- DEM Parti Eşbaşkan Yardımcısı Rüştü Tiryaki, yeni iller ve ilçeler oluşturmanın sorunları çözmeyeceğini, merkezi vesayete son verilmesi ve yerel yönetimlerin özerkliğinin sağlanması gerektiğini vurguladı.
- Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'ndaki çekincelerin kaldırılmasının yetmeyeceğini belirten Tiryaki, yerelin kendi bütçesini ve yönetim mekanizmasını belirlemesini istediklerini kaydetti.
MAHİR AYDIN/ANKARA
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kamuoyuna duyurduğu “100 İl, 1000 İlçe” projesini değerlendiren DEM Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki, yeni iller ve ilçeler oluşturmanın yerel yönetim sorunlarına çözüm getirmeyeceğini söyledi. Tiryaki, asıl ihtiyacın yerel yönetimleri merkezi yönetimin vesayetinden kurtarmak, idari ve mali özerkliklerini güçlendirmek olduğunu kaydetti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kamuoyuna duyurduğu “100 İl, 1000 İlçe” projesini ve Kent Uzlaşısı listelerinden seçilen meclis üyelerinin partiye dönüş kararını konuştuk. Bir ülkede il sayısının artırılmasının temel hiçbir sorununa çözüm getirmeyeceğine dikkat çeken Tiryaki, bununla sadece idari teşkilatların değişeceğini ifade etti. Tiryaki, şunları belirtti: “İller, valilikler ve il müdürlükleri aracılığıyla yönetilir. İl Tarım, İl Emniyet veya İl Sağlık Müdürlüğü gibi yapılarla idari işleyiş düzenlenir. İlçede de mülki amir olarak kaymakam bulunur ve sözünü ettiğimiz kamu kurumlarının büyük bir kısmının ilçe teşkilatı zaten mevcuttur. Dolayısıyla bir yerleşim yerinin ilçe veya il olması, tek başına oranın sorunlarını çözmez.”
Olanların bile vasfı yetmiyor
Uzun yıllardır bazı ilçelerin il yapılması konusunun seçim vaadi olarak tartışıldığını hatırlatan Tiryaki, “Mevcut 81 ilin önemli bir bölümü ne nüfus oranıyla ne de merkez olma niteliğiyle il vasfını tam anlamıyla taşıyor. Diğer yandan illerden çok daha büyük nüfusa sahip ilçelerimiz var fakat yakınlarında başka bir merkez bulunduğu için il yapılmamışlardır. Örneğin, her ikisine de 50 kilometreden yakın olan Adana ile Mersin arasındaki Tarsus'un, Hatay-İskenderun'un ya da Şırnak-Cizre'nin tartışılması gibi. Özellikle sağ ve merkez sağ partiler, geçmişten bu yana kimi ilçelerin adını anarak bu vaadi sıklıkla kullanırlar” dedi.
30 büyükşehir, 70 il belediyesi
Hatta geçmişte bazı illerin cezalandırılması amacıyla ilçeye dönüştürüldüğü dönemlerin dahi olduğunu anımsatan Tiryaki, ''Dolayısıyla bu tartışmanın yerleşim yerlerinin sorunlarını çözme amacıyla gündeme geldiğini düşünmüyorum. Türkiye'de 30 büyükşehir ve 51 il belediye başkanı var. İl sayısı 100'e çıkarsa bu tablo 30 büyükşehir ve 70 il belediyesi şeklinde değişir. Bu başlı başına önemli bir değişikliktir. Bunun bir seçim mühendisliği boyutu taşıyıp taşımadığı sorulursa, adı geçen ilçelere bakıldığında bir seçim mühendisliği sonucuna yol açacağı kanısında değilim. Bunu öteden beri süregelen siyasi bir seçim vaadi olarak değerlendirmek daha doğrudur” şeklinde konuştu.
