Bürüksel'de Avrupa Parlamentosu'ndaki 11. Uluslararası Kürt Konfransı'na katılan bir gazetecinin "ofluya püflüye korkarak kenarda kıyıdan" derleyerek yazdığı "Kadınların Kürt sorunuyla ne ilgisi var" makalesini okuyunca, Osmanlı devrinde Ahmet Haşim'in zehmeride (kışın, Şubat ayında) "Bahar gelmeyecek mi" deyi yazdığı makale aklıma geldi...
Eğer AKP Hükümeti çözüm süreci, yani demokratikleşme konusunda samimi olsa veya dünyamızın geldiği evreyi özümlemek istese, medyayı tahakküm altına alamaz. Aydınların Kürt halkı ve diğer kesimlerin inançlarının tartışılıp devletin halklar üzerindeki inkar ve korku kabuslarını gidermelerine zemin sunar. Zaten halklar birbirlerinin inanç, kültür ve soylarına saygılılar, birlikten yanalar ve geçmişten bugüne birlikte yaşıyorlar.
Geçmişte ben Kürt olduğum için korkup utanırken, çevremdeki insanlar bana Kürt diyordu. Askerde de Kürt fıkrasını, Kürtlerin sırtına binip kulaklarını çekerek "Ço Kürt" diyerek Türkçe öğretiklerini anlatıp gülüşüyorduk!
Burada bu biçimiyle belirtmek belki uygun düşmeyebilir. Ama fıkradan ziyade, yeri gelmişken bizim köyde geçmişte yaşanan bir örneği okuyucularla paylaşmakta fayda görüyorum. Çünkü bu olay AKP Hükümeti'nin ''çözüm süreci''ne yönelik yaklaşımına tam da uyuyor.
Kış bastırmış, kar yolları ve her tarafı kapatmış. Kışın uzun sürmesi nedeniyle alafı (hayvanların yemi) biten ve hayvanları açlıktan ölen komşu köyler epey zorlanmış. Köylülerden biri, sabah kalktığında hayvanlarının açlıktan öldüğünü görmüş. Ölen hayvanları ağıldan çıkardıktan sonra, Allah'a yalvarıp dua etmiş. Duasının sonunda hırslanıp; "Qode du buqozi ve bârf'e dake qa, amma du noqzi'' demiş. (Allahım sen istesen bu karları saman yaparsın, ama sen istemezsin.)
Elbette AKP'ye Tanrısal rol biçtiğim anlaşılmamalı. Yalnız AKP, iktidardaki parti olarak, kendi çıkarına olan yasaları ivedilikle birkaç gün içinde çıkardığı gibi, çözüm için gerekli yasaları da çıkarabilir. AKP Hükümeti de eğer isterse çözümü sağlar. Haydi!
 Kürt sorunu biraz zor olabilir ama günümüzde kim kimin inancına mudahale etme lüksünü kendine reva görebilir ki! Yani Alevi (Kızılbaş) sorunu üzerinden tartışmaya bile gerek yok, istenirse bir genelge ile insanların inanç özgürlükleri resmiyet kazanır, akareten aklanırlar!
İnsanların harmanlandığı dünyamızda yeter ki insanlığın ve halkların zehmeride bahar gibi dört gözle beklediği demokrasi ve barışa, ortak yaşamlarına müdahale edilmesin. Yeter ki çıkarcı güçlerin, halk düşmanlarının eliyle IŞİD'ler yaratılmasın!