Başbakan ve etrafındaki “derin AKP”, aklını başına almalı. Çünkü bu gidişin sonu “sürünen çözüm sürecinin” yıkılması ve Türkiye’nin yeniden savaşa sürüklenmesidir. CHP’ye, Cemaat’e ve Ergenekon’a karşı “demokrasi demek sandık demektir” diyen AKP ve onun başındaki kişi, Kürdistan’da “halkın sandığa yansıyan iradesi bir şey değildir, seçim kurulundaki AKP, MHP, CHP, Cemaat ve Ergenekon ittifakının ortak iradesi her şeydir” demiş bulunuyor. Seçim kurullarını elinde bulunduran bu “devlet koalisyonu”, Ceylanpınar’da ve AKP’nin “itiraz” ettiği her yerde Kürdistan halklarının iradesine karşı savaş açmıştır.
İyi de burası Kürdistan... Burada “sandıkla” oynamak, Öcalan’ın büyük gayretleriyle yaratılan “silahsız yola” duyulan umudu anında yıkar. Halk “sömürgecinin sandığını” başına geçirir. Hiç kimse unutmasın. Kürdistan’da 1979 yılında Batman’da kazanılan ilk Belediye Başkanlığı 28 gün sürdü. Halk iradesi kanlı bir saldırıyla çiğnendi. Sonra ne oldu? Sonra otuz yıllık bir savaş yaşandı. Halk iradesiyle oyun oynamanın, onu çiğnemenin, kanla bastırmanın sonucu “dağ” oldu.
O halde AKP Hükümeti, seçimlerden sonra ortaya çıkan olumlu koşulları Ceylanpınar’da, BDP’nin kazanmış olduğu diğer il ve ilçelerde “sandık yolsuzluğu” ile havaya uçurmamalı. Halkın barışçı yoldan umudunu bir kere daha kesmesine neden olmamalı. Bunun bedeli, herkes için çok ağır olur. Hele bunu, yalnız Ceylanpınar halkının iradesine karşı bir saldırı olarak değil de, Serêkaniyê’ye, Ceylanpınar’da elde silah sokaklarda dolanan IŞİD çetelerinin kuşattığı Kobane’ye, tüm Rojava’ya karşı bir istila olarak yapmaya kalkıştığı zaman, Türkiye yanar. Ortadoğu karışır. İşte o anda, Ankara’da “darbe” koşulları anında olgunlaşır ve bu seçimlerde “umudunu” yitiren “cephe” harekete geçer...
Ceylanpınar saldırganlığı şu gerçeği ortaya koydu: Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimine, Kürt halkının desteğini alarak değil, tam tersine Kürt halkına, Ceylanpınar’a, Serêkaniyê’ye, Kobanê’ye ve tüm Rojava’ya karşı savaş açarak hazırlanacağını ilan etti. AKP Hükümeti ve “ses kayıtları” “küresel güçler” tarafından açığa vurulan devlet zirvesi, Suriye’ye ve Esad rejimine karşı harekete geçemeyeceğini biliyor. ABD ile karşı karşıya gelen Erdoğan Esad’a saldırarak Rusya’yı da karşısına alamaz. O nedenle şimdi Erdoğan ve kumpanyası, Süleyman Şah Türbesi bahanesiyle, Kürtlere karşı bir “kahramanlık” yaparak, MHP’ye kaptırdığı 2 milyon oyu yeniden almak ve böylece Cumhurbaşkanlığını bu “milli savaş histerisi” rüzgarıyla garanti etmek istiyor.
Bu pis, kirli, rezil iktidar oyunu tehlikelidir.
Erdoğan dört ay sonra bu yöntemle Cumhurbaşkanığını kazansa bile, onun iktidarı bir yıl ayakta kalamaz.
Ceylanpınar’da Ankara’dan “tayin edilmiş” bir “kaymakam”ın iki dudağının arasından çıkan bir keyfi emirle ilan edilen “sıkıyönetim” Erdoğan’ın “balkon konuşmasında” hedef şaşırtmak amacıyla konuştuğunu kanıtladı. Onun hedefi Cemaat, CHP, MHP, Ergenekon değil: Kürdistan... Tüm seçim kampanyasını Kürdistan’da gözü kararmış bir şekilde yürüttü ve şimdi uğradığı yenilgiyi “sıkıyönetim”le ve savaş hazırlığı ile kanlı bir zafere dönüştürmek için körlemesine saldırıya geçiyor....
Ceylanpınar’da halk iradesi çiğnenmiştir; o nedenle Serêkaniyê tehdit altındadır, Kobane tehdit altındadır, Rojava tehdit altındadır. Ceylanpınar’da “sıkıyönetim” hali, gerçekte “savaş hali” demektir. Ceylanpınar’da ya halk iradesi egemen olacak ya da Belediye’yi işgal edenlerin “iradesini” halk tanımayacaktır.
Çözüm sürecinin kaderi Ceylanpınar’da çiziliyor
Ceylanpınar’da “sıkıyönetim” ilan edildi. Bu şimdiye kadar duyduğumuz en büyük tehlike sinyalidir. AKP Hükümeti Serêkaniyê’yi ve giderek Rojava’yı “düşürmek” için, Ceylanpınar’ı zorla işgal ediyor. Nasıl Serêkaniyê’ye El Kaide çetelerini sınırdan kitleler halinde geçiriyorsa, aynı çeteleri Ceylanpınar’da halka karşı sokağa salıyor.