Kürt Halk Önderi Öcalan’ın Diyarbakır Newrozu’nda okunan mektubundan sonra PKK sürece ilişkin samimiyetini göstermek için ateşkes ilan etti ve elindeki esirleri serbest bıraktı. Diplomasi merkezi Cenevre’den yıllardır takip ettiğim dünya basını da ilk kez Öcalan ve PKK hakkında oldukça olumlu ve övücü haber ve yorumlara geniş yer verdi. Türk ve dünya kamuoyu ve özellikle Türkiye ile ilişkilerinden ötürü batılı devletler nezdinde Öcalan ve PKK’nin meşruluğu zemin kazandı. Kürtlerin ezici ağırlığı PKK’nin Kürt Ulusal Kurtuluş Hareketi olduğunu kabul eder ancak bu süreçle birlikte batılı devletler nezdinde de resmi olmasa da zimmi bir meşruluğa kavuşması önemliydi.

Süreç karşısında Türk tarafı ikiye ayrıldı. MHP sürece karşı gelirken, CHP’de kafalar karışık, karnından konuşanlar, karşı olanlar ve sessiz kalanlarla tam tutarsız bir parti ile karşı karşıya olunduğu çok açık. AKP kurmayları statükonun değişmesinin gerektiğini, Kürt sorununun bir güvenlik ya da ekonomik geri kalmışlıktan kaynaklanmadığını bilmelerine karşın, gerçeği kabul etmekte zorlandıkları yaptıkları açıklamalardan okunabilir. AKP son dönemde yaptığı açıklamaları puzzle’nin parçaları gibi bir araya getirildiğinde, çok net bir şekilde görülüyor ki tarihte Kürt halkına karşı oyunlarını sürdürme niyetindeler. Ancak bu süreci salt AKP tekbaşına yönlendirmediğine göre, onun istediği şekilde yürümeyeceği de açıktır. Zaten yılların deneyimli bir Ortadoğu hareketi olan PKK’nin bu basit Ortadoğu kurnazlığına papuç bırakmayacağı da bilinen bir gerçek.
 Bu süreci Türkler kadar Kürtlerde yoğun tartışmakta. PKK ve önderliğine güvenerek süreci destekleyen kitlelerin ezici ağırlığın yanı sıra ve herhalükarda bay muhaliflik yapıp PKK’yi gözden düşürme ve kırminalize etme çabası içinde olanlarla haklı olarak PKK’nin ulusal/stratejik anlamda “yanlışa düşme” tehlikesine karşı yorum yapanlar oluşturmaktadır. Kürtlerde diğer marjinal bir kesim var ki, akıldışı bir muhalif söylemle ezenin onayına ve takdirine ihtiyaç duyacak kadar paranoyakça bir saldırı içindeler. Herşeye rağmen Kürdistan’ın dört parçasında örgütlü dünyanın en güçlü ulusal kurtuluş hareketi olan PKK’nin demokratik bir devlet edasıyla, her görüşe açık olması ve her aykırı görüşe tahammül etmesi gerekmektedir ve son yıllarda bu olgunlaşmayı zaten görmekteyiz.
Sürece ilişkin çok şey söylendi, yazıldı ancak gerillanın geri çekilmesi dahil, henüz karara bağlanmış ciddi somut adımlar yok. Bu nedenle sürece aşırı iyimser ya da aşırı saldırgan yaklaşımların temelinde öngürüsüzlük ve ret ediş vardır.  Diğer bir husus, Newroz rüreciyle birlikte Türk medyasında yaygın olarak “terör” ve ondan türeyen sözcüklerin dışlayıcı ve karalayıcı dilinde kısmi bir yumuşama olsada MHP ve ona yakın çevrelerin şiddetin dilini artırarak terketmedikleri görülüyor. Kuşkusuz bu dili pir çırpıda terk etmelerini beklemek saflıktır.
Herşeye rağmen Kürt halkı özgürlüğe ve statüye çok daha yakın. Çözümün ve barışa giden yola girdiğimiz kanaati gerçekçi ve tarihsel bir anlam kazanıyor.
Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın Kanal D ve CNN-Türk ekranlarında ortak yayımlanan söyleşisiyle ‘Süreç’in en önemli adımı sayılan ‘geri çekilme’yi nasıl algıladığı netleşti.
“11.5 metrekarelik odası var. Kendilerine 12 kanallı televizyon verdik. Kendisini hayata dahil ettik. Orada kendi takımını da Türkiye’yi de izliyor. Jimnastik noktasında haftada 3 gün dediler, her gün yapsın dedim. Benim verdiğim vereceğim budur… Silahlarını bırakıp ta gitsinler...” Erdoğan’ın bu denli samimiyetsiz ve özünde kendine olan güven eksikliğini güçlü rakibine karşı alaysı bir dil kullanarak tatmin olmaya çalışması onu gülünç duruma düşürmekten öteye gitmedi.
Bu nedenle Türk Başbakanının kullandığı dil çözüm sürecine uygun, samimi bir yaklaşım değil. Kürt Halk Önderi’yle yapılan görüşme ve müzakereler sonucunda karşılıklı adımların atılmasıyla gelişebilir. Ancak Öcalan’ın Kürt hareketiyle rahat ilişki kurabileceği koşulların yaratılması bir aciliyettir. Sürece ilişkin tüm bu karşılıklı açıklamalar çözüm yolunun tartışma, çatışma ve engellerle dolu olduğuna işaret ediyor. Diğer yandan çözümün Ortadoğu’yu yeniden şekillendirirken, emperyal güçlerin politik çıkarlarına nasıl cevap verip vermeyeceğin deklemi kurulsa da bu denklemin çözümü oldukça karmaşıktır. Fakat Türk devleti ve bölgeye egemen güçler bundan böyle Kürt halkının politik potansiyelini görmezden gelemez 1923’te cetvellerle çizilen suni haritalar ve PKK’siz değişemez.

dere@bluewin