Mesele, merkezin vesayetidir
Devlet Bahçeli'nin “100 İl, 1000 İlçe” teklifini dile getirirken yerel yönetimler mevzuatının düzenlenmesinden muhtarlıkların güçlendirilmesine kadar birçok başlığa değindiğini fakat yerel yönetimin en temel birimi olarak mahalle ve muhtarlıkların kurumsal yapısının güçlendirilmesi yönünde şimdiye kadar hiçbir adım atılmadığını ifade eden Mehmet Rüştü Tiryaki, şöyle devam etti: “Oysa yapılması gereken, mahalle sakinlerinin ortak kararlar alarak yönetime doğrudan katılabileceği mekanizmaları kurmak ve bu yönde mevzuat değişikliğine gitmektir. İktidarın buna dair herhangi bir çalışması bulunmuyor. Mevzuat açısından en temel mesele, merkezi yönetimin yerel üzerindeki idari vesayet yetkisidir. Bir kanun, anayasa değişikliği ya da Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne dahi gerek duyulmaksızın yalnızca İçişleri Bakanlığının, valiliğin veya kaymakamlığın tek bir yazısıyla bir belediye başkanı görevden uzaklaştırılabiliyor ve yerine kayyum atanabiliyor.''
Yerel yönetimler güçlendirilmeli
Tek bir yazıyla kayyum atanmasının doğrudan sandığın ve halk iradesinin anlamsızlaştırılması olduğuna işaret eden Tiryaki, bu bağlamda yeni illerin çözüm olmadığını, aksine yerel yönetimleri güçlendirecek adımların atılması gerektiğini vurguladı. Tiryaki, şunları ifade etti: ''Hem seçme hem de seçilme hakkının gasbıdır. Bu sürecin bütünüyle sonlandırılmasını sağlayacak yasal düzenlemeler şarttır. Yerel yönetimler; kendi gelir kaynaklarını yaratabilen, kent bileşenleriyle birlikte kararlar alabilen, merkezi yönetime karşı idari ve mali açıdan özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bu doğrultuda Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na konulan çekincelerin kaldırılması elzemdir. Zaten AKP'nin, CHP'nin ve YENİ Parti'nin programlarında da bu şarta atıflar yer alıyor. Bizler de geleneğini devraldığımız siyasi çizgide bu çekincelerin kaldırılmasını her zaman savunduk. Tabii bu da tek başına yeterli değildir. Merkezi bütçeden pay aktarmanın ötesinde, yerel yönetimlerin kendi bütçelerini oluşturup yönetim mekanizmalarını serbestçe belirleyebilecekleri kanuni reformlar hayata geçirilmelidir.”
***
DEM Parti'nin grupları olacak
"Kent Uzlaşısı"yla seçilen DEM Partili meclis üyelerinin partiye dönme kararının, seçim sonrası muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlar başlayınca ertelendiğini belirten Tiryaki, şunları söyledi: "CHP listelerinden seçilen kimi başkan ve meclis üyeleri bağımsız kaldı, bir kısmı YENİ Parti'ye geçti. Aralarında İzmir ve Afyonkarahisar gibi yerlerin de bulunduğu kimi isimler ise AKP'ye katıldı. Bu tablo karşısında yaptığımız durum değerlendirmesinde, arkadaşlarımızın kendi siyasi kimlikleri ve partimizin çatısı altında mücadele etmelerinin daha doğru olacağı kanaatine vardık. DEM Parti'ye geçişler başladı. Kısa süre içinde İstanbul, Mersin ve diğer merkezlerde kendi meclis gruplarımızı oluşturarak demokratik yerel yönetim politikamızı sürdüreceğiz.”
Ortak yönetme ilkesi değişmedi
İstanbul'da seçilmiş 50'ye yakın, Mersin'de ise 24 civarında meclis üyesi bulunduğunu ve tamamının DEM Parti'ye geçiş yapacağını paylaşan Tiryaki, şunları dile getirdi: “İstanbul'da yürütülen Kent Uzlaşısı soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan, tutuklanan ve görevden uzaklaştırılan arkadaşlarımız oldu. Ancak açılan dava beraatle sonuçlandı ve yöneltilen iddialar çöktü. Dolayısıyla görevden uzaklaştırma gerekçesi ortadan kalktığı için arkadaşlarımız görevlerine iade talebiyle İçişleri Bakanlığı'na ve İstanbul Valiliğine resmi başvurularını yaptılar. 15 büyükşehir meclis üyemizden 5'i bu durumdaydı; beraat kararı sonrası en kısa sürede görevlerine döneceklerini öngörüyoruz. 'Kent Uzlaşısı' stratejisinden ve kentleri tüm bileşenleriyle ortak yönetme ilkemizden vazgeçmiş değiliz. 'Kent Uzlaşısı'nın ruhunu koruyarak çalışmalarımıza devam edeceğiz.”