel sorunsallarından biridir. Özellikle Soma felaketinde gördüğümüz gibi özellikle maden sektöründe güvenli iş koşulları hayati öneme sahiptir.”
Soma için mesaj
Öte yandan Soma’da yüzlerce maden işçisinin ölümüne neden olan katliama İngiltere Ulusal Madenciler Birliği içerisinde de yansımasını buldu. Resmi internet sitesinde “Soma’daki maden felaketinde hayatını kaybeden madencileri ve ailelerine derin sempatilerimizi iletiyoruz” şeklinde bir duyuru yayınlandı.
ÖZLEM GALİP/LONDRA